(3167 S. K. m. 7, 12, 16) (5584 S. K. m. 17) (765 S. K. m. 59)
Dava: Karşılıksız çek düzenlemek suçundan sanık A.T.in 3167 Sayılı Yasanın 16/1 ve TCK. nun 59. maddeleri uyarınca 1 sene 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına 2 sene süreyle bankalarda çek hesabı açmasının ve çek keşide etmesinin yasaklanmasına ilişkin Bursa 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 4.12.1991 gün ve 182/1100 sayılı hükmün sanığın temyizi üzerine dosyayı inceleyen;
Yargıtay 10. Ceza Dairesi 15.12.1992 gün ve 12327/12972 sayı ile;
... Sair temyiz itirazları yerinde değilse de, Muhatap bankaca 3167 Sayılı Yasanın 7. maddesine göre zorunlu olduğu ihtaratı yaptığı cevaben bildirilmişse de dosyada mevcut ihtarname tebligat evraklarını alan kişinin 5584 Sayılı Posta Kanununun 17. maddesinde belirtilen iadeli taahhütlü mektup almaya yetkili olup olmadığı araştırılarak yetkili olmadığının anlaşılması halinde anılan maddede mevzubahis kuralın keşidecinin iyi niyetini göstermek imkanını sağlamak amacına yönelik olduğu da göz önüne alınarak çekin mahkemece bankaya tevdi edilip usulüne uygun olarak 7. maddeye göre zorunlu ihtaratın yapılmasının sağlanması ve bu ihtarat üzerine kanundaki yazılı 7 işgünü içinde düzeltme hakkını kullanıp kullanmadığının araştırılıp belgeleri de eklenerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizliğinden kararı bozmuştur.
Yerel mahkeme ise 6.4.1993 gün ve 140/242 sayı ile; Sanık soruşturmanın hiç bir aşamasında ihtarnamenin eline geçmediğini ve alındı belgesindeki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürmemiştir.
Alındı belgesinde tebligatı alanın sanıktan başkası olduğuna ilişkin bir açıklamada bulunmadığına göre tebligatın bizzat sanığa yapıldığının kabulü gerekir biçimindeki açıklamalarla önceki hükümde direnmiştir.
Bu hüküm de sanık tarafından süresinde temyiz edildiğinden dosya Yargıtay C. Başsavcılığının bozma istekli 23.2.1994 gün ve 10/74603 sayılı tebliğnamesiyle gönderildiği 10. Ceza Dairesinin 10.2.1994 gün ve 154/270 sayılı görevsizlik kararıyla Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: İncelenen dosyaya göre; Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık çek hesabı açılırken muhatap bankaya bildirilen adrese 3167 Sayılı Yasa uyarınca çıkarılan iadeli taahhütlü mektubun o yerde herhangi bir kişiye tebliğinin yeterli ve geçerli olup olmadığı hususundadır.
Sanığın keşide ettiği suça konu çeklerin karşılıksız çıkması üzerine çek hesabı açılırken muhatap bankaya bildirilen F. K...K... Ticaret adresine çıkarılan iadeli taahhütlü mektubunun tebliğ edildiği bildirilmişse de; alındı belgesinde tebligatı alanın kim olduğuna tebligatı almaya ehil ve yetkili kişi olup olmadığına ilişkin bir açıklama bulunmamaktadır.
Tebligata ilişkin düzenlemeler 7201 Sayılı Tebligat Yasası ile 5584 Sayılı Posta Yasasında ve özel olarak ta 3167 Sayılı Yasanın 12. maddesinde yer almaktadır.
7201 Sayılı Tebligat Yasasındaki genel ilke tebligatın bizzat muhataba, olanak bulunmadığı takdirde ehli ve yetkili olan yakınına veya çalıştığı işyerine, bu da olanaklı olmadığında tebligatı öğrenebilmesini sağlayacak araçlarla yapılmasıdır. Nitekim 16. maddede muhatap adreste bulunmadığı takdirde ailesi efradına veya hizmetçisine tebligat yapılacağı belirtilmiştir.
3167 Sayılı Yasanın 12. maddesinde ise Bu yasa uyarınca yapılacak ihtarlar herhangi bir adres değişikliği bildiriminde bulunulmadığı müddetçe çek hesabı sahibinin hesabı açtırırken bildirdiği adrese yapılmakla geçerli olur hükmüne yer verilmiştir.
Dikkat edileceği üzere bu hükümde tebligatın yapılmakla geçerli sayılacağı ifade edilmektedir. Bir başka anlatımla çek yasasının 12. maddesi uyarınca keşidecinin çek hesabı açtırırken muhatap bankaya bildirdiği adresi değiştirdiğine dair bankaya bir bilgi vermemesi halinde bu adrese usulüne uygun yasanın öngördüğü koşulları içerir biçimde yapılacak tebligatlar geçerli sayılacaktır.
Ancak tebligatın usulüne uygun biçimde yapılıp yapılmadığını saptamak için 5584 sayılı Posta Yasasının 17. maddesi hükmünün göz önüne alınması gerekir. Çek Yasasının 12. maddesindeki hüküm muhatap bankaya bildirilen adreste herhangi bir kimsenin tebligatı alması halinde tebligatın geçerli olacağını öngörmektedir. Önemli olan bu adreste tebligatın Posta Yasasının 17. maddesinde öngörüldüğü üzere tebligatı almaya ehil ve yetkili bir kimseye yapılmasıdır. Eğer tebligat muhatap bankaya bildirilen adrese yapılmış tebligatı almaya ehil ve yetkili bir kimse tarafından tebligat alınmışsa tabii ki geçerli sayılacaktır. Ancak tebligat bu adreste herhangi bir kimseye yani tebligatı almaya ehil ve yetkili olmayan bir kimseye yapılmışsa geçerli sayılmayacaktır.
İncelenen olayda tebligat, çek hesabı açılırken bildirilen adrese çıkarılmışsa da alındı belgesinde tebligatı alan kişinin kim olduğuna, tebligatı almaya ehli ve yetkili kişi olup olmadığına ilişkin bir açıklama bulunmadığına göre tebligatın usulüne uygun yapıldığı söylenemez. Bu itibarla tebligatı alanın kim olduğu, tebligatı almaya ehil ve yetkili kişi olup olmadığı araştırılmalı ehil ve yetkili olmadığı anlaşılırsa 3167 Sayılı Yasanın 7. maddesinde öngörüldüğü üzere yeniden iadeli taahhütlü mektupla ihtar çıkarılmalıdır.
O halde Yerel Mahkeme direnme hükmünün açıklanan bu nedenlerle bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan kurul üyelerinden 4. Ceza Dairesi Başkanı S.S. 3167 Sayılı Yasanın 7. maddesinde öngörülen iadeli taahhütlü bildirim koşulu, aynı Yasanın 12. maddesiyle birlikte yorumlanmak gerekir. Bu maddeye göre, yerini değiştiren hesap sahibi, adres değişikliğini bildirmediği takdirde, hesabı açarken bildirdiği adrese yapılan bildirim geçerlidir. Bildirimin böyle bir adrese yapılmasını bile yasal karine ile geçerli sayan bir Yasanın, kanıtlanabilir bir bildirimi geçersiz sayması düşünülemez ve böyle bir sözel yorum aşırı biçimcilik olur. Esasen, amaç bildirimin içeriğinin duyurulmasıdır. Bildirim ve biçimi araçtır. İlgili gerçeği herhangi bir yolla öğrenmişse amaç gerçekleşmiş demektir. Yasa koyucunun, adli tebligat söz konusu olmadığından, iadeli taahhütlü mektup yolunu seçmesi kanıtlanmayı kolaylaştırmak içindir. Ancak, bildirim, elbette başka araçlarla yapılmışsa ve bu da kanıtlanmışsa, işlemde bir sakatlık olduğu ileri sürülemez. Nitekim, Yasamızın esinlendiği Fransız Çek Yasası da uyarının iadeli taahhütlü mektupla yapılmasını öngörmüştür. Ancak, bunun bir kanıtlanma sorunu olduğu ve bildirim biçiminin önemli bulunmadığı belirtilmiştir (CABRILLAC, Le droit P_nal du eh_que, Paris, 1976, m. 98; Selçuk, Çek Suçları, 1993, n. 202). Öte yandan, Yüce Yargıtayın elden yapılan bir bildirim belgesini, sanık keşidecinin kabulüne bağlanması da yerinde değildir. Zira, bir bildirim işlemi, biçimsel koşullarına göre geçerli ise, kişiler kabul etmeyince onu geçersiz saymak, çelişkili bir görüştür. Ayrıca, Ceza Yargılaması, kamusal (resmi) yargılamadır; Yasa açıkça öngörmediği takdirde tarafların iradesi, kamu davasının alınyazısını belirleyemez. Bu tasarruf dilemezlik ilkesinin doğal bir sonucudur. Bildirimin Yasanın amacı doğrultusunda yapılıp yapılmadığını araştırmak ve saptamak, ceza yargılamasında resen araştırma ilkesi uyarınca yargıcın işidir. İşlemin geçerliliğini bu amaç ve yasa belirler. Sanık- keşidecinin iradesinin burada bir işlevi yoktur, olamaz da. Dahası bu bir kamu düzeni hükmü de değildir. Uyarı ilgilinin bilgilerine herhangi bir yolla ulaşmış ve bunun kendisi ve tarihi kanıtlanmış ise işlem geçerli ve kanıtlama yeterlidir.
Olayımızda sanık böyle bir bildirimin yapılmadığını, işlemin geçersizliğini ya da habersizliğini ileri sürmemiştir. O nedenle mahkemenin bu konuda gösterdiği gerekçe yerindedir diyerek hükmün onanmasını, diğerleri ise hükmün haklı nedenlere dayandığını belirterek işin esasının incelenmesi için dosyanın özel daireye gönderilmesi yönünde oy kullanmışlardır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle Yerel Mahkeme direnme hükmünün istem gibi BOZULMASINA, oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy