(765 S. K. m. 81/1, 503/1, 522)
Dava: Dolandırıcılık suçundan sanık B. Üçok'un TCK. nun 503/1, 522, 81/1.maddeleri gereğince 3 yıl 6 ay hapis, 113.000.750 lira ağır para cezasıyla, Hasan Nuri Ataseven'in TCK. nun 503/1, 522.maddeleri gereğince 3 yıl hapis 97.500.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmalarına ilişkin Eskişehir 3.Asliye Ceza Mahkemesince verilen 11/10/1993 gün ve 615-637 sayılı hükmün sanık Bayram ve sanık Hasan vekilince temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6.Ceza Dairesi; 23/12/1993 gün ve 9347-10464 sayı ile;
Sanıkların müştekiden aldıkları hayvanlar karşılığında verdikleri bonoyu ödememekten ibaret eylemlerinin verdikleri adreslerin nüfusa kayıtlı ve ilgileri oldukları yer olması karşısında, dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşmadığı ve eylemin hukuki nitelikte bulunduğu gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi isabetsizliğinden bozmuş,
Yerel Mahkeme 14/06/1994 gün ve 128-480 sayı ile;
Sanıkların karşılıklı savunmalarından anlaşılıyor ki, her iki sanık müştekiden mal alırken parayı ödemek niyetinde değildirler. Zira Hasan Nuri ATASEVEN savunmasında ben malı alırken beraberdim, sonra kefil oldum, ondan sonra ne oldu bilmiyorum deyip suçu B. Üçok'a yükleyerek işin içinden sıyrılmak istemiş, Bayram ÜÇOK ise hayvanların parasını H. N. Ataseven istedi, ona verdim, o da götürüp verecekti, vermemiş demek suretiyle H. N. Ataseven'i suçlamıştır... bozma kararında açıklandığı gibi gerçekten alışveriş amacını güden sanıkların parayı senedin gününde götürüp müdahile vermeleri gerekirdi. Dürüst ve iyi niyetli alıcının yapması gereken budur. Oysa her iki sanık daha işin başında para vermemeyi düşünmüşlerdir. Hüküm kurulduğu güne kadar da herhangi bir şekilde en ufak bir ödemede bulunmamışlar, ödeme gayreti içine de girmemişlerdir. Her alım satım işleminde, taraflardan birinin edimini yerine getirmemesi elbette ki dolandırıcılık olarak nitelendirilemez. Ama, sanıkların sırf senet vermiş olmaları, senede de açık ad ve soyadı yazıp imzalamaları onların dolandırıcılık kastı ile hareket etmediğini göstermez. Tarafların kabul ettiği gibi sanıklar 15.000.000 lirayı hemen vereceklerini söylemişler, müştekinin yanından ayrılmışlar ve bir gün sonra tekrar hayvanları almaya gelmişlerdir. Peşinat ödemek için kendilerine bir gün süre tanınmıştır. En azından bu süre içinde peşinatın tamamını veya bir kısmını temin edip ödemek suretiyle iyi niyetli olduklarını gösterebilirlerdi. Oysa her iki sanık müştekinin adeta müzayaka durumundan yararlanıp elinden malı almışlardır gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de Yargıtay'ca incelenmesi sanık B. Üçok ile diğer sanık vekilince süresinde istenildiğinden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bozma istemli 26.07.1994 tarihli tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup, düşünüldü.
Karar: İncelenen dosyaya göre;
Sanıkların eylemi, 15.03.1992 tarihinde müdahilden aldıkları hayvanlar karşılığında verdikleri 16.05.1992 ödeme günlü ve 65.000.000 lira bedelli bono ile güvenceye alınmış borçlarını ödememekten ibarettir.
Taraflar arasındaki anlaşma esnasında kararlaştırılanın aksine, bono bedeline mahsuben malın tesliminin akabinde ödemeyi vaadettikleri 15.000.000 lirayı anlaşmayı takip eden günlerde, bedelin tümünü de vadesinde ödemedikleri için müştekinin şikayeti üzerine, sanıklar hakkında kamu davası açılmıştır.
Suça konu olan bono incelendiğinde; borçlu olarak görünen B. Üçok, Çifteler İlçesi Kadıkuyu köyünü adres olarak göstermiştir. Dosyadaki yazılara göre de; adı geçen sanık anılan yerde nüfusa kayıtlıdır.
Şu kısa açıklamadan da anlaşıldığı gibi sanıklar ile müdahil arasında konusu hayvan alım satımı olan bir akit, başka deyişle bir anlaşma mevcuttur. Bilindiği gibi, dolandırıcılık suçunun oluşması için akdin yapıldığı esnada karşı tarafın iradesini akdi yapma yönünde etkileyebilecek hile ve sania kullanılması gereklidir. Taraflar arasında bu anlaşma yapılırken, müdahile karşı hile ve sania kullanıldığına dair dosyada kanıt bulunmamaktadır. Taraflar serbest iradeleri ile bir akit yapmışlar, bunu da kıymetli evrak niteliğindeki bono ile güvence altına almışlardır. Müdahilin iddiasının aksine, bonoda gerçek dışı kayıt bulunmamaktadır. Bu hali ile olay, tamamen hukuki niteliktedir. Sanıkların akde muhalefet şeklinde belirlenen eylemini dolandırıcılık olarak nitelemeye olanak yoktur.
Bu nedenle, Özel Daire kararı yerinde olup, uyulmak gerekirken, yazılı şekilde önceki hükümde direnilmesi usul ve yasaya aykırı görüldüğünden, direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle Yerel Mahkeme direnme hükmünün isteme uygun olarak BOZULMASINA, 31.10.1994 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy