(765 S. K. m. 59, 62, 448, 456, 457)
Taraflar arasında öldürmeyi gerektirecek nitelikte köklü bir husumet bulunmamaktadır. Sanık, müdahilin kullandığı otonun durmak için yavaşlamasından korkarak, panik içinde silahı ile ateş etmiş, otoyu izlememiş ve eylemini sürdürmemiştir.
Sanığın eylemi, etkili eylem suçunu oluşturur.
Adam öldürmeye teşebbüs suçundan sanık C.'in TCY.nın 448, 62, 59. maddesi ile 13 yıl 4 ay ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve fen ceza tayinine, "Sanık hakkında TCY.nın 456/1, 457/1. maddelerinin uygulanması gerektiği" karşı oyuyla ve oyçokluğuyla (Bursa Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi)nce verilen 30/11/1989 gün 123/227 sayılı hükmün sanık vekili tarafından temyizi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay Birinci Ceza Dairesi, 21/03/1990 gün 265/682 sayı ile;
"Yirmi yıl kadar önce kendisine verilmeyen kız ile sanığın evlenmesini içine sindiremeyen mağdur ile sanık aradan uzun süre geçmiş olmasına rağmen konuşmazlar. Suç günü saat 18.30 sıralarında mağdur müdahil A. yönetimindeki M. marka özel arabası ile sanığa 1,5 metre mesafede arabasında binili bulunan mağdur Ö.'i indirmek üzere durduğu sırada esasen araları açık olan mağdurun bu ani duruşundan kaygıya kapılan sanığın, hamili tabancasını çekip mağdur müdahile ait özel arabaya yönelik üç kez ateş ettiği, ne var ki bu atışlardan birinin arabanın sol ön tarafından Ön camın yan sol camla birleştiği, kenardan girmesi ile mağdur müdahil A.'in sol kol dirsek bölümünden giren kurşunla, mağdur Ö.'in de yaralandığı, 1,5 metre gibi yakın bir mesafe olduğu halde sanık, olanağı varken eyleminde ısrarlı, olmamış müdahil A.'in hayati nahiyelen yerine arabayı hedef seçmesi ve bir rastlantı sonucu müdahil ve mağdurun yaralanmış olması itibariyle sanığın öldürme kastı ile hareket ettiğini kabul etmek mümkün değildir. Olanağı varken eyleminde ısrarlı olmayan ve müdahil ve mağdurun hayati nahiyelerini hedef seçmeyen sanığın eylemini müessir tut olarak değerlendirilip TCY.nın 456/1, 457/1 ve 59. maddeleri uyarınca cezalandırılması gerekirken yazılı düşüncelerle adam öldürmeye kalkışmak kabulü suretiyle suç niteliğinin tayininde yanılgıya düşülmesi" isabetsizliğinden bozmuş;
Yerel Mahkeme, 30/05/1990 gün 89/104 sayı ile;
"Sanık, tabanca gibi öldürmeye elverişli alet kullanmış ve müteaddit defalar ateş etmiştir. Hayati bölgeleri hedefleyerek ateş ettiği, arabadaki kurşun deliklerinden anlaşılmaktadır. Tabancayı dik tutmuştur. Müdahil, idaresindeki vasıtayla hızla ve zikzak çizerek kaçmıştır" gerekçesiyle ve "mağdurun ayaklarına ateş edilmiştir. Yaralar hayati tehlike yaratmamıştır. Öldürmeyi gerektirir husumet yoktur. Aracı takip etmemiştir. Sanık yaralama kastı ile hareket etmiştir" karşı oyu ile oyçokluğuyla önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de, Yargıtay'ca incelenmesi sanık vekili tarafından süresinde istenildiğinden dosya, Yargıtay C. Başsavcılığı'nın bozma istemli 02/10/1990 tarihli tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle; Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Adam öldürmeye teşebbüs suçundan sanık C. hakkında açılan kamu davasında; sanığın eyleminin öldürmeye teşebbüs suçunu mu, yoksa etkili eylem suçunu mu oluşturduğu Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlığın konusunu oluşturmaktadır.
Dosya içeriğine göre, sanık 1966 yılında müdahil tarafından istenen fakat onay verilmeyen karısı ile daha sonra evlenmiştir. Bu nedenle taraflar arasında kırgınlık bulunmaktadır. Olay akşamı, davaya katılan sevk ve yönetimindeki otomobilde bulunan Ö.'in inmesi için, köyün girişinde yavaşlamıştır. Bu sırada kahveden gelmekte olan ve oradan geçmekte bulunan sanık, arabanın durmasından kuşkulanarak, tabancası ile üç el ateş etmiş, müdahili sol kol dirsek kısma ön yüzünden 5 gün iş ve gücüne engel olacak şekilde, otoda bulunan Ö.'i ise sol bacak arka yüzünden, 15 gün normal uğraşısından kalacak biçimde yaralamış ve eylemine kendiliğinden son vererek olay yerinden uzaklaşmıştır.
Sanığı ateş ederken gören olmamıştır. Sanık müdahilin otomobili üzerine sürmesi nedeniyle hedef almaksızın ayaklarına doğru ateş ettiğini öldürme kastının olmadığını savunmuştur.
Hedef belli olup otoyu kullanan müdahildir. 1,5 metre mesafeden yapılan atışta durmak üzere olan otoda bulunan şahısların istenilen hayati nahiyelerinin seçilmesi ve müdahilin öldürülmesi mümkündür. Buna rağmen şikayetçinin kolundan ve yanında oturan şahsın bacağından yaralanması, oto üzerinde olay günü yapılan incelemede, otonun sol kapı kelebek camında, ön cam sol kısmında ve sol arka kapı camı ile arka cam arasındaki bölmede mermi izlerinin bulunması, savunmayı doğrulamakta, sanığın öldürme kasıt ile hareket etmediğini göstermektedir. Kaldı ki, taraflar arasında öldürmeyi gerektirecek nitelikte köklü bir husumet bulunmamaktadır. Yıllar önce henüz bekarken sanığın karısı, müdahil tarafından istenmişse de bu husus, sanığın öldürme amacıyla hareket ettiğini göstermemektedir. Çünkü öldürme amacının güdülmesi halinde 1966 yılından olay gününe kadar uzun bir süre beklenilmesi hayatın olağan akışına uygun değildir. Bu süre içinde, çok önceleri fiilin gerçekleştirilmesi mümkündür. Tüm dosya kapsamına göre sanık, müdahilin kullandığı otonun durmak için yavaşlamasından korkarak, panik içinde ruhsatlı silahı ile ateş etmiş, otoyu izlememiş ve eylemini sürdürmemiştir. Bu itibarla sanığın eylemi etkili eylem suçunu oluşturduğundan, direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkeme direnme hükmünün istem gibi (BOZULMASINA), 12/11/1990 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)