(213 S. K. m. 10, 333, 360) (765 S. K. m. 59)
213 sayılı Yasaya aykırı davranışta bulunmak suçundan sanık N. Barut'un beraatına, sanık İsmail Barut'un aynı Yasanın 360. TCK. nun 59. ve 647 sayılı yasası 6 ncı maddeleri uyarınca 2.812.500. lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, verilen cezanın ertelenmesine ilişkin Balıkesir 2. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 26/02/1990 gün ve 3/67 sayılı hüküm sanık N. Barut'un beraatına yönelik olarak katılan idare vekilinin temyizi üzerine Dokuzuncu Ceza Dairesince incelenerek 10/10/1990 gün ve 2264/3300 sayı ile;
Sanığın 213 sayılı Yasanın 10 ve 333/son maddelerine göre ortaklığın idare ile bir ilgisi bulunmamaktadır.. biçimindeki açıklamalarla onanmasına karar verilmiştir.
Bu karara karşı 08.11.1990 gün ve 57 sayı ile itiraz yoluna başvuran C. Başsavcılığı;
Sanığa ait işyerinde tüzel kişilik söz konusu olmadığından bunun temsilcisinden de bahsetmek mümkün değildir.
Bu nedenle temsilciyi sorumlu tutan V.U.K.nun 10 ve 330/son maddelerinin olayımızla uygulama yeri yoktur. 360 ncı maddeye göre yasal temsilci olan sanık N. Barut'un da mahkumiyetine karar verilmesi gerekir biçimindeki açıklamalarla özel Daire onama kararının kaldırılarak Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesine istemiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genle Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
İncelenen dosyaya göre;
Sanık İsmail ve amcasının kızı sanık N. Barut'un ortak işlettikleri çiçek lokantasında yemek yiyen müşterilere fiş kesilmediği iddiasıyla açılan davada Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık bu ortaklığın idaresiyle bir ilgisi bulunmayan sanık N. Barut'un 213 sayılı Yasanın 360 ncı maddesine göre cezalandırılıp cezalandırılmayacağına ilişkindir.
213 sayılı Yasanın 10. maddesinde;
Tüzel kişilerle, küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef ve vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir.
Yukarıda yazılı olanlar bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin ve vergi sorumlarının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır. Bu hüküm Türkiye'de bulunmayan mükelleflere rücu edebilirler.
Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz.
333/son maddesinde Bu kanunun 344/1-6 numaralı bentlerine giren fiiller ile 358 ve 361 inci maddelerinde yazılı fiillerin işlenmesi halinde bu fiiller için 359,360 ve 361 maddelerinde öngörülen cezalar tüzel kişilerin kanuni temsilcileri adına hükmolunur. hükümleri yer almaktadır.
Görüldüğü gibi 10. maddede; tüzel kişiliği olmayan toplulukları yönetenlerin de tüzel kişilerin temel organlarını oluşturanlar gibi vergiden sorumlu olacakları belirlenmiş başka bir söyleyişle tüzel kişiliği olmayan kuruluşları yönetenlerin de vergi ile ilgili ödevleri yerine getirmekle görevli oldukları ve vergi yasalarına aykırı kusurlu davranışları nedeniyle kuruluştan alınamayan vergi ve cezaların bu kimselerden alınacağı açıklanmıştır.
16.07.1961 gün ve 17402 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 143 numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğ 'nin ceza hükümlerinde yapılan değişiklikler başlıklı bölümünde ise Bilindiği üzere, genel ceza hukukunun başta gelen prensiplerinden biri cezaların gerçek kişiler adına düzenlenmiş olmasıdır. Ayrıca cezanın suçu bilfiil işleyen kimselere çektirilmesi de cezada şahsilik prensibinin gereğidir. Yapılan düzenlemede bu prensibe ait kalınarak tüzel kişiliği ceza sorumlusu tutmak gibi bir anlayışa yer verilmemiştir.
Fakat genel ceza hukukunun prensiplerine uyum sağlamak için yapılan bu düzenlemedeki esas amaç suçun şekli sorumlusu olan kanuni temsilcilerin değil suçun ayrıntılarını bilen ve oluşmasından rolü olan temsilcileri cezalandırmaktır.
Bu nedenle Cezaya muhatap olacak kanuni temsilcilerin suç ve suçlu arasındaki ilişki bağı dikkate alınmak ve temsil yetkisinin bölüşümündeki ağırlık ve sınırlar araştırılmak suretiyle konuya açıklık getirilmiştir denilmek suretiyle cezai sorumluluğun kimlere ait olduğu belirtilmiştir.
Bu düzenlemelerden anlaşılacağı üzere tüzel kişiliği bulunmayan kuruluşlarda da ayrıntıları bilen ve oluşmasında rolü olan temsilcilerin cezalandırılmaları gerekmektedir.
İncelenen olayda tüzel kişiliği olmayan işyerinin (Çiçek Lokantasının) ortağı bulunan ve bu sıfatla vergi mükellefi olduğunda kuşku bulunmayan sanığın anılan işyerinin yönetimiyle ilişkisinin bulunmadığı anlaşıldığına ve işlerini yönetenlere müşterilere fiş kesmeyin biçiminde talimat vererek onların eylemlerine iştirak ettiği de saptanmadığına göre 213 sayılı Yasanın 360. maddesiyle mahkumiyetine karar verilmesine olanak yoktur. C. Başsavcılığı itirazının açıklanan bu nedenlerle reddine karar verilmelidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle C. Başsavcılığı itirazının reddine 17.12.1990 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy