(765 S. K. m. 240)
Dava: Görevi kötüye kullanma suçundan sanık A.S.Ç.'nin beraatine ilişkin Mersin 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 4.2.1992 gün ve 1990/426, 1992/16 sayılı hükmün katılan banka vekili tarafından temyizi üzerine dosyayı inceleyen; Yargıtay 4. Ceza Dairesi, ... Yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak, oluşa ve dosyadaki kanıtlara göre deneyimli İcra Müdür Yardımcısı sanığın borçlular B. Limited Şirketi ve G. Limited Şirketi ile ilgili olan takipten dolayı alınan ve henüz kesinleşmeyen itirazın iptaline ilişkin kararı kefil M.F.D. aleyhine yapılan icra takibi nedeniyle konulan hacze uygulayarak dayanak yapmak suretiyle yasaya aykırı biçimde haczi kaldırdığı ve yasanın açık hükmüne rağmen mahcuz malın elden çıkmasına yol açtığının anlaşılması karşısında eyleminin TCY.nın 240. maddesinde öngörülen suçu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizliğinden kararı bozmuştur.
Yerel Mahkeme ise, 21.12.1993 gün ve 132/958 sayı ile; İtirazın iptaline dayanak yapılan karar harçsız ve kesinleşmemiş ise de borçlu vekiline harçsız ilam vermekle icranın ilgisi yoktur; onlar bundan sorumlu tutulamaz.
Sanığın talebi kabule ilişkin 9.9.1988 günlü kararından açıkça anlaşılacağı üzere hacizden itibaren 2 yıldan fazla zaman geçmiş olup İİK. nun 106-110. maddeleri uyarınca 2 yıllık sürede satış istenmeyince haczin kaldırılması yasaldır. Sanıkta bunu yapmıştır. Hukuki yanılma olduğu kabul edilse bile suç kastı kesinlikle yoktur biçimindeki açıklamalarla önceki hükümde direnmiştir.
Bu hüküm de katılan banka vekili tarafından süresinde temyiz edildiğinden dosya Yargıtay C. Başsavcılığının onama istekli 27.4.1994 gün ve 4/24405 sayılı tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: İncelenen dosyaya göre; İcra Müdür Yardımcısı olan sanığın kesinleşmeyen kararı esasa alıp görevini kötüye kullandığı iddiasıyla açılan davada Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık sanığa yüklenen suçun oluşup oluşmadığına ilişkindir.
Sanığın, borçlular B. Limited Şirketi ve G. Limited Şirketi aleyhine yapılan takipten dolayı alınan ve henüz kesinleşmeyen itirazın iptaline ilişkin 24.10.1984 gün ve 353/936 sayılı karara dayanarak kefil M.F.D. aleyhine yapılan takip nedeniyle konulan haczi kaldırdığı ve böylece mahcuz malın elden çıkmasına sebebiyet verdiği saptanmıştır.
Sanık aşamalarda borçlu M.F.D. aleyhine yapılan takip nedeniyle konulan haczi, süresinde satış talebinde bulunulmadığı için kaldırdığını ve yaptığı işlemin İİK.nun 106 ve 110. maddelerine uygun olduğunu savunmuşsa da bu borçlu ile ilgili itirazın iptaline ilişkin karar 16.3.1989 günlü olup bu tarihten önce duran takipte satış istenemeyeceğinden savunmaya itibar etmeye olanak yoktur.
Kaldı ki kabulüne ilişkin 9.9.1988 günlü kararda; borçlu şirketler aleyhine yapılan takipten dolayı alınan itirazın iptaline dair 24.10.1984 günlü karara dayanılarak haczin kaldırıldığı açıkça belirtilmiştir.
Bu itibarla İcra Müdür Yardımcısı olan sanığın mesleki deneyimi gözetildiğinde yaptığı işlemin yasaya aykırı olduğunu bildiği halde henüz kesinleşmeyen ve borçlu M.F.D. ile de ilgili bulunmayan itirazın iptaline ilişkin 24.10.1988 günlü kararı bu borçlu aleyhine yapılan takibe uygulayarak taşınmazına konulan haczi kaldırdığı ve mahcuz malın elden çıkmasına sebebiyet verdiği anlaşılmasına göre TCK.nun 240. maddesinde düzenlenen görevde yetkiyi kötüye kullanma suçu yasal unsurları itibariyle oluşmuştur.
O halde sanığın oluşan bu suçtan mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle beraatine karar verilmesi yerinde görülmediğinden Yerel Mahkeme direnme hükmünün açıklanan bu nedenle bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle Yerel Mahkeme direnme hükmünün isteme aykırı olarak BOZULMASINA oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy