(765 S. K. m. 50)
Yasal savunmada zaruret sınırının aşılması suretiyle adam öldürmek suçundan sanık Recep Kızılırmakın TCY. nın 448, 50nci maddesi uyarınca 4 sene hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesince 21.3.1994 gün ve 208-43 sayı ile verilen kararın, sanık müdafi ve C.Savcısı tarafından temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1nci Ceza Dairesince 24.10.1994 gün ve 2987-3397 sayı ile;
1- R. Kılıç, R. Kaya ve M. Bağlam haklarındaki kararın onanmasına,
2- Maktül G. Gülerin olaydan önce sanık R. Kızılırmakın Ankarada bulunan et entegre tesislerinde çalıştığı, bu tesiste gasp yapmayı düşünmekle beraber bu niyetini sanıklar R. Kılıç ve R. Kayadan gizlediği, onlara; R. Kızılırmak çok iyi adamdır. Size onun yanında iş bulacağım diye kandırarak, Erzurumda taksi şoförlüğü yapan sanık M. Bağlamla kendilerini Ankaraya getirmesi için 2.500.000 liraya anlaştıkları ve birlikte Recep Kızılırmakın tesislerine gittikleri, sanık Murata sen dışarıda bekle, paranı biraz sonra ödeyeceğiz diyerek maktül ve iki arkadaşı Remzi ile Reşatın sanık R. Kızılırmakın çalışma odasına girdikleri, sanık Recepin maktul Gündüze hayırdır niye geldin diyerek, kucaklayıp öptüğü, maktülün özel görüşeceğim demesi üzerine Recepin odada bulunan işçisi Y. Yıldızı dışarı çıkarmasından sonra maktülün önce sanık R. Kızılırmaka sen beni öldürtecekmişsin diyerek bıçağını çektiği, kalçasına dayadığı, Recepin böyle bir şey olmadığını söylemesine ve ismi geçen şahsa telefonla sormaya kalkışmasına rağmen telefon etmesini engellediği kasada ne kadar para olduğunu sorarak kasayı açmasını söylediği sanık Recepin savunması ve bunu teyit eden maktülün yanındaki Remzi ve Reşatın anlatımları ile açıklıkla anlaşılmaktadır. Tartışma götürmeyen ve mahkemenin de kabul ettiği bu oluş karşısında sanıklar R. Kılıç, R. Kaya, M. Bağlamın maktül Gündüz tarafından iş bulma vaadiyle esas maksadını gizleyerek, Reşat ve Remzinin yanında kuvvet oluşturmasını sağlamak maksadıyla sen beni öldürtecekmişsin diyerek bıçak çekip, maktül Gündüzün başlattığı olayda sanığın TCY. nın 461/ilk ve 49. maddesi koşulları içinde rastgele yere doğru yaptığı atışlardan birinin maktülün karnına isabeti sonucu ölümüne neden olmasında sanığın o anki ruhi durumu, bıçaklı saldırıda bulunan maktülün yanında tanımadığı iki kişinin de bulunması, saldırının boyutunun ne olabileceğini tahmin edebilecek durumda olmaması nedeniyle savunmada aşırılığa kaçtığının kabul edilemeyeceği gözönünde tutularak TCY. nın 49. Maddesinin tatbiki ile ceza tertibine yer olmadığına ve beraatına karar verilmesi gerekirken TCY. nın 50. maddesinin tatbiki) isabetsizliğinden oyçokluğuyla bozulmasına karar vermiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise, 28.11.1994 gün ve 40545 sayı ile;
Sanık savunması aşamalarda değişiklik göstermektedir. Olay sırasında R. Kayanın kendisine ateş ettiğini söylemesine karşın oda içerisinde boş kovan bulunmamıştır. Olay yeri olan oda içerisinde 5 adet boş kovan bulunmuş, sanığın ateş ettiğini söyleyerek teslim ettiği tabancadan bu boş kovanların atılmadığı saptanmakla olayda kullandığı tabancadan başka bir tabancayı teslim ettiği anlaşılmıştır. Olay saat 10.00-11.00 arasında meydana geldiği halde, zabıtaya 12.00 sıralarında ihbar edilmiş ve maktülle birlikte gelen kişiler dışındaki tanıklar sanığın fabrikasında işçi olduklarından aleyhine beyanda bulunmaları düşünülemez. Bu nedenlerle olayın meydana geldiği zaman ile zabıtaya yapılan ihbar zamanı arasındaki kazanılan süre içerisinde, sanığın oluşun aksine kendi lehine savunma geliştirdiği sonucuna varılmaktadır. Maktül ve yanındakiler sanığın fabrikasındaki işçilerle birlikte eşkâllerinin teşhisine olanak verecek şekilde uzun süre kalmışlar ve üzerlerinde gasp suçunu işlemeye hazırlıklı geldiklerini gösterir bir suç aleti saptanamadığı gibi Remzi, Reşat ve Muratın gasba teşebbüs ve izinsiz silah taşıma suçlarından beraatları da kesinleşmiştir. Maktülün gasba yeltendiğine dair savunmada diğer kişilerce doğrulanmamaktadır. Ayrıca, sanığın savunması da fabrikada çalışan tanık Yasin Yıldızın ilk aşamadaki beyanı ile de çelişmektedir. Ayrıca, bu yöndeki savunma olayın akışını, anlatımı yönünden kendi içerisinde hayatın olağan davranış biçiminde de ters düşen ibareler taşımaktadır.
Maktül sanığın başka bir işyerinde bir süre çalışıp ayrılmış, ancak aralarında bu olaya neden olabilecek ne gibi bir hadisenin geçtiği anlaşılamamıştır.
Sanık, maktülün çakı bıçağı ile saldırıp elinden yaralaması ve devamı muhtemel saldırısını, silah yönünden denge farkı büyük olan tabanca ile öldürme dışında etkisiz kılması mümkün iken beş atıştan üçünün isabetine ve bunlardan birini de yakından göbek nahiyesine atarak maktülü öldürmüştür. Bu nedenle Yerel Mahkeme kararı isabetlidir.) Açıklamasıyla itiraz etmiştir.
Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
İncelenen dosyaya göre;
Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, sanığın yasal savunmada zaruret sınırını aşıp aşmadığı hususundadır.
Yasal savunma TCY. nın 49. maddesinde düzenlenmiştir. Bir savunmanın yasal (meşru) sayılabilmesi bazı koşulların gerçekleşmesine bağlıdır. Bu koşullar iki grupta toplanabilir.
1- Saldırıya ilişkin koşullar: Nefse ya da ırza yönelmiş bir haksız saldırı olmalıdır. TCY. nın 49. maddesinde; ... bir taarruzu filhal defi zarureti denilmek suretiyle, somut olarak bir saldırının var olması gerektiği belirtilmiştir. O halde saldırı ile savunma aynı anda olmalıdır. Muhtemel bir saldırıya karşı savunma meşru sayılamaz. Sona ermiş bir saldırıya karşı girişilecek hareket de savunma değildir. Bununla birlikte, başlamamış ve fakat başlaması muhakkak olan ve başladığında savunmayı olanaksız kılacak veya çok zor durumda bırakacak bir saldırıya karşı savunma yasal sayılmalıdır. Öte yandan, sona ermiş olmakla beraber, yenilenmesi her an beklenen saldırının da bitmemiş sayılması gerekir.
Bu saldırının haksız olması, onun mutlaka suç sayılmasını gerektirmez. Önemli olan hukuk düzenine aykırılığıdır.
Haksız saldırı nefis ya da ırza yönelik olmalıdır.
2- Savunmaya ilişkin koşullar: Saldırıdan kurtulmak için savunmada bulunmak zorunlu olmalıdır. Faile kaçmak yükümlülüğü yüklenemez. Bu itibarla, kaçması olanaklı iken kaçmayarak kendini savunan fail yasal savunma hükmünden yararlanır.
3- Saldırı ile savunma arasındaki oran: Saldırıya uğrayan hak ile savunma arasında denge aranmalıdır. Kendisini bir sopa ile döven kimseyi tabancasını ateşleyerek öldüren failin davranışı arasında dengenin bulunduğu söylenemez. Bu denge saldırı ve savunmada kullanılan araçlar bakımından aranmalıysa da, bunu araçların özdeşliği biçiminde anlamamak gerekir. Bu itibarla saldırganın kullandığından daha etkili bir aracı, saldırıyı önleyecek biçimde kullanmış olan failin, denge (nispet) koşuluna aykırı davrandığı söylenemez.
O halde, Yasal savunma; failin ağır ve haksız bir saldırıyı kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak amacı ile gösterdiği zorunlu tepkidir. Yasal savunma halinde işlenen fiil, hukuka uygundur. Bu halde hukuka aykırılık unsuru ortadan kalktığı için faile ceza verilemez.
TCY. nın 50. maddesinde düzenlenen, yasal savunmada zaruret sınırının aşılmasından söz edilebilmesi için, failin iradesinin savunmaya yönelik olması ve kendisini veya üçüncü kişileri savunma zaruretinde bulunması gerekir. Örneğin, failin karşılaştığı koşullarla uygun olmayan araçlarla kendisini savunması veya saldırıyı etkisiz hale getirdikten sonra da savunma ve tepkilerinde ısrar etmek suretiyle aşırılığa kaçarak zaruret sınırının aşılması hali gibi...
Zaruret sınırının aşılıp, aşılmadığı belirlenirken, failin o anda içinde bulunduğu ruh halinin gözönünde bulundurulması gerekmektedir.
Bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlık konusu olaya bakıldığında; olaydan önceki tarihlerde sanığın İzmirdeki işyerinde kısa bir süre çalışan ölen G. Gülerin, sanığın Ankaradaki tesisinde gasp yapmayı düşündüğü, diğer sanıklar R. Kılıç ve R. Kayaya bu tesislerde iş bulacağını söyleyerek, onları Ankaraya gitmeye razı ettiği, sanık M. Bağlamın ticari otosu ile Erzurumdan Ankaraya gitmek üzere 2.500.000 liraya anlaştıkları, olay günü sabahleyin sanık R. Kızılırmakın tesislerine geldikleri, sanık Murata dışarıda beklemesini söyleyip, ölen G. Güler ve iki arkadaşı R. Kılıç ve R. Kayanın sanık Recepin bürosuna girdikleri, sanık Recepin öleni kucaklayıp öptüğü ve neden geldiğini sorduğu, ölenin özel olarak görüşmek istediğini söylemesi üzerine, işçisi tanık Y. Yıldızı dışarı çıkardığı, bunun üzerine ölen Gündüzün, sanık R. Kızılırmaka beni öldürtecekmişsin diyerek bıçak çektiği ve kalçasına dayadığı; sanık Recepin böyle bir şey olmadığını söylemesine rağmen, kasada ne kadar para var diyerek, kasayı açmasını istediği, bunun üzerine sanık Recepin kasayı açarak, aldığı ruhsatlı tabancası ile rastgele yere doğru ateş etmeye başladığı, bu sırada, bir merminin G. Gülerin karnına isabeti sonucu ölümüne sebep olduğu, sanık R. Kızılırmakın olay sırasındaki ruhi durumu, ölenin yanında tanımadığı iki kişi bulunduğu halde, kendisine yönelik bıçaklı saldırısı sırasında, bu saldırının boyutunun ne olabileceğini öngörebilecek bir durumda olmaması beraat eden sanıkların beyanına göre isteseydi üçünü de öldürebilecek durumda iken böyle bir sonucu gerçekleştirmemiş olması nedeniyle sanığın savunmada zaruret sınırını aştığı kabul edilemeyeceğinden, hakkında TCY. nın 49ncu maddesinin uygulanmasına yönelik Özel Daire bozma kararı yerinde bulunmaktadır. Bu itibarla itirazın reddine karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 06.02.1995 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy