(765 S. K. m. 59, 80, 193, 416, 418, 429) (647 S. K. m. 4) (1412 S. K. m. 54)
Dava: Reşit olan mağdureyi zorla kaçırıp mayubiyetini müstelzim şekilde müteselsilen ırzına geçmek ve konut dokunulmazlığını bozmak suçlarından sanık C.C.nin TCK.nun 429/1, 59, 416/1, 80, 418/2, 59, 193/2, 59 ve 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca sonuçta 11 sene 14 ay 20 gün ağır hapis ve 750 lira ağır para cezalarıyla cezalandırılmasına kamu hizmetlerinden yasaklanmasına 9 sene, 8 ay, 20 gün yasal kısıtlılık altında bulundurulmasına sanıklar C.C, S.C., M.K.C., A.C., M.C., R.T., İ.A. ve S.T.nin beraatlerine ilişkin Şebinkarahisar Ağır Ceza Mahkemesince verilen 3.10.1991 gün ve 1990/16-1991/60 sayılı hükmün sanık C.C. ve Müdahil vekilleri tarafından temyizi üzerine dosyayı inceleyen
Yargıtay 5. Ceza Dairesi 7.11.1991 gün ve 4066/4792 sayı ile;
... C.C. dışındaki sanıklar hakkında verilen beraat hükmünün onanmasına,
Sanık C.C. vekilinin temyiz itirazlarına gelince; sanığın müsnet fiillerini cebir ve şiddet kullanarak işlediğini kabule yeterli açık ve kesin delil bulunmadığı gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyetine hükmolunması isabetsizliğinden üye N. Benlinin iddia savunma tanıkların beyanları dosyada mevcut bilgi ve belgeler karar yerinde tartışılıp değerlendirilen mahkemenin gerekçelerinde gösterip kurduğu mahkumiyet hükmü usul ve yasaya uygun olup onanması gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum biçimindeki karşı oyu ve oyçokluğuyla kararı bozmuştur.
Yerel Mahkeme ise 7.5.1992 gün ve 4/17 sayı ile; sanığın mağdureyi zorla kaçırıp müteselsilen ırzına geçtiği iddia tanık anlatımları odada bulunan eşyaların dağınıklığı yatak üzerindeki ayak izleri ve mağdureye ait ayakkabıların evine 300-400 metre uzaklıkta bulunması gibi birbirini tamamlayan delillerle saptandığından mahkumiyetine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur biçimindeki açıklamalarla önceki hükümde direnmiştir.
Bu hüküm de sanık vekili tarafından süresinde temyiz edildiğinden dosya Yargıtay C.Başsavcılığının bozma istekli 12.4.1993 gün ve 5/21184 sayılı tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Dosyanın esasının incelenmesine geçilmeden önce mağdurenin zorla kaçırıldığına ilişkin beyanda bulunan tanıkların kendi anlatımları ve birbirleri arasında çelişkiler bulunduğu belirtilip hükmün öncelikle bu çelişkilerin giderilmesi için bozulması gerektiği ileri sürüldüğünden soruşturmanın genişletilmesine yönelik olan bu husus ön sorun olarak kabul edilip yapılan incelemede, kendi beyanlarında ısrar ettikleri belirlenen tanıkların anlatımları arasındaki çelişkilerin giderilmesine imkan ve gerek olmadığına oyçokluğuyla karar verildikten sonra işin esasına geçilmiştir.
İncelenen dosyaya göre; sanığın reşit olan mağdureyi zorla kaçırıp mayubiyetini müstelzim şekilde müteselsilen ırzına geçtiği iddiasıyla açılan davada Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık sanığın olayda cebir ve şiddet kullanıp kullanmadığına ilişkindir.
Sanık aşamalardaki tutarlı anlatımlarında mağdureyi zorla kaçırmadığını onunla dini nikahla evlenip rızasıyla cinsel ilişkide bulunduğunu 20 gün kadar birlikte kaldıktan sonra evi terk edip gittiğini savunmuştur.
Sanığın bu savunması olaydan sonra mağdurenin kaldığı eve gidip onunla konuşan babası D.E. ve tanıklar T., E., F., A., A.C. ile O.K., A.A., A.Y., ve R.C.nin birbirini tamamlamayan anlatımlarıyla doğrulanmıştır.
Mağdure sanığın kendisini zorla kaçırıp evine götürdüğünü ilk kez kaçırıldığının 11. günü olmak üzere kızlığını bozup 4-5 kez ırzına geçtiğini iddia etmiş, tanıklar E.E., H.E. ve M.A. da zorla kaçırıldığını söyleyip bu iddiayı doğrulamışlarsa da aşamalardaki anlatımları çelişkilidir.
Mağdure ve aynı tanıkların suçladıkları diğer sanıkların beraatlerine karar verildiği ve iddia ettikleri gibi kapı ve pencerelerinin kırılmadığı gözetildiğinde inandırıcı nitelikte görülmeyen bu çelişkili anlatımlara itibar etmeye olanak yoktur.
Bu itibarla yüklenen eylemlerini cebir ve şiddet kullanarak gerçekleştirdiğine ilişkin hakkında yeterli ve inandırıcı deliller bulunmayan sanığın oluşa uygun aşamalardaki tutarlı savunmalarına itibar edilmesi gerekirken mağdure ve yakını olan tanıkların kendi arasında ve birbiriyle çelişen anlatımlarına itibar edilerek mahkumiyetine karar verilmesinde isabet görülmemiştir. Yerel Mahkeme direnme hükmünün açıklanan bu nedenlerle bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan kurul üyesi Sami Selçuk İddia ve tanıkların kendi anlatımları ve birbirleri arasında çelişki bulunmaktadır. Yerel Mahkeme kendi anlatımları arasındaki çelişkiyi gidermeye çalışmış ve fakat birbirleriyle olan çelişkiyi yüzleştirme suretiyle aşmaya çalışmamıştır.
Ceza Yargılama Yasasının 54. maddesine göre tanıklar, aynı oturumda birbirlerinden habersiz dinlenirler. O yüzden, bir tanık kendinden önce dinlenenin anlatımını bilemez. Bilecek durumda dinlenmişse, hukuka aykırı dinlenmiş demektir. Durum böyle olunca, aynı maddeye göre, çelişkinin giderilmesi için yüzleştirme zorunludur. Anlatımları birbirini tutmayan kimselerin karşı karşıya getirilmelerinin (yüzleştirilmelerinin) nedeni, bu karşılaştırma sonucu gerçeğe dönmelerini ve hangi anlatıma değer verileceğini belirlemektir. İlk mahkeme, bunu kendiliğinden yapmak zorundadır. Bunu yaptıktan sonra, hangi anlatımın hangi nedenle üstün tutulduğunu gerekçeli biçimde değerlendirecektir. Bu nedenlerle, aynı gün dinlendikleri gerekçeyle bu zorunluluktan vazgeçilemez. Karar, her şeyden önce bu nedenle bozulmak gerekirdi. (KUNTER, n, 423, GARRAD, precis, s, 408, 409, MANZİNİ, Trattato (Processuale) 111, 474,476).
Yüzleştirmeye gerek görmeyen Yüce Kurulun esasla ilgili görüşüne de katılmak olanaksızdır. Türk Yargıtayı, Alman, Fransız, İtalyan vb. ülkelerdeki bozma mahkemelerinin (cours de cassation) aynısıdır. Bozma mahkemeleri, doğrudan öğrenme (cognizione) yargılaması (duruşma) yapmamaktadırlar. Bu durumun belirleyici sonuçları şunlardır: Duruşma, yargılamanın en önemli aşamasıdır ve var olma (icat) nedeni de, bir olayın ya da olayların (hırsızlık, yaralama, şiddetli geçimsizlik, tanığın içtenliği v.b.) var ya da yok olup olmadığını saptamaktır. Bu saptama ise, tutanaklara göre değil; duruşmadan edinilen izlenimlere göre yapılacaktır. O yüzden, kanıtları yeterli/yetersiz, yanlı/yansız, içtenlik/içtenliksiz v.b. gibi değerlendirme yetkisi yalnızca duruşma yapan ve bu nedenle kanıtlarla doğrudan ve yüzyüze ilişki kuran ve onlar üzerinde sürdürülen yüksek sesli tartışmaları dinleyen duruşma yargıçlarına aittir. Davanın (esasın) değil, esası inceleyerek yalnızca hükmün yargıcı olan ve bu nedenle de ilk mahkemenin yerine geçmeden kararı bozan Yargıtay, duruşma yapmadığı için böyle bir değerlendirme yetkisine sahip değildir ve ilk mahkemenin yerine geçerek bunu yapması hem tehlikeli ve hem de yasaya aykırıdır. Tehlikelidir; çünkü, daha iyi araçlara sahip olanın yargısının yerine, daha kötü araçlara sahip olanın yargısı geçer ve dolayısıyla adli yanılgılara yol açar. Yasaya aykırıdır; çünkü, doğrudanlık, yüzyüzelik, açıklık ve sözlülük ilkelerine göre yapılan duruşmayı hiçler, gereksizleştirir ve vicdani kanı ve yargılandığı oranda sonuç çıkarma (tantum judicatum, quantum conclusum) ilkelerini yıkar. Esasen C. Yargılama Yasasının 322. maddesine göre, Yargıtay, ancak sayılı ve sınırlı durumlarda yerel mahkemenin yerine geçerek karar verebilir. Bütün bu nedenlerle, olaylara ilişkin sorunlarda, salt hukuksal denetim yapmakla yükümlü olan Yargıtay, yerel mahkemenin kanıtları değerlendiren gerekçesini, yalnızca gerekçesini; doğa, mantık, deneyim ve hukuk kurallarının ışığında inceleyerek denetler ve böylece gerekçelerde disiplin sağlama görevini yerine getirerek yargıçların yetişmesini (eğitsel görev) ve herkes için doyurucu kararlar çıkmasını sağlar. Bu konuda İtalyan Yargıtayının birkaç kararını sunmakla yetiniyorum: Yargıtay olayla ilgili değerlendirmeleri ilk mahkemenin elinden alamaz (Sez.I, 7.6.1989; Sez. VI, 30.10.1989, Riv.P. 1990, S.666), kanıt kaynağının ve kanıtın değerlendirilmesi, duruşma yapan ilk mahkemeye ait olayla ilgili bir sorundur. Yargıtay bu konuda yalnızca gerekçeyi inceleyerek denetleme yapabilir (Sez.I, 22.2.1990, Sez.IV, 11.12.1990, Riv.P. Ocak 1991, S.76, Kasım 1990, S. 989).
Yukarıda belirttiğim yüzleştirme dışında, Yerel mahkemenin kanıtları değerlendirmesinde, tutarsızlık, mantık ve deneyim kurallarına aykırılık bulunmamaktadır. Bu ve Yüksek Ceza Genel Kurulunun 11.3.1991 tarih ve 335/75 sayılı, 23.11.1992 tarih ve 252/308 sayılı kararlarında ayrıntılı biçimde açıkladığım gerekçelerle yüce kurulun yetki aşımı (exces de pouvoir) ile sakatlanmış olan çoğunluk görüşüne katılamamaktayım. Diyerek diğer üyeler direnme hükmünün haklı nedenlere dayandığını belirterek hükmün onanması yönünde oy kullanmışlardır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle Yerel Mahkeme direnme hükmünün isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 14.06.1993 günü oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy