(765 S. K. m. 51/1, 59, 448) (2918 S. K. m. 119)
Dava: Maktül E.'yi aşırı derecede döverek kasten öldürmek suçundan sanık M.A.'nın, TCK. nun 448, 51/1, 59. maddeleri gereğince 15 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, TCK. nun 31 ve 33. maddelerinin uygulanmasına, 2918 Sayılı Kanun'un 119/1. maddesi gereğince ehliyetinin sürekli olarak geri alınmasına, suçta kullanılan tabanca, şarjör, 3 dolu mermi, 5 boş kovanın TCK. nun 36. maddesi gereğince zoralımına, 7.500 ve 25.000 lira ağır para cezasından ibaret ertelenmiş iki cezasının aynen ve ayrıca infazına, tutukluluk halinin devamına ilişkin Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesince 19.10.1993 gün ve 127/174 sayı ile verilen kararın, kendiliğinden temyize tabi olması yanında sanık ve müdahil vekilleri tarafından da temyizi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince 22.3.1995 gün ve 294/772 sayı ile; usul ve yasaya uygun görülerek, onanmıştır.
Yargıtay C. Başsavcılığı ise, 10.4.1995 gün ve 107035 sayılı tebliğname ile; (İşveren olan sanık, işyerinde uzun zamandır çalışan ve aralarında geçmişe dayalı bir husumet bulunmayan maktüle, kendisi için sarfettiği ve açık kalan telefondan duyduğu hakaretamiz sözler üzerine, alkollü bir vaziyette işyerine gelerek elinde tabancası da olduğu halde tekme ve yumrukla ayrıca tabancanın kabzesiyle başına ve vücudunun muhtelif yerlerine vurmak suretiyle 3.07.1992 tarihinde etkili eylemde bulunmuştur. Ölüm ise, olaydan çok sonra, 30.3.1993 tarihinde gerçekleşmiştir. Sanık savunmasında, maktülü öldürmeyi istemesi halinde buna engel bir durum bulunmadığını, tabanca ile ateş etmek suretiyle öldürmesinin mümkün olduğunu söylemiştir. Adli Tıp Raporundan da anlaşılacağı gibi, kafaya vurulan ve ölüme neden olan darbe veya darbelerin, kafa kemiklerinde kırık, çatlak ve çökme yapacak şekilde şiddetli olarak vurulmadığı, künt darbe ile yetinildiği, engel de olmadığı halde eylemin sürdürülmediği, maktülün hoyratça ve aşırı derecede dövüldüğü sabittir. Bu durumda sanığın kasten adam öldürme suçundan değil, kastı aşan etkili eylem sonucu adam öldürme suçundan dolayı cezalandırılması gerekir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun ve 1. Ceza Dairesinin içtihatları da bu doğrultudadır ) biçimindeki açıklamalarla itiraz ederek, 1. Ceza Dairesinin onama kararının kaldırılarak Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: İncelenen dosyaya göre; bir şirketin sahibi olan sanık, olay günü saat 10.00 sıralarında işyerini arayıp telefonla konuştuğu sırada, telefonun açık kalması nedeniyle, karşı tarafta bulunan ve şirketin günlük muhasebe işlerini yapan maktül E.'nin yanındaki tanık S.'ye Bu adam bana niye bağırıyor veya bağırtıp durmayın şu adamı biçiminde söylediği sözlere sinirlenerek, telefonla akşamleyin işyerinde kendisini beklemesini maktüle söylemiştir. Arkadaşları ile balık avlamaya giden sanık, saat 22.00 sıralarında, alkollü vaziyette ve yanında arkadaşları da olduğu halde işyerine gelmiş, kendisini bekçi Y.G. ve işçi İ.C. ile birlikte beklemekte olan maktülü Sen bana telefonda nasıl hitap ediyorsun? diyerek tokat ve yumrukla dövdükten sonra işyerinin üstünde bulunan bürosuna çıkmıştır. Orada kısa bir müddet kaldıktan sonra, merdivenlerin başına gelerek tabancası ile havaya birkaç el ateş etmiştir. Merdivenlerden işyerinin avlusuna indiğinde, maktülü görünce Sen hala burada mısın? diye öfkelenip onu yeniden yumruklamış, elindeki silahın kabzesiyle başına birçok kez vurmuştur. Maktül, sanığın bu şekildeki darbelerine karşı hiçbir harekette bulunmamış, sadece elleriyle başını korumaya çalışmakla yetinmiş ve yere yıkılmıştır. Buna rağmen sanık, maktülün vücudunun muhtelif yerlerine ve kafasına elindeki tabancanın kabzesiyle ve tekme ile birçok kere onu hareketsiz hale getirinceye kadar vurmaya devam etmiştir. Maktülün yerde hareketsiz kalması üzerine sonucu aldığı kanaati ile havaya birkaç el daha ateş ederek otosuna binip oradan uzaklaşmıştır.
Kendinden geçmiş durumdaki maktül, arkadaşlarınca hastahaneye kaldırılmış, gösterilen bütün ihtimam ve tedaviye rağmen girdiği komadan hiç çıkmadan 30.3.1993 tarihinde ölmüştür.
Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu 18 Ağustos 1993 günlü raporunda; ... Yapılan harici muayenede başta ve boyunda sathi yaralar, göğüs solda 2. ve 4. kaburgalarda kırık, iki taraflı promotoraks tespit edildiğine, kesici, delici alet veya ateşli silah yarası bulunmadığına, başlangıçtan beri şuuru kapanıp beyin tomografilerinde beyin ödemi, otopsisinde beyin sapında ezilme belirtisi tesbit edildiğine göre;
1 - Baş, boyun ve göğüste sert ve künt cisim, bu meyanda tekme, yumruk veya tabanca kabzesi ile husulü mümkün yaralar bulunduğu,
2 - Başa vaki travma, beyinde ödem, beyin sapında tahribat, göğüse vaki travma, kaburgalarda kırık, promatoraksa neden olduğundan, kişinin hayatını tehlikeye maruz bırakacak nitelikte oldukları,
Göğüsteki arıza için gerekli müdahale yapılarak iyileşmiş olduğu beyin ödemi ve beyin sapı lezyonu için de tedavi girişimlerine devam edildiği,
3 - Ölümün künt kafa travmasına bağlı beyin sapı ezilmesi ve beyin ödeminden gelişen solunum durması ile bunun komplikasyonlarından ileri geldiği,
4 - Üzerinden bir vasıta geçtiğinin veya kesici-delici alet ve ateşli silah mermi çekirdeği isabet ettiğinin delillerinin bulunmadığı,
5 - Beyin sapı tahribatı ve beyin ödemi müstakilen ölüm tevlit eder nitelikte bir arıza olduğu, ölümde maruz kaldığı travma dışında başkaca ortak bir sebep bulunmadığı, tedaviye atfı kabil ihmal ve kusur olmadığı, uygulanan tedavinin fenni olduğu, ... bildirilmiştir.
Yukarıda anlatılan biçimde gerçekleşen maddi olayda Özel Daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, sanığın eyleminin TCK. nun 448 veya 452/1. maddelerinden hangisine uyduğuna ilişkindir.
Kastı aşan müessir fiil sonucu adam öldürme ile kasten adam öldürme arasındaki ayırıcı kriter manevi unsurun farklılığına dayanır. Birinci durumda sadece daha hafif netice (darp veya yaralama) istenilmiş olup daha ağır netice (ölüm) istenilmiş değildir. Fakat bu sonuncusu yine de failin hareketinden doğrudan doğruya doğmuş bulunmaktadır. Ancak, fail daha ağır neticenin gerçekleşmesini istemiş olduğu takdirdedir ki, kasten adam öldürme suçunun oluştuğu kabul edilir.
Buna göre; bir etkili eylemin nitelik ve şiddeti, ölümü beklenir sonuç haline getirmiş ve tıbbi müdahaleye rağmen şahıs kurtarılamayarak ölmüşse, failin öldürme kastıyla hareket ettiğini kabullenmek ve bu doğrultuda ceza yaptırımına yönelmek zorunludur.
Maddi olayı değerlendirdiğimizde; Sanık kendisine hiçbir şekilde karşı koymayan maktülün başına ve vücudunun muhtelif yerlerine yumrukla, elindeki tabancanın kabzesiyle birçok kere vurmuş ve bu darbeler sonucu maktül yere düştüğü halde, bununla yetinmeyip vücudunun çeşitli yerlerine bu arada baş gibi hayati önemi haiz bölgeye tabanca kabzesi ve tekme ile vurmaya devam etmiştir. Ancak; maktülün kendisinden geçip hareketsiz kalması üzerine eylemine son vermiştir. Darbelerin nitelik ve şiddeti ile sürekliliği ve olayın seyri gözönünde tutulduğunda, sanığın eylemini kasten adam öldürme olarak nitelendirerek uygulama yapan Yerel Mahkeme hükmünün Özel Derece onanmasında bir isabetsizlik yoktur.
Sonuç: Açıklanan nedenle, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 12.06.1995 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy