(765 S. K. m. 51/1, 59/2, 62, 448)
Dava: Adam öldürmeye tam teşebbüs suçundan sanık A.K.nin TCK. nun 448, 62, 51/1 ve 59/2. maddeleri gereğince 10 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Trabzon Ağır Ceza Mahkemesince 19.10.1993 gün ve 1992/208-1993/136 sayı ile verilen karar, sanık vekilinin temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 10.8.1994 gün ve 1823/2578 sayı ile; Sanık A.nın mağdur H.ye mağdurun sanığın üzerine yürüyüp elini beline atması üzerine tabancasıyla 2-3 metre gibi yakın mesafeden 8 el ateş etmesine rağmen mağduru ayaklarından, bir el de sağ hipakondriumda cilt altı seyirli bir yara meydana getirecek şekilde yaralanmasına hayati bölgedeki bu yararın da hedefin mobil olmasından kaynaklanmasına, sanık isteseydi 2-3 metre mesafeden tüm mermileri mağdurun hayati bölgelerine boşaltma imkanı olduğu, mani sebep de olmadığı halde bunu yapmamasına göre, sanığın eylemi yaralama niteliğinde olduğu halde, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkeme ise, 28.9.1994 gün ve 211/173 sayı ile; Yüksek Yargıtay da çoğu kararlarında bu şekildeki olayları ve eylemi adam öldürmeye tam teşebbüs olarak nitelendirdiği, nitekim YCGK. nun 1989/195-252 sayılı kararının da bu doğrultuda olduğu açıklamasıyla önceki kararda direnmiştir.
Bu karar da sanık vekili tarafından süresinde temyiz edildiğinden, dosya Yargıtay C.Başsavcılığının Bozma istekli ve 22.12.1994 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: İncelenen dosyaya göre; Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık; Sanık A.K.nin eyleminin yaralama mı, yoksa Öldürmeye tam teşebbüs olarak mı nitelendirilmesi gerektiği hususundadır.
Olay günü sanık, yönetimindeki otomobil ile yanında (TCK. nun 464/2-son maddesi ile mahkum edilen ve bu mahkumiyeti Özel Dairece, uygulama yönünden bozulan) arkadaşı H. olduğu halde, H.nin, doğum nedeniyle hastanede bulunan eşini ziyarete gitmekte iken, dar bir sokağa girdiklerinde önlerinde kendi aralarında kavga eden bir gruba rastlamışlardır. Biraz durup bekledikten sonra korna çalarak ve selektör yaparak kavga edip yolu kapatan gruptan yol istemişler, kavgacıların ayrılmaması ve yol vermemesi üzerine, sanığın yanındaki arkadaşı H., araçtan inerek kavgacıların yanlarına giderek, kavgacılarla ve onlardan biri olan mağdur H.M. ile tartışmış ve kavga etmiştir. Bu tartışma sırasında sanığın bulunduğu otonun yanına giden mağdur, direksiyonda bulunan sanığa yumrukla vurmuş, araçtan inen sanık da, mağdura yumrukla mukabele etmiştir. Yere düşen mağdur, elini beline atıp sarın şu anasını avradını sinkaf ettiklerimin çocuklarını bir güzel dövelim diye bağırması ve yanında bulunanların da sanık ve arkadaşının üzerlerine yürümesi nedeniyle, sanık da yanında taşıdığı ruhsatsız tabancasını çekip 2 metreye yakın mesafeden mağdura 8 el ateş ederek onu, dosyada yer alan 11.10.1992 tarihli kati rapora göre cranium, femoral, crural ve hipocondrial bölgelerinden olmak üzere, toplam 4 yerinden yaralamıştır. Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 15 Ocak 1993 günlü mütalaasında; bu yaraların, mağdurun hayatını tehlikeye maruz kılmadığı, on beş gün mutad iştigaline engel teşkil edeceği, devamlı uzuv zaafı veya tatili niteliğinde olmadığı, tarif edilen yaraların vasıf, mahiyet ve müessiriyet derecelerine göre hiçbirinin hayati tehlike tevlit eder nitelikte olmadığı bildirilmiştir.
Dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; mağdurla sanık arasında geçmişe dayanan ve öldürmeyi gerektirecek hiç bir husumet bulunmamaktadır. Olay; sanık ve arkadaşlarının oto ile geçmekte oldukları yolun mağdurun bulunduğu gruptaki kişilerin kendi aralarındaki kavga sonucu kapanması nedeniyle, aniden başlayıp mağdurun silahla yaralanması ile sonuçlanmıştır. Gerek sanığın savunması ve gerekse mağdurun bulunduğu gruptaki tanık anlatımlarına göre, yere düşen mağdur ile sanık arasında en fazla 2-3 metre mesafe bulunmakta olup sanığın, bu mesafeden mağdura 8 el ateş etmesine rağmen raporda belirtildiği gibi, bu atışlardan üçü ayaklarına, biri de hayati bölge sayılan sağ hipokandriuma cilt altı seyirli bir yara meydana getirecek şekilde isabet etmiştir.
Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarına göre, adam öldürmeye teşebbüs ve yaralamayı birbirinden ayıran başlıca ölçüler, fail ile mağdur arasındaki husumetin sebep ve mahiyeti, failin cürümde kullandığı saldırı aletinin niteliği, atış mesafesi ve sayısı, mağdurun vücudundan da meydana getirilen yaraların yerleri ile nitelik ve nicelikleri, olayın oluşu ve nedeni, failin işlemeyi kastettiği cürmün meydana gelmesine engel bir halin failin iradesi dışındaki bir sebepten, ortaya çıkıp çıkmadığıdır.
İncelenen olayda; belirtilen yakın mesafeden, silahındaki bütün mermileri mağdurun hayati bölgelerine yöneltme ve isabet ettirme imkanı varken sanık, atışlarının çoğunu mağdurun ayaklarına isabet ettirmiştir.
Hayati bölgeye vaki isabetin ise, yere düşen mağdurun yerden kalkmaya çalışması ile vücudunun mobil hale gelmesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
Yerel Mahkemenin kabulünün aksine, olay sırasında sanığa levye demiri ile müdahale edildiğine dair bir iddia ve şahadet de yoktur. Kendi kafasına, kavga sırasında bir kişinin vurduğunu mağdur H. duruşma esnasında ileri sürmüş ve mağdurun amcası oğlu tanık K. de H.nin kafasına levye demiri ile vuranın, sanığın arkadaşı H. olduğunu söylemiş ise de; bu hususun, suç vasfının tayini ile ilgisi bulunmamaktadır.
Açıklandığı üzere, suçun işleniş nedeni ve biçimi, mağdura vaki isabet sayısı, mermilerin biri dışında, diğerlerinin hayati önemi haiz olmayan ayaklara isabet etmesi ve rapordaki mütalaa nazara alındığında; sanığın yaralama kastı ile hareket ettiği anlaşıldığından, direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sanığın tahliyesine, başka suçtan tutuklu veya hükümlü olmadığı takdirde salıverilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına müzekkere yazılmasına, 27.02.1995 günü istem gibi oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy