(765 S. K. m. 49, 50, 51, 448)
Dava: Yasal savunma koşulları altında adam öldürmek ve 6136 sayılı Yasaya aykırı davranışta bulunmak suçlarından sanık Halil'e ceza tertibine yer olmadığına dair, Mardin Ağır Ceza Mahkemesinden verilen ( 15.4.1988 gün ve 35142-18.1.1988 gün ve 86/124 ) sayılı hükümlerin Özel Dairece bozulması üzerine, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda sanığın TCK. nun 448, 51/2 ve 59. maddeleri uyarınca 6 sene 8 ay ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve 6136 sayılı Yasaya aykırı davranışta bulunmak suçundan ceza tertibine yer olmadığına ilişkin aynı mahkemeden verilen 28.9.1989 gün ve 44/66 sayılı hüküm C. Savcısı ve sanık vekilinin temyizi üzerine Birinci Ceza Dairesi'nce incelenerek 28.12.1989 gün ve 3229/3683 sayı ile Daire Başkanı T. Güven'in, Sanığın maktulü meşru müdafaa sınırlarını aşmak suretiyle öldürdüğünün kabulü ile TCK. nun 49. maddesi delaletiyle 50. maddenin uygulanması gerekir görüşündeyim ; Üye V. Savaş'ın, Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 3.6.1988 gün ve 185/331 sayılı ve sonraki bazı kararlarında açıklandığı gibi saldırının halen varlığını geniş manada anlamak ve başlayacağı artık muhakkak olan bir saldırıyı başlamış saymak zorunludur. Her olayda saldırının bilfiil başlaması beklenecek olsa bir çok hallerde savunma imkansız hale gelir. Bu nedenle, 1931 tarihli İtalyan Ceza Kanununda meşru müdafaanın kabulü için saldırının değil ondan doğan tehlikelerin halen var olmasından söz edilmiştir. Zaruret sınırının aşılması konusunda da failin içinde bulunduğu ruh hali yöresel özellikler adil bir tarzda göz önünde tutulmalıdır.
Öldürülen, aralarında husumet bulunan kayınbiraderi sanığa olay günü telefon edip silahlı olduğunu ve kendisini mutlaka öldüreceğini söylemiştir. Keza bir süre sonra karşılaştıklarında öldürülenin silahları davrandığını gören sanığın öldürüleceği korkusuyla daha atik davranıp meşru müdafaa şartları içinde ardı ardına ateş etmesi doğaldır. Öldürülenin 18.1.1988 tarihli ifadesinde Belimdeki silahı çekince sanık daha atik davrandı ve beni yaraladı. Niyeti beni yaralayıp tesirsiz hale getirmekti dediği de göz önünde tutulduğunda sanık lehine TCK. nun 49/2. maddesinin uygulanması görüşündeyim biçimindeki ayrık oylarıyla oyçokluğu ile onanmasına karar verilmiştir.
Bu karara karşı 31.1.1990 gün, 13 sayı ile itiraz yoluna başvuran C. Başsavcılığı, Daire Başkanı T. Güven'in karşı düşüncesine uygun açıklamalarla özel daire onama kararının kaldırılarak yerel mahkeme hükmünün bozulmasını istemiştir.
Dosya, Birinci Başkanlığa gönderilmekle; Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: İncelenen dosyaya göre;
Sanığın kız kardeşi Caziye ile evli olan maktul Mehmet'in içki ve kumara müptela olması nedeniyle, mali sıkıntıya düştüğü, bu yüzden aile reisliğinin gerektirdiği sorumlulukları yerine getiremediği gibi, eşine kötü davranmaya başladığı, kocasının kötü alışkanlıklarına ve olumsuz davranışlarına dayanmayan Caziye'nin babası evine gitmek ve boşanma davası açmak zorunda kaldığı, buna kızan maktulün zaman zaman kayınpederi Mehmet'in evine telefon ederek eşini ve yakınlarını ölümle tehdit ettiği, bu tehditlerden korkan sanığın babasının 10.12.1987 tarihli dilekçe ile C. Savcılığına başvurduğu, olay günü olaydan yarım saat önce eve telefon eden maktulün Benim hayatta beklediğini hiçbir şey yok. Evinizi bombalayacağım, silahım da var sizi öldürüp yurt dışına kaçacağım şeklinde tehditte bulunduğu, sanık ile babasının otomobille ilçe merkezine geldiğini görüp yolları üstünde karşılarına çıkıp elini beline attığı; önceki olaylar nedeniyle bu hareketten paniğe kapılan sanığın daha atik davranarak otomobilden inip, hamili bulunduğu tabancayla müteaddit el ateş ederek onu yaraladığı, ikisi göbekten birisi de dirsekten olmak üzere üç kurşun yarası alan maktulün hastaneye götürülürken yolda silahını polise verdiği olay yerinde yapılan incelemede 8 adet boş kovan bulunduğu, Ankara'ya götürülen maktulün almış olduğu yaraların tesiriyle 26.1.1988 günü öldüğü; iddia, ikrar, olay yeri tutanağı ve tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Özel Daire ile C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, sanığın maktulü meşru müdafaa sınırlarını aşmak suretiyle mi, yoksa ağır tahrik altında mı öldürdüğüne ilişkindir.
Meşru müdafaadan söz edebilmek için; maddi mahiyette haksız bir saldırının bulunması, savunma ile saldırının hem zaman olması, savunmanın saldırının devamı sırasında olması, savunma ile saldırı arasında uygun oran bulunması gerekir.
Ancak, saldırının halen varlığının geniş manada anlamak ve başlayacağı artık muhakkak olan bir saldırıyı başlamış, keza bitmiş olmasına rağmen tekrarından korkulan bir saldırıyı da henüz sona ermemiş saymak zorunludur.
Meşru müdafaa halinde işlenen fiil hukuka uygundur. Bunun sebebini hukuk düzeninin hakkın tecavüze uğramasına izin vermeyeceği esasında aramak gerekir. Ancak;
Failin karşılaştığı şartlarla münasip olmayan vasıtalarla kendini müdafaa etmesi veya saldırganı zararsız hale getirdikten sonra da müdafaa ve tepkilerinde ısrar edip sürdürmesi halinde zaruret sınırı aşılmış olur. Zaruret sınırının aşılması konusunda failin o anda içinde bulunduğu ruh halini de adil bir şekilde göz önünde tutmak lazımdır. Hakimin failin zaruret sınırını aşma derecesini doğru olarak takdir edebilmesi için kendisini tecavüze uğrayan ve o anda ruh hali değişmesi icap eden failin yerine koyması gerekir. Meşru savunmada hiçbir zaman ve hiçbir ahvalde sanığa kaçma mükellefiyeti tahmil edilemez ve kaçarak kurtulması istenemez veya bu halin yani kaçma imkanının var olup olmadığı meşru müdafaa saptanırken asla gözetilemez.
Zaruret sınırını aşma ile tahrik bir arada kabul edilemez.
Bu genel açıklamalardan sonra olaya bakıldığında, maktulün eşinin evi terk etmesi nedeniyle aralarında husumet bulunan sanığa telefon edip silahlı olduğunu ve kendisini mutlak suretle öldüreceğini söylediği, kısa bir süre sonra önlerine çıkıp aniden karşılaştıklarında ölenin elini beline attığı ve silahlı olduğu anlaşılmasına göre, sanık yasal savunma koşulları içindedir.
Fakat bir iki el hayati olmayan nahiyeye veya çevresine ateş etmekle yetinmesi gerekirken, arabadan ininceye kadar kendisine ateş etmeyen maktule 8 el ateş etmesi savunmada zaruret sınırını aştığını gösterdiğinden hakkında TCK. nun 49. maddesi delaletiyle 50. maddeyle uygulama yapılması gerekir.
Birinci müzakerede sanığın yüklenilen suçu;
a) Yasal savunma sınırlarını aşmak suretiyle,
b) Yasal savunma sınırları içerisinde,
c) Ağır tahrik altında işlediği yönünde yeterli çoğunluğu sağlayamayan üç ayrı görüş belirdiğinden, ikinci müzakerede aşamalı oylama yapılıp ilk aşamada sınırlarının aşılıp aşılmadığına bakılmaksızın olayda yasal savunma koşullarının bulunup bulunmadığı oylanmış, bir üyenin olayda yasal savunma koşulları yoktur yönündeki karşı oyu ile olayda yasal savunma koşullarının bulunduğuna karar verildikten sonra, CMUK. nun 384. maddesi uyarınca karşı oy kullanan üyenin de katılımıyla yapılan ikinci aşama oylamada, Sanığın yasal savunma sınırlarını aşmak suretiyle maktulü öldürdüğüne, çoğunlukla karar verilmiş olduğundan C. Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün açıklanan bu nedenle bozulmasına karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyeleri; sanığın yasal savunma sınırları içerisinde maktulü öldürdüğünü, zaruret sınırını aşmadığını belirterek itirazın bu gerekçeyle kabulü yönünde oy kullanmışlardır.
Sonuç: C. Başsavcılığı itirazının yukarıda açıklanan sebeple KABULÜNE ve Özel Daire onama kararının KALDIRILMASINA, Yerel Mahkeme hükmünün belirtilen olayda TCK. nun 50. maddesinin uygulanması gerektiği sebebi ile BOZULMASINA, 05.03.1990 günü yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından 26.03.1990 günü yapılan ikinci müzakerede çoğunluk ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy