(765 S. K. m. 370, 372, 383, 455) (1475 S. K. m. 73)
Dava: Taksirle infilake neden olup, bir kişinin ölümüne, bir kişinin yaralanmasına sebebiyet vermek suçundan sanık O. G.'ın T.C.Y.nın 383/2, 59ncu maddesi uyarınca 10 ay ağır hapis ve 33.333 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Boğazlıyan Ağır Ceza Mahkemesince 27.10.1993 gün ve 41-41 sayı ile verilen kararın, sanık müdafi tarafından temyizi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 6.10.1994 gün ve 5774-5750 sayı ile; "usul ve yasaya uygun bulunan hükmün onanmasına" oyçokluğuyla karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 21.10.1994 gün ve 102049 sayı ile; karşı oy yazısı doğrultusunda;
(Sanık O.'ın TEK. Havahattı İnşaatı yapım işinin yükleneni olduğu, bu işi taşaron olarak üstlenen ve yapımı sürdürenin ise A. D. olduğu, bu kişi tarafından kompresörle delinen çukura, sanık Orhan'dan habersiz dışardan sağladığı (Mazot, tozşeker, pudra şekeri, kükürt) karışımıyla elde edilen patlayıcı yerleştirdiği, yanlış yere yerleştirme yapıldığını görünce, karışımın doldurulduğu çukur boşaltılmadan, hemen yanına kompresörle ikinci bir çukur açılmaya çalışıldığı sırada, kompresör ucunun patlayıcıya teması
sonucunda patlama meydana geldiği ve bir kişinin ölüp, kendisinin yaralandığı anlaşılmaktadır.
Olayda; tedbirsizlik veya dikkatsizlik neticesi ölüme sebebiyet veren A.'dır.
Sanık O.'ın nizamata göre alması gereken önlemleri tümüyle almış olması halinde dahi, A.'ın eylemine engel olması olanaklı değildir.
Sanığın eylemiyle infilak arasında illiyet bağı bulunmamaktadır.) açıklamasıyla itiraz etmiştir.
Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü
Karar: İncelenen dosyaya göre,
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, sanığın eylemi ile sonuç arasında nedensellik bağı bulunup, bulunmadığı hususundadır.
Sanık O. G., T.E.K.na ait hava hattı inşaatının müteahitliğini üstlenmiş ve A. D. ile taşeron olarak anlaşmıştır. A. D. fiilen inşaatın yapımını sürdüren kişidir. Direk dikmek için çukur açmak amacıyla yaptığı patlatma işini gerçekleştirmek üzere kompresörle açtığı deliklere, sanık O.'ın verdiği para ile alınan mazot, şeker, kükürt karışımı olarak koyduğu patlayıcının birinci patlatılması sonucunda yeterince çukur açılmadığı için, bu karışımın doldurulduğu çukurlar boşaltılmadan, yakınına kompresörle tekrar çukur açılması sırasında meydana gelen patlama sonucunda İ. A. ölmüş, A. D. ise yaralanmıştır. Maddi olayın bu şekilde gerçekleştiği ve bu hususta bir tartışma bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Hernekadar uyuşmazlık, inşaatın müteahidi olan sanık O. G.'ın eylemi ile sonuç arasında nedensellik bağı bulunup, bulunmadığı hususunda ise de, öncelikle, eylemin oluşturduğu suçun T.C.Y.nın 383/2nci maddesine mi uyduğu, yoksa 455nci maddeye uyan suçun mu oluştuğu hususu tartışılmıştır.
T.C.Y.nın Yedinci Babında, Ammenin Selameti Aleyhinde Cürümler, Bu babın Birinci Faslında ise, yangın, su Baskını ve Gark ve Sair Büyük Tehlikelere Mütealik Cürümler yaptırıma bağlanmıştır.
Bu faslın 370'inci maddesinde, "Süknaya mahsus bir binaya yahut ammeye müteallik binalara veyahut ammenin istimaline mahsus bir mahalle veya sanayi tezgahlarına ve tüccar ambarlarına İŞTİAL ve İNFİLAKİ kabil şeylerin mahzenlerine ....kasten ateş verip kısmen veya tamamen yakanlar...." 372nci maddesinde ise; "Geçen maddelerde beyan olunan binaları veya eşyayı tamamen veya kısmen tahrip etmek maksadı ile bu yerler kasden lağım, torpil ve sair bu kabilden mamulat veya İNFİLAKI kabil bir şey..." koyanların veya patlatanların ne suretle cezalandırılacakları düzenlenirken, 383ncü maddede de; "Tedbirsizlik veya dikkatsizlik veya sanat ve meslekte tecrübesizlik, veya nizam ve emir ve kaidelere riayetsizlik sonucu olarak, bir yangına veya İNFİLAKA veya batmağa ve deniz kazasına ..." taksirli eylemleriyle sebebiyet verenler cezalandırılmıştır. Yasa koyucu bu maddede İNFİLAK sözcüğünü bab ve fasıl başlığına uygun olarak kullanmıştır. Bu şekilde gerçekleşen taksirli eylemin kamunun esenliği aleyhine büyük tehlikelere yol açacak nitelikte olması gerektiği benimsenmiştir.
İNFİLAK, arapça bir sözcük olup, sözcük anlamı; iki parçaya, iki şıkka ayrılma anlamındadır. Bu duruma göre, T.C.Y.nın 383. maddesinde yazılı İNFİLAKE sebebiyet verecek olan maddenin İNFİLAK edici madde olması, bir başka deyimle kimyevi bir olayla büyük ve tehlikeli sonuçlar doğuracak bir şekilde İNFİLAK etmesi gerekmektedir. Zira, yukarıda açıklandığı gibi T.C.Y.nın 370. maddesinde "....infilakı kabil şeylerin mahzenlerine...." ve 372. maddede ise; ".....infilakı kabil bir şey koyar....." denilmekle bu düşünce doğrulanmış bulunmaktadır. Bu haliyle İNFİLAK, kimyevi bir olay sonucunda birleşen elementlerin çözülmesi sonucu gerçekleşir. Olayda, çukur açmak amacıyla açılan deliklere yerleştirilen patlayıcı maddeler patlatılmış olduğuna göre, bu kimyevi bir olay olup, birleşen elementlerin ayrılması, çözülmesi sonucunu doğurduğuna göre, İNFİLAKİN ta kendisidir. Bu itibarla sanığın üzerine yüklenen suç, TCY.nın 383/2nci maddesine uyan bir tehlike suçudur. Sonucuna birinci müzakarede yasal oyçokluğuyla ulaşılmış, Ancak bu müzakerede, sanığın eylemi ile sonuç arasında nedensellik bağı bulunup, bulunmadığı hususu yasal oyçokluğu sağlanamadığından sonuçlandırılamamış ve bu yönüyle iş ikinci müzakereye kalmıştır.
Konunun görüşüldüğü ikinci müzakerede;
İşin müteahidi olan sanık O. G.'ın, direk dikme işi ile taşeron A. D.'ı görevlendirdiği, işin yapılabilmesi için patlayıcı madde kullanılarak İNFİLAK gerçekleştirilmesi gerektiğini bildiğinden, Valiliğe başvurarak izin verilmesini istediği, nitekim kendisine 20.8.1990 tarihinde patlayıcı madde satın alma ve kullanma izninin verildiği, buna rağmen, taşaron A. D.'a para ve araç vererek, onun Kayseri'den suçta kullanılan patlayıcı maddeleri almasına müsaade ettiği, bu patlayıcı maddelerin sanık O. G.'ın bilgisi, izni, talimatı doğrultusunda ve verdiği para ile alınıp, sağladığı araçla şantiyeye getirilip, olayda kullanıldığı, sanığın, ruhsatı bulunmayan ve bu konuda uzmanlığı olmayan kişilere bu maddeleri kullandırtmak suretiyle emir ve nizamlara aykırı davranıp, taksirli hareket ederek olaya sebebiyet verdiği anlaşıldığından, eylemi ile sonuç arasında nedensellik bağı bulunmaktadır. Bu itibarla itirazın reddine karar verilmelidir.
İtirazın kabulü yönünde oy kullanan kurul üyeleri, Özel Daire azınlık görüşü ile itirazda ileri sürülen hususların haklı nedenlere dayandığını ileri sürerlerken,
Kurula katılan üyelerden 4. Ceza Dairesi Başkanı Sami SELÇUK: "Yüce Kurulun çoğunluk kararı, ilkin oylama kurallarına aykırı oluşturulmuştur. Oylamada izlenecek yöntem, bekletici, ön; eylemle hukuksal tanıma (niteleme) ve yaptırıma ilişkin sorunların soru olarak bu sıra içinde dizilip bir bir çözülmesi biçiminde olmak gerekir. Elbette bu temel sorunlar tartışılıp oylanırken ortaya çıkacak alt-sorunlar da bu dizi içinde çözüleceklerdir. Söz konusu dizi içinde birinci olarak sanık O. G.'ın taksir niteliğinde bir kusurululuğu olup olmadığı oylanmalıydı. Bu oylama yeterli çoğunluğu sağlamadığı takdirde, daha sonraki sorunların tartışılmasına gerek kalmayacaktı. Çoğunluğu sağladığı takdirde, bu taksirli kusurluluk ile ölüme ve yaralamaya yol açan patlama arasında nedensellik bağı bulunup bulunmadığı sorunu tartışılmalı ve oylanmalıydı. Bu bağ bulunmadığı sonucuna ulaşıldığında, sanığın sorumluluğu 1475 Sayılı Yasa çerçevesinde çözülecek, öbür sorunlara geçilmeyecekti. Eğer, nedensellik bağı bulunduğu yolundaki görüş oyçokluğuyla benimsendiği takdirde, hukuksal tanının (teşhisin) ne olduğu, yani eylemin TC. Yasasının 383/2 ve 455nci maddelerinden hangisine girdiği sorunu tartışılıp oylanmak gerekirdi. Yüce kurulda bu sıra tersine çevrilmiş, 5.12.1994 tarihli oturumda önce hukuksal tanı sorunu; daha sonra da, "taksirli sorumluluk" gözardı edilerek, nedensellik bağının bulunup bulunmadığı sorunu oylanmıştır. Bu yüzden oylama kusurludur. Zira, "taksirli sorumluluk" sorunu tartışılıp oylanmadan "nedensellik bağı" sorunu oylanamaz."
"İlk oturumda oylanan toplumsal tanı da yerinde değildir. Gerçekten TC. Yasasının 383ncü maddesi, Rocco'nun ayırımıyla, toplumsal bir varlık/ yarar/ değer olan "kamu esenliğine" karşı bir suçtur. Yasal dizgede, kamu esenliğine karşı suçlar arasında yer almaktadır. Anılan maddenin 1. fıkrasına göre, taksirli bir davranış sonucu, "yangına", "patlamaya", "deniz kazasına", "batmaya", "genel tehlike yaratan yıkım ve musibete" yol açma sonuçları suç sayılıp yasaklanmışlardır. Bir başka deyişle, bu sonuçların hepsi hukuka aykırıdır ve de suçtur. Çünkü yaratılan tehlikeyle "kamu esenliği" denilen varlık/ yarar/ değer ihlal edilmiştir. Ancak maddede sayılan yangın, patlama vb. sonuçlar, hukuka uygun ise, taksirli davranıştan kaynaklansalar bile, bu suçu oluşturamayacaklar. Çünkü, artık, kamu esenliğinin hukuka aykırı bir eylemle çiğnenmesi söz konusu değildir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, ağırlaştırıcı neden öngörülerek, korunan varlık/ yarar/ değer ikiye çıkarılmıştır. Buna göre bir kişinin "ölümü", konu esenliğini ihlal ettiğinden bizatihi suç oluşturan yangının, patlamanın ve benzerlerinin sonucu ise, ancak o zaman söz konusu hüküm uygulanabilecektir. Yani, bu fıkrayla korunan varlık/ yarar/ değer, ölüm halinde ikidir: Birincisi kamu esenliği, ikincisi de, yaşama hakkıdır. Özetle, kamu esenliği ihlal edilmeden bu fıkranın uygulanması olanaksızdır. Kamu esenliği ihlal edilmeden yalnızca ölüm doğmuş, yani yaşama hakkı ihlal edilmişse, o zaman sadece T.C. Yasasının 455. maddesi uygulanacaktır. Bir başka deyişle, yangın, patlama hukuka aykırı değil de, hukuken, sözgelimi, meslek gereği yapılması gereken bir eylem ise, T.C. Yasasının 383ncü maddesi uygulama alanından çıkacaktır. Ancak patlama, hukuka uygun olmakla birlikte, yapılış biçimi taksirli ve bu da bir ölüme yolaçmışsa uygulanacak hüküm, TC. Yasasının 455. maddesidir. İki madde arasındaki ayırım ve görünüşte içtima bu biçimde çözülmek gerekirken, Yüce Kurulda, TC. Yasasının 383. maddesinde sayılan olaylar dışında kalındığı zaman aynı Yasanın 455nci maddesinin uygulanacağı yönünde oluşturulan görüş, kanımca yerinde değildir. Bu görüş özellikle TC. Yasasının 383ncü maddesinin çok başarılı biçimde kaleme alınan anlatımına ve Yasanın dizgesine aykırıdır. Olayımızda, hava hattı yapımı nedeniyle kullanılan maddenin patlatılması zorunludur ve bu nedenle hukuka uygundur. O yüzden de kamu esenliğinin ihlali söz konusu değildir. Patlatma bizatihi suç değilse ve çoğunluğa göre patlatma biçimi taksirli sayılıyorsa, eylem elbette TC. Yasasının 455 nci maddesine girecektir. Çoğunluğun belirttiği gibi aynı Yasanın 383/2nci maddesi kapsamında düşünülemez." biçiminde karşı oy kullanmıştır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının REDDİNE 06.02.1995 gününde yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy