(466 S. K. m. 2) (765 S. K. m. 142)
Dava: 466 sayılı Yasaya göre manevi tazminat isteğinde bulunan Ali'nin bu isteminin reddine ilişkin, Ankara Altıncı Ağır Ceza Mahkemesince 21 .12.1988 gün 132/197 sayı ile verilen hükmü, davacının temyizi üzerine inceleyen Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi, 11.5.1989 gün 182/2448 sayı ile;
2.5.1977 gün, esas 1977/1, karar 1977/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı metni ile esprisi gözönünde bulunduramadan yazılı düşüncelerle davacının tazminat isteminin reddine karar verilmesi isabetsizliğinden bozmuş; Yerel Mahkeme ise, 12.6.1989 gün 110/109 sayı ile;
Beraat dosyası sübut yönünden incelenmemiştir. Teyp kasetindeki sözler komünizm propagandası niteliğinde olup, TCY. nın 142/1. maddesine muhalefet suçunun unsurlarını taşımaktadır. Beraat kararında, bantın yasak sözler taşıdığı belirtilerek kasetin zoralımına karar verilmiştir. Beraat kararı sübuta dair olmayıp suç unsurlarının oluşmaması gerekçesine dayandırılmıştır. Tüm bu sebeplerle davacı kendi kusuru ile tutuklanmasına yol açmıştır. Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi'nin 10.10.1979 kararı da, davamızla benzer olup ödence istemi kal gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de, Yargıtay'ca incelenmesi davacı tarafından süresinde istenildiğinden dosya; Yargıtay C. Başsavcılığı'nın bozma istemli 2.10.1989 tarihli tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle; Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Dosya içeriğine göre,
Davacı, nişanlısının evinde misafir olarak kalırken, evde, cezaevinden kaçanlarla bulunduğu ihbar edilmiş, yapılan aramada sol içerikli kitaplarla birlikte bir adet ses bandı bulunmuştur. Kasetteki sözlerle komünizm propagandası yapıldığından bahisle kamu davası açılmış, davacı iki gün nezarette ve 26.5.1988-14.7.1988 tarihleri arasında da tutuklu olarak kalmıştır. Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi, sanığın yasak kaseti başkalarına dinletmesinin propaganda mahiyetini almadığı gerekçesiyle sanığın beraatine, teyp kasetinin zoralımına, kitapların iadesine karar vermiş, bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, suçun unsurlarının oluşmaması nedeniyle beraat kararı verilmesi halinde, davacının 466 sayılı Yasaya göre tazminat talep hakkının doğup doğmadığı ve davacının kendi kusuru ile tutuklamaya sebep olup olmadığıdır.
2.5.1977 gün, 1/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre, yasa dairesinde tutuklandığı suçtan beraat eden sanığın Yasa Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki 466 sayılı Yasanın 2. maddesi gereğince açtığı tazminat davasına bakan mahkeme, Yargıtay'dan geçmeden kesinleşen beraat kararını sübut yönünden inceleyemez.
Yerel Mahkeme; beraat dosyasının sübut yönünden incelenmediğini ileri sürmüş, öte yandan kasetteki sözleri komünizm propagandası niteliğinde olup TCY. nun 142/1. maddesine muhalefet suçunun unsurlarını taşıdığını kabul etmiştir. Beraat kararında bantta yasak sözler olduğu belirtilerek zoralıma karar verildiğini, beraatin sübuta ilişkin olmayıp suç unsurlarının oluşmadığı gerekçesine dayanıldığını kabulle tazminat istemini reddetmiştir.
Kesinleşmiş beraat kararlarının eksik incelemeye dayanması veya delillere ters düşmesi halinde tazminat verilmeyeceğine dair yasada bir hüküm mevcut olmadığı gibi beraat nedenleri arasında da bir ayırım yapılmamıştır. Aksine, yasada beraattan başka, haklarında kovuşturma yapılmasına veya son soruşturmanın açılmasına veyahut ceza verilmesine mahal olmadığına karar verilenlere de tazminat verileceği belirtilmekle böyle bir yorum kesinlikle önlenmiştir (2.5.1977 gün, 1/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı). Beraat kararının gerekçesi ne olursa olsun, tazminata hükmedilmesi gerekir. Buradaki tazminatın esası, kusursuz sorumluluğa, objektif mesuliyete dayanmaktadır.
Beraatla sonuçlanan önceki hüküm kesinleşmiş bulunduğundan oradaki kanıtların tazminat davasında yeniden ele alınıp takdire tabi tutulması, incelenmesi olanaksızdır. Sadece davacının ceza dosyasında ihmal veya kusurlu hareketleri ile tutuklanmaya neden olup olmadığı araştırılacaktır. Bahse konu kusur, tutuklanmaya neden olan hareketler olup, olayın işlenmesindeki kusurlu hareketler değildir.
Davacı, beraat ettiği dava dosyasında, hazırlık soruşturmasında alınan ifadelerinde, bulduğu kaseti nişanlısı ile dinlediğini, propaganda yapmadığını savunarak suçu inkar etmiştir. Sanığın tutuklanma nedeni suçun niteliği ve mevcut delil durumudur.
Sanık başkasını kurtarmak maksadıyla şüpheyi kendi üzerine çekmek için birtakım deliller uydurarak suçlu olduğu kanaatini yaratmak, kanıtları yok etmek, kaçmak gibi şahsi kusuru ile tutuklanmasına sebebiyet vermemiştir.
O halde, tutuklanmasında şahsi kusur veya ihmali bulunmayan davacının, davasının reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, tebliğnamedeki istem gibi Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, 06.11.1989 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy