(1567 S. K. m. 3) (765 S. K. m. 36) (1918 S. K. m. 1)
Dava: 1567 sayılı Kanuna muhalefetten sanıklar Mehmet Vedat, ve Mustafa'nın yapılan yargılamaları sonunda; sanıkların beraatlerine dair İstanbul Sekizinci Asliye Ceza Mahkemesi'nden verilen 02.03.1979 gün ve 24/81 sayılı hüküm müdahil vekilinin temyizi üzerine Yargıtay Yedinci Ceza Dairesi'nce incelenerek bozulup yerine geri çevrilmiştir.
İlk hükümde direnmeye ilişkin aynı mahkemeden verilen 11.09. 1979 gün ve 416/367 sayılı son hükmün Yargıtay'ca incelenmesi C.Savcısı ve müdahil vekili tarafından süresinde verilen dilekçe ile istenilmiş ve müdahil yönünden koşulunda yerine getirilmiş olduğundan, dosya C.Başsavcılığı'nın hükmün bozulması istemini bildiren 17.12.1979 gün ve 7/7355 sayılı tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
1567 sayılı Yasaya muhalefetten sanıklar Mehmet Vedat ile Mustafa'nın beraatlerine ve dava konusu altınların sanıklara iadesine ilişkin hüküm, özel dairece; özetle: Türkiye'ye kıymetli maden ithali serbestliğinin, yolcuların değeri 1000 liradan fazla olan kıymetli madenlerini Maliye Bakanlığı tarafından tayin edilecek yerlere, bedelsiz olarak ithal edilecek kıymetli madenleri ise doğrudan doğruya Merkez Bankası'na satılması koşulu ile sınırlı olduğu, 17 sayılı Karar ve buna ilişkin tebliğlerin kıymetli maden ithali ile ilgili hükümlerini sınırsız bir serbestlik mahiyetinde anlamak ve kabul etmeniz mümkün olmadığı belirtilerek sonuç olarak: (Bu nedenlerle; ibraz edilen faturada kayıtlı altınların yurda ithaline ait gümrük giriş beyannamesinin tasdikli suretleri celp olunarak, Şevket dinlenip, defter kayıtları incelenmek suretiyle altınların bedelsiz olarak yurda ithal edilip edilmediğinin, Merkez Bankası'na satılıp satılmadığını tespiti ve sonucuna göre altınlara veya bedellerinin sanıklara iadesine karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması) isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel mahkeme ise; ilgili mevzuata göre altınların Merkez Bankası'na satılma mecburiyetinin ithalcileri ilgilendirdiğini, olayda sanıkların doğrudan doğruya ithalci olmadıklarını, başka şahıslardan kuyumculuk sanatında kullanmak üzere aldıklarına dair savunmalarının aksini gösteren delil bulunmadığını, isnat edilen suçtan beraat eden kişinin elinden altınların alınıp Merkez Bankası'na satılmasının bir müsadere ve dolayısıyla bir ceza niteliğini taşıyacağını, bunun da verilen kararla bir çelişki teşkil edeceğini ve kendisinin ithalci olmaması dolayısıyla bulundurulması ve yurda ithali serbest olan altınlarının elinden alınıp Merkez Bankası'na satılmasının kanunun umumi prensiplerine aykırı bir durum yaratacağını, ve yurt ekonomisinde de zararlar meydana getireceğini, bu yola gidilmesine yasal olarak bulunmadığını, vesaire belirterek önceki hükümde direnmeye karar verilmiştir.
Dosyaya olduğu ve delillere göre: Olay tarihinde görevliler tarafından Kapalı çarşıda yapılan arama sırasında sanıkların ortak olarak çalıştırdıkları kuyumcu dükkanının gizli bir yerinde, üzerinde yabancı menşeli olduklarını gösteren yazılar olan beheri birer kiloluk 13 adet 24 ayar (995 - Milyon) külçe altın bulunduğu, sanıklardan M. Vedat bu altınlardan haberdar olmadığını savunduğu, diğer sanık Mustafa ise olaydan hemen sonra verdiği ifadesinde bu altınlardan kendisini şahsen tanıdığı altın işleriyle uğraştığını bildiği bir şahıstan satın aldığını bildirdiği bilahare Şevket tarafından düzenlenen ve üzerinde (Fatura şerhi: Yeşilköy Giriş Gümrüğü 05.10.1977 tarih 16532 sayılı beyanname ile ithal edilmiştir) kaydı bulunan 29.12.1978 gün ve 151 sayılı faturayı 15.01.1979 tarihinde C.Savcısına ibraz ettiği), mahkemece bu faturanın sanıkların defter kayıtlarına intikal ettirildiğinin saptandığı anlaşılmaktadır.
Görüldüğü gibi, özel daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık ithalci olmayan kişide yakalanan yurda yasalara uygun biçimde sokulmadığı saptanan kıymetli madenin (altının) akıbetine ilişkindir.
Konuya açıklık getirmesi bakımından ilgili mevzuata değinilmekte yarar vardır.
Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 17 sayılı Kararın 3. maddesinin 10. bendinde Kıymetli madenlerin tanımı yapılmış, her nevi ve şekildeki altın ve platinin kıymetli maden olduğu belirlenmiş;
11. maddesinin 1. fıkrasında: Türkiye'ye kıymetli taşlar ve kıymetli eşyalar ile Maliye Bakanlığı'nca tayin edilecek yerlere satılmak kaydıyla kıymetli maden ithalinin serbest olduğu; 2. fıkrasında ise: Yolcuların beraberlerinde getirdikleri gümrüklerce takdir edilecek kıymeti Bin (1.000) lirayı geçmeyen, kıymetli madenlerin ithal ve satışının serbest olduğu, yabancı yolcular değeri ne olursa olsun tekrar yurt dışına çıkarmak üzere beraberlerinde getirdikleri kıymetli madenlerini pasaportlarına kaydettirmek ve yurt dışına çıkarmak kaydıyla Türkiye'ye sokabilecekleri;
31. maddesinin 3. fıkrasında: yolcuların beraberlerinde getirdikleri ve değeri 1.000 lirayı geçen kıymetli madenlerin gümrük idarelerince, Maliye Bakanlığı'nın tayin edeceği yerlere satılmak taahhüdünü ifade eden bir vesika alınmak ve pasaportlarına kaydolunmak suretiyle ithaline serbestçe müsaade edileceği; 4. fıkrasında: Yolcular tarafından, talep edildiği takdirde değeri 1.000 lirayı geçen kıymetli madenler hariçte gösterilecek bir adrese gönderilmek veya çıkışlarında kendilerine iade edilmek ürere emanete alınacağı; 5. fıkrasında ise: Yabancı yolcular hakkında 11. madde hükmünün mahfuz bulunduğu;
17 sayılı Karara ilişkin seri: 1, no: 2 sayılı usul ve müşterek hükümler Tebliği'nin 33. maddesinin (a) fıkrasında aynen: (Türkiye'ye bedelsiz olarak kıymetli maden ithali serbesttir. Ancak ithal edilen kıymetli madenlerin Merkez Bankası'na satılması mecburidir. Gümrüklere getirilen kıymetli madenler gümrük idarelerince ancak mezkur banka veya emrine teslim edilir. Yolcular hakkındaki hükümler mahfuzdur).
Yine 17 sayılı Karara ilişkin seri: 4, no: 4 sayılı görünmeyen muameleler Tebliği'nin 4. maddesinde: Türkiye'ye gelen yolcuların girişte, beraberlerindeki Türk parası ve kıymetli madenlerini..... tebliğe bağlı örneklere uygun beyannamelere kaydetmek ve bunları gümrük kapılarında yetkili gümrük memurlarına tebliğ etmek suretiyle beyan edecekleri, hükümleri yer almaktadır.
Bu hükümlerin birlikte incelenmesinden ve Ceza Genel Kurulu'nun 08.05.1967 gün, 161/111 sayılı içtihadından varılan sonuç şudur Türkiye'ye kıymetli maden ithali serbesttir. Ancak yolcu beraberinde yetirildiğinde 1.000 liranın üzerindeki değerler Maliye Bakanlığı'nın göstereceği yere, bedelsiz ithal yolu ile ithal edilenler ise, tamamının Merkez Bankasına satılması koşuluna bağlanmıştır. O halde kayıtsız ve şartsız bir ithal serbestliğinin varlığını kabule olanak yoktur. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası altın ithali ile yetkili kılınmıştır. Kuşkusuz, yurda yasal olmayan yollarla sokulan altın, yurt ekonomisini de olumsuz yönde etkileyecektir. Aksi halde, yukarıda değinilen hükümlerin varlık nedeni izahsız kalacaktır, bu hükümlerle güdülen amaç sözü edilen olumsuz etkiyi önlemektir.
Daha da açıklığa kavuşturmak için konuyu bir örnekle izah etmek mümkündür.
Bir şahıs kıymetli maden ile yurda girmek isterse 17 sayılı Karara ilişkin seri, 4 no: 4 sayılı Tebliğin 4. maddesine göre kıymetli madenini beyan etme mecburiyeti vardır. Kişi beyanda bulunmuş ise, durumuna göre kıymetli madenini Maliye Bakanlığının göstereceği yere veya Merkez Bankası'na satmak zorundadır. Kişi beyan mecburiyetini yerine getirmemiş, ancak yapılan aramada kıymetli madenler elde edilmiş ise, bunlar yurda gizli şekilde sokulmak istendiğinden, şahsın cezalandırılması yanında kıymetli madenin zoralımına da karar verilecektir.
Bu kişinin beyan mecburiyetini yerine getirmeden ve yeterli gümrük kontrolü yapılmadan kıymetli madeni ile yurda girdiği ve bunları ikinci,... kişiye devrettiği kabul edilecek olsa: bu ikinci kişi kıymetli maden ile yakalandığında ne gibi işlem yapılacaktır? Bu kişinin cezai sorumluluğu var mıdır? İthalci olmayan kişinin elinde yakalanan ve yurda yasalara aykırı biçimde sokulduğu anlaşılan yabancı menşeli kıymetli madenin akıbetli ne olacaktır? İşte çözümlenmesi gereken sorun budur.
71,07 Gümrük Tarife Pozisyonuna göre yurda altın ithali gümrük vergi ve resmine tabi değildir. Bu nedenle olayda 1918 sayılı Yasaya muhalefet suçu oluşmaz. 1567 sayılı Yasaya dayanılarak çıkarılan 17 sayılı Karar ve bu karara ilişkin tebliğlerde kıymetli madenin bulundurulmasını yasaklayan bir hüküm de bulunmamaktadır. halde şahsın cezai zorunluluğu söz konusu olamaz. Esasen özel daire ile yerel mahkeme arasında bu konuda bir uyuşmazlık da yoktur.
Sanıkların ibraz ettiği ve 13 kilo yabancı menşeli altını satın aldıklarına dair faturada (Yeşilköy Giriş Gümrüğü 05.10.1971 tarih, 16532 sayılı beyanname ile ithal edilmiştir) şerhi bulunmaktadır. Buna göre, faturayı veren Şevket'in bu ithal işlerini ne şekilde gerçekleştirdiğini araştırmak, eğer ithal ettiği altınları Merkez Bankası'na satmamış, tebliğ hükümlerini yerine getirmemiş ise, bunu sağlamak gerekir. Tebliğ hükümleri yerine getirilmiş ise altınların olduğu gibi sanıklara iadesine dair verilen karar doğrudur. Aksi halde, tebliğ hükümlerinin yerine getirilmesi sağlanmalı, altının Merkez Bankasına teslimi ile Türk Parası karşılığının ödenmesine karar verilmelidir.
Bu durum bir el koyma veya zoralım niteliğinde değildir. 17 sayılı Karara ilişkin tebliğler hükümleri altın ithalini koşula bağlamıştır. Bu koşulun yerine getirilmesini sağlamak zoralım olarak kabul edilemez. Aksi düşünce benimsenecek olursa; ithal edilen altının Maliye Bakanlığı'nın göstereceği yere veya Merkez Bankasına satılması zorunluluğu bir yükümlülük ise bu yükümlülük tebliğ hükümlerine uygun şekilde davranan kişiye yüklenmiş, tebliğ hükümlerini yerine getirmeyen ve bu davranıştan faydalanan kişiler ödüllendirilmiş olunur. Başlangıçta kabul edilen mecburiyeti sonradan ortadan kaldırmaya olanak yoktur. Diğer yönden, sanıklar kuyumcu olduklarına göre altının ne gibi koşullarla yurda ithal edilebileceğini bilecek durumdadırlar. Bu nedenle, faturada ithal edildiği belirtilen altınları satın alırken bu koşulları araştırmaları gereklidir.
Altının ithal şeklini, tebliğ hükümlerinin kabul ettiği koşulun yerine getirilip getirilmediğini araştırmak, tebliğ hükümlerine uyulmamış ise bunu sağlamak zoralım veya el koyma niteliğinde olmadığı gibi, suçlulukla bulunmadığı için sanıklara verilen beraat kararı ile çelişki biçiminde düşünülemez. Burada sanıkların ve altınların hukuki durumlarını birbirinden ayırmak gerekir. Beraat kararının nedeni ve gerekçesi başka, yasal olmayan yoldan yurda sokulan altının Merkez Bankasına verilerek Türk Parası karşılığının ödenmesi nedeni başkadır, olayda hiçbir zaman TCK.nun 36. maddesi uygulanmamaktadır.
Bu durum döviz ithali ile de karşılaştırılamaz. Zira, Türkiye'ye döviz ithali, beyana veya herhangi bir işleme tabi tutulmadan serbest bırakılmıştır. Yurda sokulduğunu teşvik bakımından beyan edilmesi gerekebilir. Altın ithali ise koşula bağlanmıştır.
Bu nedenlerle, özel daire kararı yerinde olup uyulmak gerekirken yazılı biçimde önceki hükümde direnilmesi usul ve yasaya aykırı görüldüğünden C.Savcısı ile müdahil vekilinin, temyiz itirazlarının kabulü ile direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk kararına katılmayan üyelerden S. Korkmaz ve M. Alimoğlu:
(Anlaşmazlık konusu, ithalatçı veya yolcular tarafından Türkiye'ye getirilmiş olup da Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 17 sayılı Kararın 11. ve buna ilişkin seri: I - II sayılı usul ve müşterek hükümler tebliğinin 33. maddesi uyarınca TC. Merkez Bankası'na satılması öngörülen 1.000 TL. olan fazla değerdeki altınları, bu lazıme yerine getirilmeyip üçüncü şahıslara satmaları halinde ceza yaptırımına tabi kılınmayan bu kimselerin satın aldıkları altınlara el konulup, konulmayacağı noktasında toplanmaktadır.
Gümrük tarife cetvelinde vergiden muaf kılınan kıymetli madenlerden altının, Türkiye'ye ithali, ithal rejimi dışında bırakılarak, Türk parası kıymetini koruma hakkındaki yasa ve karar hükümlerine tabi tutulmuş olduğundan altın kaçakçıları hakkında 1918 sayılı kaçakçılığın men ve takibine dair yasanın uygulanması mümkün bulunmamaktadır.
Bu nedenle uyuşmazlığın 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun kapsamı içerisinde kalınmak suretiyle halli gerekli bulunmuştur.
Anılan bu yasada zoralımı içeren hükümler 3. maddenin (a) bendinin 2. fıkrası ile aynı maddenin (B) bendinde yer almaktadır. Buna göre yurt dışında Türkiye'ye 1.000 TI. den fazla değerden altın sokan kimse veya yolcunun bunları beyan dışı bırakması veya beyanında fazla çıkması halinde doğrudan doğruya hamil ceza yatırımına maruz kalacağı gibi altınlarda müsadere edilecektir. Yasada zoralımla ilgili başka bir metin yoktur. Görülüyor ki özel bir yasa olan 1567 sayılı Kanun zoralım konusunda sınırlı hükümler getirmiş, geniş çaplı bir uygulamaya alan açmamıştır. Diğer yönden dairemizce de yasanın bu esprisi açılarak, TCK.nun genel müsadere hükümlerine kambiyo ve döviz suçları ile ilgili uygulamalarda yer verilmediği görülür. Örneğin: Aldığı müsaade belgesinde yazılı olandan değişik bir mal getirerek ithale kalkışan ve fakat buna olanak bulamaması nedeniyle taahhüde riayetsizliği saptanan kişinin gümrükte tutulan malı, keza triptik yolla yurda oto getirip süresinde yurt dışı etmeyen veya gümrüğe teslim etmeyen kişilerin ceza yaptırımına maruz kalmalarına mukabil müsadere edilmemesi zikredilebilir.
Bilindiği gibi 1918 sayılı Yasanın 1. maddesinin (C) bendinde gümrük muamelesine tabi tutulmamış, vergi ve resimleri ödenmemiş veya ithali memnu bir eşyanın alım, satımı bulundurulması, saklanması, taşınması, yasaklandığı ve bu fiiller kaçakçılık addedildiği içindir ki bu eşya hangi aşamada olursa olsun, kimde bulunursa bulunsun zaman tahdidi gözetilmeksizin müsadere edilir. Buna karşı bizatihi müsadereye tabi bulunmayan altın için benzer bir hükmü 1567 sayılı Yasa ve buna ilişkin kararlarda rastlamamaktayız.
Çoğunluk görüşü 17 sayılı Kararın 11. ve usul tebliğinin 33. maddelerinden kaynaklanmaktadır. Bu maddelerin doğrudan doğruya ithalcileri muhatap tuttuğunu belirttikten sonra uygulamada ortaya çıkacak sakıncaya değinmek gerekir. Sözü edilen maddelerde kıymetli madenden bahsedilmekte altın işin gerek ayar ve gerekse fiziki biçim yönünden bir ayrım yapılmamaktadır. 17 sayılı Kararın 3. maddesinin 10. bendinde (Her nev'i ve şekilde) sözcükleri ile yapılan tarif ise bir ayırıma müsait görülemez. Binaenaleyh içinde % 2 den yukarı cevher bulunan her altın halitası bu uygulamaya muhatap tutulacak ve bunları bulunduran kimseler ithalci olmasalar dahi TCK. Merkez Bankası'na teslim edilmek üzere altınlarına el konulacaktır. Halbuysa benimsenen özel daire çoğunluk görüşü yurt dışından getirilmiş külçe altınlara inhisar ettirilmektedir ki bu tefrikin yasal dayanağının izahı bizce bulunmamaktadır.
1567 sayılı Yasanın zoralıma değinen hükümleri dışında yasanın 1. maddesine dayanılarak çıkarılan 17 sayılı Kararın 4. maddesinde (Ticari, gayri ticari her türlü kaynaktan doğan dövizler mülkiyeti kime ait olursa olsun Maliye Bakanlığı'nın tasarrufu altındadır) biçiminde mevcut dövizlere yönelik metin gibi altın hakkında karar ve tebliğlerde uygulanması mümkün benzer bir hüküm bulunmadığı dikkate alınırsa yasama ve yürütme organlarının 3. şahıslarda bulunan kıymetli madenler için bir kısıtlama düşünmediği anlaşılır.
Nitekim 10.04.1979 günlü Resmi Gazetede yayımlanan seri 1 - 14 sayılı usul ve müşterek hükümler tebliği ile sonradan kabul edilen uygulamada bu görüşümüze destek olmaktadır.
Bu tebliğin 1. maddesi (14 ve yukarı ayarda toz, külçe, çabuk, veya levha, madeni para vs. her nev'i ve şekilde altının ticari amaçla bulundurulması imali, işlenmesi......... için faaliyette bulunmak isteyenler Maliye Bakanlığı'nda önceden yetki almak zorundadır.)
Aynı tebliğin 3. maddesinin 2. fıkrasında (yetki belgesi sahibi kişiler tarafından kayıt dışı bırakıldığı saptanan altınla özel izin alınmadan ithal edilmiş, külçe, çubuk veya levha şeklindeki altınlar resmi fiyattan TC. Merkez Bankası'na devredilir ve ilgililer hakkında kanuni kavuşturma yapılır) biçiminde hükümlere yer verilmiştir. Görülüyor ki yürütme organı sonradan yürürlüğe koyduğu bu tebliğ ile müdahaleyi yine sınırlı biçimde yapmaktadır. Bu sınırlama;
A) 14 Ayardan yukarı altınlara,
B) Ticari amaçlı faaliyetlere,
C) Tebliğin 3. maddesi ile kayıt dışı bırakılanlardan külçe, çabuk, levha biçimlerine hasredilmiştir.
Bilahare 25.02.1980 günlü Resmi Gazete'de yayınlanan tebliğ ile 1 - 14 sayılı tebliğin 1. maddesindeki 14 ayar kısıtlamasını 22 ayara çıkarmak suretiyle de müdahaleyi daha dar bir alana inhisar ettirmiştir.
Böylece yetkili organların 10.04.1979 gününden itibaren sınırlı biçimde müdahale ettikleri alan, çoğunluk görüşüyle sınırsız bir uygulamaya açılarak çelişkili bir tatbikata olanak verilmektedir.
Bu nedenlerle, olay tarihinde yurt içinde serbestçe tedavüle terk edilmiş olan altını satın alan kişinin bu altınlarına el koyma olanağı bulunmadığından kaynak araştırma amacı ile tevsii tahkikata gerek bulunmadığı) görüşü ile direnme hükmünün onanmasına karar verilmesi gerektiğini belirterek o yolda oy kullanmışlardır.
Çoğunluk kararına katılmayan diğer üyeler A. Galatalı, A. Özgür, N. Yüzbaşıoğlu, Ö. F. Yöndem ve M. Uygun'da; S. Korkmaz ile M. Alimoğlu'nun karşı düşüncesini benimseyerek direnme hükmünün onanması gerektiği yolunda oy kullanmışlardır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, tebliğnamedeki isteme uygun olarak direnme hükmünün (BOZULMASINA), depo parasının iadesine. 18.02.1980 gününde üçte ikiyi geçen oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy