(1412 S. K. m. 250) (765 S. K. m. 240, 288) (2709 S. K. m. 138/4)
Dava: Görevi kötüye kullanmak suçundan sanık A. Bozkurt'un TCY. nın 240. ve 647 Sayılı Yasanın 4.maddesi uyarınca 1.825.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, süresiz olarak memuriyetten yoksun kılınmasına ilişkin, Hadim Asliye Ceza Mahkemesince 24/12/1992 gün ve 18/35 sayı ile verilen kararın, sanık ve C.Savcısı tarafından temyizi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 4.Ceza Dairesince 29/11/1993 gün ve 7167/8306 sayı ile;
1- Sanık hakkında aynı eylemden dolayı açılan dava sonunda, Asliye Ceza Mahkemesince 13.02.1992 tarihinde mahkumiyet kararı verilmiş olmasına göre, CYUY. nın 250/3.maddesi gereğince davanın reddi yerine işin esasına girilerek hüküm verilmesi,
2- Kabule göre;
a- Sanığın saptanıp kabul edilen eyleminin TCY. nın 228.maddesinde öngörülen suçu oluşturduğu düşünülmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
b- Kararda cezanın artırılmasına yer olmadığı belirtilmiş, ayrıca şiddet nedeni de gösterilmemiş bulunduğuna göre sanığın süresiz olarak memuriyetten yoksun kılınmasına karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 27/01/1994 gün ve 1/1 sayı ile (2/b) bozma nedenine uyarak; Sanık hakkında İlçe İdare Kurulunun 06/08/1991 gün ve 3 sayılı kararı ile açılan davada, 13/02/1992 gün ve 33/4 sayı ile T.C.Y.nın 240/1-3 ve 647 Sayılı Yasanın 4.maddesi uyarınca verilen mahkumiyet kararının 17/03/1992 tarihinde kesinleştiği, mahkum edilmesine rağmen sanığın eyleminde ısrar ederek, idari yargı kararına rağmen şikayetçileri görevlerine iade etmediği, bu nedenle Hadim İlçe İdare Kurulunca 30/06/1992 gün ve 4 sayı ile yargılamanın gerekliliği kararı verildiği, sanığın, idari yargı kararının kendisine tebliğ edildiği tarih olan 24/12/1990 tarihi ile şikayetçileri göreve iade ettiği 08/09/1992 tarihine kadar eylemini sürdürdüğü, temadi eden eylemi nedeniyle hukuki kesintiden sonra ikinci suçun oluştuğu ve sübut bulan bu eyleminin görevi kötüye kullanmak suçunu oluşturacağı, açıklamasıyla önceki kararda direnmiştir.
Bu kararda sanık tarafından süresinde temyiz edildiğinden, dosya Yargıtay C.Başsavcılığının bozma istekli 08.06.1994 gün ve 4/23761 sayılı tebliğnamesiyle, Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup, düşünüldü;
CEZA GENEL KURULU KARARI
İncelenen dosyaya göre;
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık;
a- Sanığın temadi eden eyleminin tek suçu mu, iki ayrı suçu mu,
b- Kabule göre de, eylemin TCY. nın 240ncı maddesine uyan suçu mu, 228nci maddesine uyan suçu mu oluşturduğu,
Hususlarındadır.
Kasaba Belediye Başkanı olan sanık 14.05.1990 tarihinde Encümen kararı ile şikayetçilerin görevlerine son vermiş, şikayetçilerin Konya Bölge İdare Mahkemesine açtıkları dava üzerine verilen iptal kararı 24.12.1990 tarihinde sanık belediye başkanına tebliğ edildiği halde, sanık karar gereğini yerine getirmemiştir. Bunun üzerine Hadim İlçe İdare Kurulunca 06.08.1991 gün ve 3 sayı ile sanık hakkında verilen yargılamanın gerekliliği kararı üzerine açılan davanın yargılaması sonucunda sanığın TCY. nın 240/1-3. md. uyarınca verilen 13/02/1992 gün ve 33/4 sayılı mahkumiyet kararı 17/03/1992 tarihinde kesinleşmiştir.
Sanık; hakkında 06.08.1991 gün ve 3 sayılı yargılamanın gerekliliği kararı ile ceza davası açılmasına ve bu dava sonunda mahkum olmasına ve şikayetçiler tarafından bundan sonra 05.03.1992 tarihli dilekçe ile yeniden göreve başlatılmaları istenilmesine rağmen, idari yargı kararını gene uygulamayarak eylemini sürdürmüştür.
Bunun üzerine Hadim İlçe İdare Kurulunca 30.06.1992 gün ve 4 sayı ile idari yargı kararını uygulamadığı nedeniyle yeniden ve ikinci kez yargılamanın gerekliliği kararı verilerek, inceleme konusu dava açılmış ve sonuçta da TCY. nın 240/1-3. md. uyarınca sanığın cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Her ne kadar Özel Daire sanığın idari yargı kararını belirli bir zaman süresinde uygulamamaktan ibaret eyleminin tek suçu oluşturduğunu benimseyerek hükmü bozmuşsa da, İdari Yargı Kararını uygulamaması nedeniyle, 08.09.1991 gün ve 3 sayı ile verilen yargılamanın gerekliliği kararı üzerine sanığın eylemi hukuki kesintiye uğramıştır. Bundan sonraki aşamada hukuken geçerli olan idari Yargı Kararının isteğe rağmen uygulanmaması biçiminde tezahür eden sanığın eylemi ikinci bir suçu oluşturmuştur. Zira İdari Yargı Kararının uygulanmaması nedeniyle bir kez mahkumiyet kararı verilmesi artık o kararın uygulanmaması sonucunu doğuramaz. 2709 Sayılı 1982 tarihli T.C. Anayasasının 138/4ncü fıkrasında; Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez. hükmü yer almaktadır. Sanığın idari yargı kararını uygulamaması nedeniyle hakkında dava açılmasından sonra, bu kararı uygulamama biçiminde süregelen eyleminin yeni bir suç oluşturmadığını ve aynı konuda idari yargıdan yeni bir iptal kararı alınması gerektiğini benimsemek Anayasanın açıklanan ilkesine ve genel hukuk kurallarına uygun değildir. İdari Yargı iptal kararı hukuken geçerliliğini korumakta olup, idarenin mutlaka bu kararı yerine getirmesi gerekmektedir. Hukuki kesintiden sonra süregelen ve yinelenen sanığın eylemi, suçu ikinci kez ve yeniden oluşturduğundan direnme kararı isabetlidir.
Hükmün sair yönlerine ilişkin incelemenin Özel Dairece yapılması gerektiğinden, dosyanın Yargıtay 4.Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.
Karşı oy kullanan Kurul Üyesi H.Öğütçü, Özel Daire bozma kararının haklı nedenlere dayandığını ileri sürmüştür.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle; sanığın eyleminin ikinci suçu oluşturduğuna ilişkin direnme kararı isabetli görüldüğünden, sair hususlarda inceleme yapılmak üzere dosyanın Yargıtay 4.Ceza Dairesine gönderilmesine 03.10.1994 tarihinde 2/3ü aşan oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy