(818 S. K. m. 388)
Dava: Dosya içeriği, savunma ve sanığın annesi F
.'ın beyanı karşısında sanığın suç kastıyla hareketini sübuta erdiren kanıtlar açıklanıp tartışılmadan yazılı biçimde hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkeme ise 04.07.1991 gün ve 82-118 sayı ile (Sanığın Borçlar Yasasının 388/3 üncü Maddesinde düzenlenen Özel bir vekaletnameye dayanarak annesi olan F
. adına suça konu bonoyu düzenlemediği gibi, F
.'nın da sanığa böyle bir yetki vermediği ve önceden rızasının bulunmadığı, eylemden sonra verilen rızanın ise suçun oluşmasını engelleyemeyeceği) biçimindeki açıklamalarla önceki hükümde direnmiştir.
Bu hüküm de sanık ve C. Savcısı tarafından süresinde temyiz edildiğinden, dosya Yargıtay C. Başsavcılığının "bozma" istekli 05.03.1992 gün ve 6/60693 sayılı tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Ceza Genel Kurul Kararı
İncelenen dosyaya göre;
Özel Daireyle Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, sanığın sahtekarlık kastıyla hareket edip etmediği hususundadır.
Sorunun çözümü ise öncelikle mağdurun rızası kavramı üzerine durmak gerekir.
Kamunun güveni aleyhine işlediklerinde kuşku bulunmayan belgelerde sahtekarlık suçlarında, mağdurun rızası hukuka uygunluk sebebi sayılamazsa da, failin, belgede sahtekarlıkta bulunma kastına etki yapmaktadır.
Belgelerde sahtekarlık suçlarında kast, zarar vermek bilinci ve iradesi olarak kabul edilmektedir. Mağdurun önceden verdiği rızası üzerine onun imzasının taklit ederek kullanan fail mağdura zarar vermek bilinci bulunmayacağından kastın varlığı ileri sürülemez. Ancak doğal olarak, rıza üzerine başkasının imzasını taklit eden failin, mağdura herhangi bir zarar vermeyecek kanısıyla hareket ettiği sabit olmalıdır. Mağdurun rızasının kastı ortadan kaldırabilmesi için fiilin işlenmesinden önce açıklanması zorunludur.
Mağdurun rızası açık olabileceği gibi zımmi de olabilir. Özellikle iki kişi arasındaki ilişkiler, böyle bir rızanın varlığını ciddi olarak kabule elverişli olduğu takdirde, bu rızaya dayanarak başkasının imzasını atan kimse de suç kastının varlığı kabul olunamaz. Yargıtay'ın duraksamasız uygulamaları da bu yöndedir.
Bu genel açıklamalardan sonra olaya bakıldığında; aksi kanıtlanamayan ve tanık F
. tarafından da doğrulanan savunmaya göre, sanık, şikayetçiden aldığı borca karşılık verdiği suça konu bonoda, annesi F
.'ın kendisine önceden verdiği rızaya dayanarak, onun yerine imza atarak, bonoyu şikayetçiye vermiştir. Borç ödenmeyince şikayetçi senedi icraya koymuş, F
. kazanmak amacıyla imzaya itiraz etmiştir. Nitekim bu hususu duruşmadaki beyanında açıkça söylemektedir.
O halde, sanığın önceden mevcut rızaya dayanarak annesi adına suça konu bonoya sahte imza attığı anlaşıldığından, sanıkta sahtekarlık kastı bulunmamaktadır.
Bu itibarla yüklenen suçun manevi ögesi bulunmadığından direnme kararının bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, sanık ve C. Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, direnme kararının istem gibi bozulmasına, 30.03.1992 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy