(765 S. K. m. 459, 565, 79, 40) (647 S. K. m. 5) (1412 S. K. m. 253)
Dava: Dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu yaralamaya sebebiyet vermekten sanık Hasanın hükümlülüğüne ve cezasının teciline dair Gemlik Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 26.10.1979 gün ve 218/165 sayılı hüküm sanık vekilinin temyizi üzerine Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi'nce incelenerek bozulup yerine geri çevrilmiştir.
İİK hükümde direnmeye ilişkin aynı mahkemeden verilen 16.05.1980 gün ve 40/71 sayılı son hükmün Yargıtay'ca incelenmesi sanık tarafından süresinde verilen dilekçe ile istenilmiş, koşulu da yerine getirilmiş olduğundan dosya C.Başsavcılığı'nın hükmün bozulması istemini bildiren 10.09.1980 gün ve 9/3387 sayılı tebliğnamesiyle Birindi Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu yaralamaya sebebiyet vermek suçundan sanık Hasanın TCK. nun 459/2-son, 647 sayılı Yasanın 4-6, 6085 sayılı Yasanın 60/E maddeleri gereğince sonuç olarak 565 lira ağır para cezasıyla tecziyesine, ehliyetnamesinin on gün süre ile geri alınmasına, verilen cezanın ertelenmesine ilişkin hükmü, özel daire (Sanık tek fiili ile TCK. nun 565 ve 459. maddelerine uyan bir suç işlemiştir. 19.09.1979 günlü iddianame ile 565. maddeye muhalefetten açılan davada verilen hüküm kesinleştikten sonra yazılı emir yoluyla bu karar kaldırılmadan, aynı sanık hakkında, aynı fiilden dolayı açılan davada CMUK. nun 253/3. maddesi uyarınca davanın Reddine karar verilmesi gerekirken duruşmaya devama yazılı şekilde karar verilmesi) isabetsizliğinden bozmuş; yerel mahkeme ise: (CMUK. nun 253/3. maddesinde belirtildiği gibi aynı konuda verilmiş iki karar yoktur. Değişik konularda verilmiş iki karar vardır. Konulardan birisi kabahat, diğeri ise cürümdür. Bunlardan kabahat olanı ide cürüm olanı hazırlıkta ayrı, ayrı tahkikatlara tabi tutulduğundan bu şekilde çelişkili bu kararın meydana gelmesine sebebiyet verilmiştir. Ancak bu durumun telafisi mümkündür. TCK. nun 79. maddesi, tek bir fiille kanunun muhtelif ahkamının ihlal edilmesi halinde o kimsenin ahkamdan en şiddetli ceza ile cezalandırılmasını emreder. Özel daire kararında belirtildiği gibi ret kararı verilmesi halinde, tekrar bir davanın açılması mümkün olmayacaktır. Aslında asliye ceza mahkemesinden verilen karar geçerli sayılmadı, bu karar yazılı emir yolunu kapamadığından, ceza kararnamesiyle verilen karar için yazılı emir yoluna gidilmelidir. Aksi takdirde çok daha vahim durumlar meydana gelebilir. Örneğin kasten öldürmeğe teşebbüsten yapılan ateşle hedef alınan kişi TCK. nun 456/4. maddesine mümas şekilde yaralanmış, ancak aynı kurşun o anda görülmeyen başka bir şahsın ölümüne sebep olmuş, sanığa ceza adiyen yaralamaktan verilip hüküm kesinleştiği için infaz edildikten sonra öden şahsın cesedi ortaya çıksaydı TCK. nun 456/4, 457/1. maddelerinden verilen cezaya dayanılarak, ağır ceza mahkemesinde açılan davanın, ortada kasten öldürme olayı olduğu halde, Reddine mi karar verilecekti? Yargıtay'ın bozması, sanık evvela taksir ile yaralamaktan mahkum edildikten sonra, tehlikeli sevkten hüküm verilseydi yerinde olurdu) gerekçesiyle önceki hükmünde direnmiştir.
Dosyaya, oluşa ve mevcut delillere göre:
Sanık, Bursa-Yalova asfaltında aracını şarampole yuvarlamak suretiyle trafik kazası yapmış, bu kazada kendisiyle beraber annesi Bedriye ile Berrin de yaralanmıştır. Gemlik C.Savcılığı'nca yaralıların olayda iş ve güçlerinden kalmayacak şekilde yaralandıkları ve evrak arasında usulüne uygun şekilde verilmiş şikayet dilekçesi bulunmadığı belirtilerek, 19.09.1977 gün, 776/435 sayılı iddianameyle, tehlikeli surette vasıta sevk ve idare suçundan kamu davası açılması üzerine, Gemlik Sulh Ceza Mahkemesi'nin 22.09.1977 gün ve 407/365 sayılı ceza kararnamesiyle sanığın, TCK. nun 565/1; 647 sayılı Yasanın 4. maddesi gereğince sonuç alarak 120 lira hafif para cezasıyla tecziyesine karar verilmiş, 11.10.1977 tarihinde kesinleşen hüküm, 21.12.1977 tarihinde infaz edilmiştir. Kazada yaralanan ve Bursa Ü. Tıp Fakültesi Göğüs - Kalp - Damar Cerrahisi Kliniğine yatırılan Bedriye'nin hayati tehlike geçirdiğine ilişkin raporun gönderilmesi üzerine, Gemlik C. Savcılığı'nın 6.11.1978 gün ve 809/490 sayılı iddianamesiyle, sanığın bu defa TCK. nun 459/2, 6085 sayılı Yasanın 60/E maddesiyle cezalandırılması istemiyle Gemlik Asliye Ceza Mahkemesi'ne kamu davası açılmış, yukarıda açıklandığı şekilde sanığın yeniden mahkumiyetine karar verilmiştir.
Benzer olaylara ilişkin olarak çeşitli ceza dairelerince verilen kararların tam bir uyum göstermediği ve Ceza Genel Kurulu'nun 10.04.1978 güm ve 79/129 sayılı kararında: (Olayda sanık işlediği bir fiil ile kanunun muhtelif ahkamını ihlal etmiş bulunduğuna göre burada TCK. nun 79. maddesinin uygulanması söz konusudur. TCK. nun 565. maddesi gereğince ceza kararnamesiyle verilen mahkumiyet karara henüz kesinleşmeden; bu kararnameden habersiz müşteki, yasal süre içinde TCK. nun 459/1. maddesine yönelik şikayet kullanmış olmasına nazaran, bilahare itiraz edilmeyip kesinleşen ceza kararnamesinin 459. madde ile yapılan takibata engel olmaması ve müştekinin şikayet hakkını ortadan kaldırmaması gerekir. O halde, sanık hakkında TCK. nun 79. maddesi delaletiyle 459/1. maddesinin uygulanması lazım gelir. Bu itibarla, davanın CMUK. nun 253. maddesine göre Retdi gerekeceğini kapsayan bozmaya karşı yerel mahkemenin direnme kararı yerinde görüldüğünden hükmün esası incelenmek üzere dosyanın özel daireye tevdiine karar verilmelidir) 29.05.1978 gün ve 124/199 sayılı kararında ise: (Olay da sanık işlediği bir fiil ile TCK. nun 565. ve 459/2. maddelerini ihlal etmiş bulunduğuna göre, burada TCK. nun 79. maddesinin uygulanması söz konusudur. Ancak, TCK. nun 565. maddesi gereğince ceza kararnamesi ile verilen mahkumiyet hükmü kesinleşmiştir. CMUK. nun 253. maddesi uyarınca, bir kesin hüküm mevcut olduğuna göre, aynı fiilden dolayı ikinci defa açılan davanın bakılmasına yasal olanak yoktur. İzah edilen bu aşamada dava şartı mevcut değildir. Bu itibarla, itirazın kabulüne, özel daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir) denilmek suretiyle çelişkiye düşüldüğü görüldüğünden konunun uygulamaya açıklık ve istikrar getirecek şekilde bir defa daha ayrıntılarıyla incelenmesi zarureti hasıl olmuştur.
CMUK. nun 253. maddesinde: (Aynı konuda, aynı sanık için verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava var ise davanın Retdine karar verilir) hükmüne yer verilmiştir.
Ceza Genel Kurulu'nun yukarıda anılan 10.04.1978 tarihli içtihadına itibar edilirse; TCK. nun 79. maddesine öncelik ve muteberlik tanınmış, Usulün 253. maddesi hükmü ihmal edilerek, mevcut bir davaya ve hatta kesin hükme rağmen aynı konuda ikinci bir hüküm kurulmuş olur ki; CMUK. nun 253. maddesinin bu şekilde kaale alınmamasıyla, bu maddenin kaynağı olan, hukukun temel ilkelerinden olup, yargının otoritesi ve devamlılığı diye ifade edilen Ne bis in idem kuralına ve bu kuralın tekrarlandığı Avrupa Konseyi'nce hazırlanan ve Türkiye'nin de onayladığı Ceza Yargılarının Milletlerarası Değeri Konusundaki Avrupa Sözleşmesinin 52-55. maddeleriyle, Ceza Kovuşturmalarının aktarılması Konusunda Avrupa Sözleşmesin nin 35-37. maddelerine yer ve değer verilmemiş olur ki, bu mümkün değildir.
Buna mukabil, 29.05.1978 tarihli Ceza Genel Kurulu Kararına uyulur ve ikinci davanın Retdi esası koşulsuz olarak kabul edilirse; şekle ve dava açılışındaki önceliğe mutlak değer verilmesi sonucu hak zıyaına neden olunur.
Özel daire bozma kararında yer alan: TCK. nun 565. maddesine muhalefetten açılan dava sonucu verilen ve kesinleşen hükmün yazılı emirle kaldırılmasından sonra, tedbirsizlikle yaralama supuna ait davaya devam edilmesi görüşü de isabetli değildir. Zira ilk mahkumiyet hükmünün bazı ahvalde, Yargıtay incelemesinden geçtikten sonra kesinleşmiş olması nedeniyle yazılı emirle bozdurulması söz konusu olmayacağı gibi; yazılı emir yolu ile bozulan hükümlerin CMUK. nun 343. maddesinin açık hükmü karşısında sanık aleyhine bir hukuk sonuç doğurması da mümkün bulunmadığından, bozma kararı çerçevesinde yapılacak işlemler sorunun çözümüne yardımcı olamayacaktır.
Bu sorunun çözümü için TCK. nun 79. maddesi, CMUK. nun 253. maddesi ve konu ile ilgili yasa hükümlerinin sırasıyla incelenmesinde zorunluluk vardır.
TCK. 79. maddesinde: İşlediği bir fiil ile kanunun muhtelif ahkamını ihlal eden kimse o ahkamdan en şedit cezayı tazammum eden maddeye göre cezalandırılır. hükmü yer almaktadır.
Bu arada üzerinde durulacak konu İşlenen bir fiil kavramının ne olduğudur.
Majno Şerhi'nin (1. Cilt, 410-423 ncü sayfaları ile, 504 ve 505. sayfalarında) açıklandığı ve tüm Türk doktrinince de halen benimsendiği üzere: İtalyan Ceza Kanununun 1877 tarihli projesine kadar bu kavram fikri içtima ile ilgili, sözü edilen maddede AZİONE -taarruz- hareket olarak ifade edildiği için, tek taarruz, yani tek hareket karşılığında, tek ceza uygulaması yapılmıştır.
Hâlbuki 1889 tarihli İtalyan Ceza Kanunu hazırlanırken, hareket taarruz diye Türkçe'ye tercüme edilen AZİONE kelimesi terk edilerek yerine (bilinçli olarak, rapor ve müzakerelerde bu husus vurgulanmak suretiyle), FATİO = Fiil kelimesi konulmuştur.
Kanunumuz 1889 tarihli İtalyan Ceza Kanununun bir tercümesidir.
FATİO kelimesi: hareket-taarruz (AZİONE) + netice (EVENTO) + illiyet bağı (CONSALİTA) kavramlarını kapsadığı ve ifade ettiği halde; fiilin (FATİO) uygulamada, hareket - taarruzdan ayrı bir kavram olarak anlaşılıp kabul edilmesi sonucu, şimdiye kadarki, uygulamalarda görüldüğü gibi, ayrı, ayrı hukuki değerlendirmeye tabi tutulmuştur.
Halbuki aşağıda ayrıntılarıyla açıklanacağı üzere, tehlikeli surette vasıta kullanma sonucu, TCK. nun 459. maddesinde belirtildiği şekilde bir yaralanmanın meydana geldiği ahvalde, sanığın eylemi iki ayrı suç oluşturmakla birlikte, yaralamaya sebebiyet verme eylemi, tehlikeli surette vasıta kullanıma suçunu da masseden yeni ve ayrı bir sonuç husule getirmektedir.
CMUK. nun 253. maddesinde: Beraat, mahkumiyet, ret, durma, düşme kararlarının hüküm olduğu sayılmıştır. Sayılan kararları, hukuki doku (yapı) itibariyle bir incelemeye tabi tutarsak, üç guruptan oluştuğunu görürüz.
Birinci gurup: Suç hukuku müesseselerinden olan Beraat ve Mahkumiyet ikinci gurup: muhakeme hukuku müesseselerinden olan Ret ve Durma; üçüncü gurup ise: hem suç, hem muhakeme hukuku müesseseleri için getirilmiş elektrik bir tanzim, Düşme kararlarıdır.
Ret ve Durma bulunmadıkları takdirde kamu davasının açılması ve yürütülmesi mümkün olmayan unsurları diye tarif edilebilen (EREM, s. 199 - TANER, s: 90), dava şartlarının yokluğunun tespitine ilişkin kararlardır.
Ret ; hukuki yapı itibarıyla muhakemenin durmasının bir çeşididir. Muhakemenin durmasından farkı, Ret den sonra davaya devam edilecekse davanın yeniden açılması lazımdır (KUNTER, 6. Bası, s: 56).
Bu açıklama gösteriyor ki Ret den sonra yeniden dava açılması ve hüküm kurulması mümkündür. Bu nasıl olacaktır. Hukuki dayanağı nedir?
Ceza Davası, ceza muhakemesinin konusunu teşkil eden fiil ve bu fiil hakkında verilen hükümle sınırlıdır. Bu bakımdan ceza muhakemesinde ayrı bir özellik taşır ve sanık ancak Aynı Fiil den dolayı ikinci def'a yargılanamaz. Fiil değiştiğinde yeniden yargılama yapmaya hiçbir engel yoktur.
Öyleyse önemli olan, Aynı fiil nedir? sorusuna, kesin, kalıcı ve doyurucu bir tanım getirmektir. Kanunlarda bu husus haklı olarak tarif edilmemiş, sınır ve kapsamınım tespiti, doktrin ve uygulamaya bırakılmıştır.
Fiil denince bundan, yargılamanın konusunu teşkil eden ferdileştirilmiş maddi olay - ihlal edilen hukuki menfaat veya kanuni tipe uygun hareketin anlaşılması gerekir. Bu şekilde davranıldığı takdirdedir ki fiilin kapsamı tespit edilirken olaylardan doğan tesadüflerden korunmuş olur.
TCK. nun 565. maddesinde: (Caddelerde ve umumun gelip geçtiği yerlerde veya umuma açık mahallerde hayvanları ve arabaları ve otomobilleri eşhas ve eşyanın emniyetine tehlike verecek tarzda sevk ve idare) edenlerin; 459. maddesinde ise: (Tedbirsizlik veya dikkatsizlik yahut meslek ve sanatta acemlik veya nizam, talimat ve emirlere riayetsizlik neticesi olarak bir şahsa cismen eza verecek veya sıhhatini ihlal edecek bir zarar iras eden yahut akli melekelerinden teşevvüş husulüne sebebiyet) verenlerin gerçekleşen eylemleri suç kabul edilmiştir.
Görüldüğü gibi dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu yaralamaya sebebiyet verme suçu, tehlikeli vasıta kullanmak suretiyle TCK. nun 565. maddesine muhalefet suçunu kapsamına almakta, başka bir deyişle massetmekte dir.
Değişik hukuki konulara dayandıkları halde failin işlediği suçlardan biri, zorunlu olarak diğerini de kapsıyorsa: İhtiva eden kanun, ihtiva olunan kanunu kayıtlar ve faile tek bir ceza verilir kuralı gereği, daha hafif suçu da kapsayan diğer suçtan ceza verilecektir. Başka bir deyişle, hafif netice daha ağır netice içinde eriyecektir, massedilecektir. Yoksa bu suçlara ilişkin davalarına açılışı odaki veya hükme bağlanışındaki öncelik, adaletin feda edilmesi sonucunu doğuramaz Bu çeşit konuları TCK. nın 79. maddesi kapsamı dışındaki düşünmek gerekmektedir.
Kesin hüküm önleme etkisi fiilin mahkeme tarafından yargılanabildiği ölçüde mevcuttur. Mahkemenin tavsif görevinin sınırı tayin edilirken, Pltra possenemo obligatur (mümkün olmayan istenemez) kuralı uygulanır, yani mahkeme görevini ihtimamla yerine getirmesine rağmen, bazı durumlara ulaşmadığı için yargılamanın dışında bırakılmışsa bu sebeplerden dolayı yeni bir yargılama yapmak mümkündür; bu sebepler önleme etkisinin kapsamı dışında kalır. Diğer taraftan mahkemenin ihtimamına rağmen ele geçirilmeyen olaylar sonradan ortaya çıkmış olursa, bu halde de yeni yargılama yapılması mümkündür. Bu şekilde yeni bir yargılamaya cevaz verilince, bu durumda bir tamamlayıcı ek dava açılması gerekecektir. Bu ikinci açılan dava birinci hükmün ortadan kaldırılması amacını taşımayıp, bilakis onun tamamlanması amacını güder. Daha önce verilmiş ve kesinleşmiş olan hüküm varlığını muhafaza eder. Ancak bunun tamamlanması gerekir ve yargılama sonunda verilecek ceza mahsup edilir. Bu nitelikleri dolayısıyla ek dava üzerine yapılan muhakeme, muhakemenin yenilenmesi kanun yolundan ayrılır (HENKEL, Statverfahrensrecht, 1968, S: 389 390) (KERN-ROXİN, Strafverfahrensrecht, 1970, S: 232 390).
Böylece hukuk güven ve hakkaniyet arasında, hakkaniyet ve adalet aleyhine bozulan denge sağlanmış olur.
Yukarıda etraflıca açıklanan hususlar göz önünde tutulduğunda, sanık hakkında tehlikeli suretle vasıta kullanılıp TKC. nun 565. maddesine aykırı hareket etme suçundan açılmış bir dava sonucu verilmiş ve kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunması, şartları oluştuğu takdirde sanık hakkında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu yaralamaya sebebiyet vermekten ayrı bir dava açılmasını ve bu suçtan dolayı yeni bir mahkumiyet kararı verilmesini engellemez. Bu takdirde TCK. un 565. maddesine ilişkin mahkumiyet kararı da hukuki varlığını koruyacağından, bu suçtan verilen cezaların, tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu yaralamaya sebebiyet verme suçundan verilecek cezalardan TCK. nun 40, 19 ve 647 sayılı Yasanın 5. maddesi hükümleri göz önünde tutularak mahsubu gerekir. Eğer sanığa TCK. nun 565/2. maddesi gereğince meslek ve sanatın tatili cezası gibi, 459. maddede mevcut olmayan bir ceza da verilmişse, infazda hükümlü lehine olan hususların göz önünde bulundurulması ilkesi göz önünde tutularak, bu çeşit cezaların infaz edilmemesi; sanık hakkında TCK. 459/1. maddesinin uygulanması istemiyle kamu davası açılmış, müşteki şikayetinden vazgeçmiş ise, tehlikeli vasıta kullanma suçu yargılamaya konu olma vasfını yeniden kazanmış olacağından, TCK. nun 565, maddesi çerçevesinde inceleme yapılarak karar verilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, sanık vekilinin temyiz itirazının, kabulü ile, yerel mahkeme direnme hükmünün değişik gerekçe ile bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Üçüncü Ceza Daire Başkanı M. Sungur: (TCK.nun 565. maddesinin cezalandırdığı eylem, bir kimsenin caddelerde ve umumun gelip geçtiği yerlerde veya umuma açık mahallerde hayvanları ve arabaları ve otomobilleri eşhas ve eşyanın emniyetine tehlike verecek tarzda sevk ve idareten ibaret olmasına karşılık, 459. maddenin cezalandırdığı fiil 565. maddenin .. hayvanların ve arabaların ve otomobillerin eşhas ve eşyanın emniyetine tehlike verecek tarzda sevk ve idaresini de içerecek şekilde ve Fakat çok daha geniş kapsamla bir tarzda, şahısların tedbirsizlik veya dikkatsizlik yahut meslek ve sanatta acemilik veya nizamat, talimat ve emirlere riayetsizlik neticesi başkalarına cismen eza vermek veya sıhhatini ihlal etmeye yönelik olduğu, buna göre öğeleri ve oluşmaları ayrı olan bu iki suçun birinci kısmını 565. maddedeki deyimle hayvan, araba ve otomobillerin tehlikeli tarzda sevk ve idaresi olup, bu takdirde sanığın 565. madde ile cezalandırılması gerekeceği; sanık, 459. maddede açıklandığı üzere bu davranışının neticesi olarak bir şahsın yaralanmasına sebebiyet vermiş ise burada değinilen maddeye uygun ikinci suçun oluşacağı, bu nedenlerle her iki maddenin gerek zaman ve mekan ve gerekse oluşun biçimlerinin farklı olmasına binaen açıklanış biçiminde oluşması halinde iki maddenin ayrı, ayrı uygulanması gerekmektedir. Olayda sanık önce otomobilini şahısların ve eşyanın emniyetine tehlike verecek tarzda sevk ve idare etmiş, bundan dolayı hükümlendirilmiş, bu davranışını neticesinde mağdure Bedriye'nin hayati tehlike doğuracak şekilde yaralanmasına sebebiyet vermesine göre, ortada iki suç olduğu; birincisinin kamunun güvenliğine yönelik, şahısla ilgisi olmayan ve kast aranmayarak kabahat türünden bir suçu oluşturmasına karşılık, ikincisinin kişinin yaşamı ile ilgili, kamu güvenliği yanında kişisel haklarda sıkı sıkıya bağlı bir cürüm bulunduğu cihetle direnme kararının yasaya uygun düştüğünü) ileri sürmüş; bir üye ; (Özel daire bozma kararında açıklanan nedenlerle); bir başka üye ise: (CMUK. nun 253. maddesi gereğince davanın Reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek, yerel mahkeme kararının açıkladıkları nedenlerle bozulmasına karar verilmesi) gerektiği yolunda oy kullanmışlardır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, tebliğnamedeki, isteme aykırı şekilde, direnme hükmünün BOZULMASINA, depo parasının sanığa geri verilmesine, 02.03.1987 gününde üçte ikiyi geçen çoğunlukla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy