(765 S. K. m. 49/2) (1412 S. K. m. 127)
Dava : Adam öldürmeye tam kalkışma suçundan sanık E.Ö.'nün beraetine ilişkin Bafra Asliye Ceza Mahkemesince 21.10.1993 gün ve 54/74 sayı ile verilen karar, Yerel C. Savcısının temyizi üzerine, dosyayı inceleyen 1. Ceza Dairesince 1.06.1994 gün ve 1755/1709 sayı ile; (Dosya içeriğine uygun olan mahkemenin kabulüne göre olay sanık E. yanında H.Y., K.K. ile birahanede otururken sanık M.'nin hiç bir şey söylemeden 4 el ateş ettiği ve E.'nin bacağından yaralandığı, bu yarayı alan sanık E.'nin oturduğu yere bir metre kadar mesafede olan balkona çıkarak ateşi müteakip merdivenlerden inip caddeye çıkarak ve caddeyi geçen sanık M.'nin arkasından 25-30 metre mesafeden hedef gözetmeksizin ateş ettiği ve M.'yi yaraladığı şeklindeki oluş içinde, sanık E.'ye vaki saldırı sona erdiğinden ve sanık M. kaçmakta olduğundan nefsine vaki saldırının filhal defi zarureti içinde bulunduğunun kabulü mümkün olmadığından sanığın saldırıda bulunan M.'yi yakalamak ve kaçmasını engellemek için 25-30 metreden rastgele yaptığı atışta yaralama kastı ile hareket ettiğinin, maruz kaldığı saldırının da ağır tahriki oluşturduğunun kabulü ile ceza verilmesi gerekirken TCK.nun 49 uncu maddesi şartları içinde olduğundan bahisle yazılı şekilde karar verilmesi) isabetsizliğinden üye V. Savaş'ın Ani ve silahlı bir saldırıya muhatap olan sanık E.Ö.'nün, olayın şokunu atlatmadan kaçan mağdur-sanık M.B.'nin arkasından, savunma içgüdüsünden doğan insiyaki bir hareketle ateş edip yaralaması olayını yasal savunmada bulunmak olarak nitelendiren Yerel Mahkeme uygulamasında Yasaya aykırı bir yön bulunmadığı yolundaki oyuna karşı, oyçokluğuyla bozulmuştur.
Yerel Mahkeme ise 15.11.1991 gün ve 86/111 sayı ile; aynı gerekçe ile önceki kararda direnmiştir.
Bu karar da, Yerel C. Savcısı tarafından süresinde temyiz edildiğinden dosya Yargıtay C. Başsavcılığının bozma isteyen 5.1.1995 günlü tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: İncelenen dosyaya göre; Bafra Cezaevi Müdürü olan sanık E., yanında iki arkadaşı daha olduğu halde saat 19.00 sularında ilçedeki ... Birahanesinde oturdukları sırada müşteki M. de iki arkadaşı ile birlikte birahaneye gelmiş ve yanındakilerle ayrı masaya oturmuştur. Bir süre sonra masadan kalkan müşteki, önce tuvaletin bulunduğu kısma gitmiş, 2-3 dakika sonra, geri dönerek Amerikan bara geçen arkadaşları ile orada da bir müddet oturduktan sonra onlarla birlikte kalkıp önce kapı istikametine yürümüş geri dönerek üzerinde taşıdığı tabanca ile hiçbir neden yokken, hiçbir şey söylemeksizin sanık Cezaevi Müdürüne 4 el ateş etmiştir. Bu atışlar sonucu sanık E. sol uyluk diz kapağının üstünden ve sağ uyluk alt 1/4 yan kısmından hayati tehlike geçirmeyecek 20 gün iş ve gücünden kalacak 45 günde iyileşecek şekilde yaralanmış ve bir mermi de pantolonunu delip geçmiştir. Bu yaralanmanın şoku ile yandım diye bağıran sanık da, birahanenin merdivenlerinden aşağıya inip kaçan ve caddeye çıkan (Sanığı yaralamasından dolayı verilen mahkumiyet hükmü Özel Dairece onanmış bulunan) müşteki (sanık) M. arkasından oturmuş olduğu masanın yakınındaki balkona geçerek, onun kaçtığı istikamete doğru taşıma ruhsatlı silahı ile bir kaç el ateş ederek onu sırtından hayati tehlike geçirecek şekilde yaralamıştır.
Oluşta ve sübutta Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık konusu olan husus sanığın, kendisine tabanca ile ateş ederek iki ayağından yaralayan ve sonra da olay yerinden kaçmaya çalışan müştekinin arkasından bulunduğu birahanenin balkonuna çıkarak tabanca ile 25-30 metre mesafeden birkaç el ateş ederek onu sırtından yaralaması eylemini TCK. nun 49/2. maddesinde düzenlenen yasal savunma koşulları içinde işleyip işlemediğine ilişkindir.
Gerek öğretide ve gerekse Ceza Genel Kurulunun bugüne kadar süren kabul şekline göre yasal savunma; bir kimsenin kendisine veya başkasına yöneltilen ağır ve haksız bir saldırıyı uzaklaştırmak için gösterdiği zorunlu tepkidir.
Yasal savunma halinde işlenen fiil hukuka uygundur. Çünkü hukuk düzeni hakkın ve haklının saldırıya uğramasına izin vermez. Yasal savunmada hiçbir zaman ve hiçbir koşulda sanığa kaçma yükümlülüğü yüklenemez ve kaçarak kurtulması istenemez. Failin kaçma olanağı da dikkate alınamaz.
Yasal savunmadan söz edilebilmesi için maddi mahiyette bir saldırının bulunması, saldırı ile savunmanın hemzaman olması, savunmanın saldırının devamı sırasında yapılması, savunma ile saldırı arasında uygun oran bulunması gerekir. Saldırı başlamadan önce savunmaya geçilmesi haklı sayılmayacağı gibi, saldırı bittikten sonra savunmada bulunulması da meşru sayılamaz.
Ancak, Saldırının halen varlığını geniş manada anlamak ve başlayacağı artık muhakkak olan bir saldırıyı başlamış keza bitmiş olmasına rağmen tekrarından korkulan bir saldırıyı da henüz sona ermemiş saymak zorunludur. Örneğin, elindeki bıçağı uyarıya rağmen bırakmayan bir kimse saldırıya başlamış sayılacağı, hasmını yere yıkan kişinin saldırılarını daha ileri derecelere götüreceği anlaşılıyorsa saldırı sona ermiş sayılamaz. Henüz başlamamış saldırı tehlike teşkil edebilir ve sona eren bir saldırının tekrar etmesi tehlikesi de bulunabilir.
Savunmada zorunluluk bulunup bulunmadığı her olayın özelliğine göre saptanmalıdır. Saldırıya uğrayanın bizzat fail olması gerekmez.
Üçüncü bir kişinin tecavüze maruz kalması halinde de yasal savunma koşulları gerçekleşebilir.
Olayımızda ise; müştekinin sanığa tabanca ile ateş edip onu ayaklarından yaralaması şeklinde gerçekleşen haksız tecavüzü sona ermiş ve müşteki merdivenlerden inip caddeye çıkarak olay yerinden hızla uzaklaşıp kaçmaya çalışmıştır. Olayın gelişen seyrine göre, müşteki M. tekrar olay yerine dönerek sanığa karşı haksız taarruzunu devam ettireceğine dair bir belirti yoktur. Böyle bir belirti ileri sürülmüş ve kanıtlanmış da değildir. Bu durumda müştekinin, sanığa vaki haksız hareketini geri dönüp tekrar başlatacağını kabul yerinde değildir. O halde saldırı bittikten sonraki sanık E.'nin hareketi yasal savunma olarak kabul edilemez. Sanığın maruz kaldığı haksız taarruz karşısında müştekiye anında mukabelede bulunmamış veya bulunamamış olması gözönünde tutulduğunda olayda, yasal savunmanın saldırı ile hemzaman olması koşulu da gerçekleşmemiştir.
Açıklanan bu nedenlerle Yerel Mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul üyesi A. Sevgili: Tartışmasız kabul edilen oluşa göre olay arkadaşları ile birahanede oturan cezaevi müdürü mağdur sanık E.Ö.'ye E. ve arkadaşlarınca tanınmayan ve başkaları tarafından kiralandığı anlaşılan diğer sanık M., hiçbir şey söylemeden, tasarlayarak ve sebepsiz yere tabanca ile 4 el ateş edip onu vurmuş ve birahaneden çıkıp kaçarken yaralı E. de ruhsatlı tabancasıyla ateş edip M.'yi yaralamıştır
Yerel Mahkeme, mağdur sanık E.'nin meşru savunma halinde bulunduğundan bahisle beraetine karar vermiş Yargıtay Yüksek 1 nci Ceza Dairesi ise Sanığın saldırıda bulunan M.'yi yakalamak ve kaçmasını engellemek için 25-30 metreden rastgele yaptığı atışta yaralamak kastı ile hareket ettiğinin maruz kaldığı saldırının da ağır tahriki oluşturduğunun kabulü ile ceza verilmesi gerekirken ... demek suretiyle hükmü bozmuştur.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığına ve bozma ilamındaki gerekçeye göre mağdur sanık E., kendisine ateş edip yaralayan şahsı daha önceden tanımamakta, olay yerinde kendisini yaralayan kişiyi yakalayacak bir görevli de bulunmadığı gibi sanık M. yaralamadan sonra tabancası ile kaçıp gitmektedir.
Eylem tam bir meşhud cürüm halidir. CMUK. nun 127. maddesi aynen Meşhud cürüm sırasında rastlanan veya meşhud cürümden dolayı takip olunan şahsın firari umulur veya hemen hüviyetini tayin mümkün olmazsa, tutuklama müzekkeresi olmaksızın dahi o şahsı herkes muvakkaten yakalayabilir... demektedir.
Yasanın anılan maddesindeki Meşhud Cürüm sırasında -şahsın firarı umulur- hemen hüviyetini tayin mümkün olmazsa halleri olayımızda aynen vakidir. Yüksek 1 nci Ceza Dairesinde sanığın durumunu saldırıda bulunan M.'yi yakalamak ve kaçmasını engellemek için 25-30 metreden rastgele ateş etmek olarak tavsif ettiğine göre eylemin CMUK. nun 127. maddesi içinde mütalaa edilmesi gerekmektedir.
Burada esas mesele CMUK. nun 127 nci maddesindeki ... Herkes muvakkaten yakalayabilir demesinin kapsamının ne olacağıdır. Bu hususta düşünürler çeşitli kıstaslar getirmişler, ancak hepsi de halin icabına demek suretiyle davranış şeklinin olayına göre tayini gerektiğinde birleşmişlerdir.
Bize göre kıstas şudur. Olay yerinde bir zabıta görevlisi nasıl davranacak idi ise sanığı yakalayacak kişi de o ölçüde hareket edebilecektir. Zira meşhud cürüm sırasında olay yerinde bulunan bir zabıta görevlisinin sanığı yakalaması görevi zabıta görevlisi olmadığı halde ise sair vatandaşlar için özellikle de mağdur için hakkı"dır kişi yasanın verdiği bu hakkı kullanmayabilir, fakat kullanmak isterse ne yapacaktır? Kimliği bilinmeyen, silahlı ve silah kullanmaktaki kararlılığı da olayla sabit olan sanık M.'yi yaralamadan sonra süratle kaçıp kaybolmak üzere olduğu bir sırada artık kişinin onu yakalamak için 25-30 metre mesafeden ateş edip yaralamasında olması gerekeni aşan ve hakkın suistimali düşünülemez. Özellikle bu gün iç savaşın mevcut olduğu ülkemizde ayrılıkçı, dinci, solcu, veya sağcı tandastlı pek çok örgütün masum vatandaş veya kamu görevlilerini militanlarınca sebepsiz yere şehit ettirdiği bir sırada aniden tanımadığı bir kişinin sebepsiz yere atışlarıyla yaralanan bir mağdurun kaçan sanığı yakalamak için ruhsatlı tabancasıyla yaralamasında suç kastı olamayacağı düşüncesiyle beraat hükmünü bozan çoğunluk görüşüne karşı Yerel Mahkeme hükmünün onanması yönünde oy kullanmıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle Yerel Mahkeme direnme hükmünün istem gibi oyçokluğuyla BOZULMASINA, 27.02.1995 gününde karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy