(765 S. K. 491, 522) (1412 S. K. m. 260)
Dava: Hırsızlık suçundan sanık Mehmet U.'ın T.C.Y.nın 491/5, 522. maddesi uyarınca 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Dursunbey Asliye Ceza Mahkemesince 14.3.1991 gün ve 217-34 sayı ile verilen hükmün, sanık tarafından temyizi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 23.1.1992 gün ve 8501-487 sayı ile;
(Sanığın yüklenen suçu işlediğine dair kesin, inandırıcı ve hükümlülüğüne yeterli kanıt bulunmadığı gözetilmeden yazılı biçimde karar verilmesi) isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel mahkeme ise 14.5.1992 gün ve 46-53 sayı ile; Tanık Halil İlbey'in beyanı ve bunu doğrulayan Müşerref İ.'in anlatımı, sanığın çalınan koç bedelini ödemeyi kabul etmesi, koçun derisinin sanığa ait buğday yığınında elde edilmesi gibi kanıtlarla, sanığın üzerine yüklenen suçun sübuta erdiği, açıklaması ile önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükümde, sanık ve yerel C.Savcısı tarafından süresinde temyiz edildiğinden dosya Yargıtay C.Başsavcılığının "Bozma" istekli 4.3.1993 gün ve 60784 sayılı tebliğnamesiyle, Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel kuruluncu okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: İncelenen dosyaya göre;
Özel Daire ile yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, sanığın üzerine yüklenen suçun sübuta erip ermediği hususundadır.
Dosyada var olan kanıtlara bakıldığında; Şikayetçi Halil A.; 16.7.1990 günlü şikayet dilekçesinde; "olayı görmediğini, Halil İ.'in ağılından iki yaşındaki bir koçun iç organlarını köye 150 matre uzaklıkta arpalıklar arasında bulduğunu, derisininde sanığın ahırından çıktığını" belirtirken, hazırlık soruşturması sırasında jandarmadaki beyanında; "sanığın koçu götürdüğü sırada Halil İ. tarafından görüldüğünü" duruşmada ise, "sanığın kendisi ile jandarma karakol komutanı ve Ahmet A. adlı kişinin yanında sulh olmak isteğini" iddia etmiştir.
Sanık, aşamalarda "yüklenen suçu işlemediği,i buğday yığınında elde edilen deriyi harman yerindeki yığına kendisinin saklamadığını" savunmuştur.
Dinlenen tanıkların, sanığın kocu çaldığına ilişkin, kuşkudan uzak, inandırıcı ve yeterli bilgiye sahip olmadıkları anlaşılmıştır.
Sanığın, çalmadığını beyan ederek, koç bedelini ödemek suretiyle şikayetçiyle anlaşmayı kabul etmesi, sanığın yüklenen suçu işlediğini kabule yeterli bir kanıt sayılamaz.
Ceza Yargılamasının amacı hiç bir duraksamaya yer vermeden maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Bu araştırmada, yani gerçeğe ulaşmada mantık yolunun izlenmesi gerekir. Gerçek; akla uygun ve realist, olayın bütünü veya bir parçasını temsil eden kanıtlardan veya kanıtların bütün olarak değerlendirilmesinden ortaya çıkarılmalıdır. Yoksa bir takım varsayımlara dayanılarak sonuca ulaşılması, Ceza Yargılamasının amacına kesinlikle aykırıdır. Ceza Yargılamasında kuşkunun bulunduğu yerde, mahkumiyet kararından söz edilemez. Bu ilke evrenseldir.
O halde, sanığın üzerine yüklenen suçtan cezalandırılmasına yeterli, kesin ve inandırıcı kanıtlar elde edilemediğine göre direnme kararının bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, sanık ve Yerel C. Savcısının temyiz itirazları yerinde görüldüğünden, direnme kararının istem gibi BOZULMASINA, 19.04.1993 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy