(765 S. K. m. 29, 50, 59, 448)
Kasten adam öldürmek suçundan sanık T. U. Güler'in TCY. nın 448, 50, 59. maddesi uyarınca 5 yıl 10 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesince 09.12.1993 tarih ve 314-320 sayı ile verilen kararın C.Savcısı ve sanık müdafi tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 1.Ceza Dairesince 07.02.1995 tarih ve 51-257 sayı ile;
(Sair itirazlar yerinde değilse de,
Geçmişinde öldürmeye ait sabıkaları bulunsa dahi, sanığı eyleme yönelten koşulların kişiliği ve şahsi hali ile izah edilemeyip, ölenden gelen ve sanık yararına nefis savunması hali yaratan saldırgan davranışlara dayandığı anlaşıldığına göre; TCY. nın 29/son maddesiyle güdülen amaçla bağdaşmayan bir yorumla suçun işleniş biçiminden ve sanığın şahsi ve sosyal durumundan söz edilerek nesafet kurallarıyla da bağdaşmayacak tarzda teşdiden ceza tayini) isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise; 27.04.1995 tarih ve 82-81 sayı ile; iki sınır arasında ceza belirlenirken, takdir hakkı hakime aittir. Hakim bu yetkiyi kullanırken adalet ve nesafet kurallarına göre hareket edecektir.
Maddi olayın özellikleri gözetilerek, bu ölçüye uyulmuş ve alt sınırdan uzaklaşılarak temel ceza belirlenmiştir. Açıklamasıyla önceki kararda direnmiştir.
Bu karar da sanık müdafi ve C.Savcısı tarafından süresinde temyiz edildiğinden, dosya Yargıtay C.Başsavcılığının bozma istekli 27.09.1995 tarih ve 1/59560 s. tebliğnamesiyle, Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
CEZA GENEL KURULU KARARI
İncelenen dosyaya göre;
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, sanığa tayin edilen temel cezanın belirlenmesinde, alt sınırdan uzaklaşılırken gösterilen gerekçenin kanuni ve yeterli olup olmadığı, hak ve nesafet kurallarına uyulup uyulmadığı hususundadır.
Ancak, öncelikle sanığın eylemini kanuni savunma koşulları altında işleyip işlemediği, bir başka anlatımla Özel Daire ile Yerel Mahkemenin kabulünde olduğu gibi savunmada aşırılığa kaçtığının kabul edilip edilemeyeceği hususunun belirlenmesi gerekmektedir.
Maddi olaya bakıldığında; sanık ile ölenin cezaevinde tanıştıkları, tahliye olduktan sonra sanığın müsteciri olduğu kahvehanede ölene iş verdiği, ölenin gereği gibi çalışmaması sebebiyle bir süre sonra işine son vermek durumunda kaldığı, işten ayrılan ölenin sık sık kahvehaneye gelerek yanındakilere ikramlarda bulunduğu ve bedelini ödemediği, sanıktan da para istediği, sanığın acıma duygusu altında ölene yardım ettiği, olay tarihinde de kahvehaneye gelen ölenin emanette bulunan ağız uzunluğu 15 cm olan ekmek bıçağını sanığa doğrultarak; seni öldüreyim mi? dediği ve para istediği, sanığın, ölenden uzaklaşmak amacıyla kahvehaneden dışarı çıkarak esnafa marka dağıtmaya gittiği, ölenin de arkasından takip ettiği, sanık kahvehaneye döndüğünde bıçakla tehdidini tekrarlaması üzerine, sanığın, ben Mudanya'ya gidiyorum diyerek kahvehaneden uzaklaştığı ve yolun karşı tarafına geçerek araç beklemeye başladığı, ölenin de sanığı izleyerek elinde bıçakla sanığın bulunduğu yere yöneldiği, durumu gören sanığın kaçmaya başladığı, karşıya geçerken bir otonun kendisine çarpıp yere düşmesine sebebiyet verdiği, bu sebeple kendisini yakalayan ölenin, bıçakla yolun ortasında yatan sanığa saldırdığı, sanığın eliyle engel olmaya çalışırken, raporunda belirtildiği şekilde iş ve güçten kalmayacak derecede elinden yaralandığı, bunun üzerine belindeki ruhsatsız silahını çekerek, ölenin ayaklarına doğru birkaç el sıktığı, geriye çekilmek zorunda kalan ölenin, bıçakla tekrar saldırıya geçmesi üzerine, şarjöründeki bütün mermileri boşaltarak değişik yerlerinden yaralayarak onu öldürdüğü bütün dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
T.C. Kanununun 49. maddesinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedeni oluşturan sebeplerden yalnızca birisi olan kanuni (meşru) savunma; hukuka aykırılığı ortadan kaldırıp, eylemi hukukun meşru saydığı bir fiil haline getirmektedir. Bir savunmanın kanuni sayılabilmesi bazı koşulların gerçekleşmesine bağlıdır. Bunlar:
A- Saldırıya Ait Koşullar:
a- Saldırının varlığı; TCY. nın 49. maddesinde; ... bir taarruzu filhal def'i zaruretinin bahis olduğu mecburiyetle ... denilmek suretiyle, saldırının somut olarak varolması gerektiği belirtilmektedir.
Saldırı ile savunma her zaman olmalıdır. Ancak, henüz başlamamış ve fakat başlaması muhakkak olan, başladığı takdirde savunmayı olanaksız kılacak veya çok güç hale getirecek bir saldırıya karşı savunma kanuni sayılmalıdır.
b- Saldırı haksız olmalıdır: Saldırının haksız olması demek, suç sayılmasını gerektirmez. Hukuk düzenine aykırı olması yeterlidir.
c- Saldırı nefis yada ırza yönelik olmalıdır: Nefis ve ırz kavramları en geniş şekilde yorumlanmalıdır.
B- Savunmaya Ait Koşullar:
a- Savunma zorunlu olmalıdır: Bu zorunluluk, her olayın somut özelliklerine göre hakim tarafından değerlendirilmelidir. Savunma zorunluluğu bulunan kimsenin kaçması olanaklı iken kaçmadığı ve savunma zorunluluğunun gereğini yaptığı için kanuni savunmadan yararlandırılmaması düşünülemez. Bir başka anlatımla saldırıya uğrayan faile kaçma yükümlülüğü yüklenemez.
b- Saldırı ile savunma arasındaki oran: Bu oran saldırıya uğrayan hakkın konusu ve kullanılan araçlara göre belirlenmelidir.
Yasa üçüncü kişinin nefis ya da ırzına yönelik saldırı için de kanuni savunmaya olanak tanımaktadır.
Yukarıda açıklanan maddi olayda; sanığın nefsine yönelik ölenden gelen ağır ve haksız saldırı vardır. Sanık bu saldırıdan kurtulmak amacıyla savunma zorunluluğunun gereğini yapmıştır.
Zaten; öldürme olayının kanuni savunma şartları içerisinde işlendiği Yerel Mahkemece de tartışılıp kabul edilmiş, ancak maktulün bıçaklı ikinci saldırısını def için öldürücü nahiyelere ateş edilmesi savunmada aşırılık olarak değerlendirilmiş olup bu değerlendirmeye katılınmamıştır. Çünkü; ölen fiili saldırılarını gittikçe yoğunlaşan biçimde artırmış, yere düşen sanığı bıçaklamış, sanık onu ayağına ateş ederek uzaklaştırmak istemişse de sanığın ateşi durunca ölen gene yerdeki sanığa bıçakla hücum etmiş, son atışlar bu esnada yapılmıştır. Bu oluşa göre sanığın kanuni savunma sınırını aşmadığı öldürme fiilini, kanuni savunma koşulları altında işlediği anlaşıldığından, hakkında TCY. nın 49. maddesinin uygulanması gerekmektedir.
Bu itibarla, açıklanan değişik gerekçeyle direnme kararının bozulmasına karar verilmelidir.
Kurul üyelerinden S. Selçuk; TCK. nun 49. maddesinin Yerel Mahkemece tartışılması gerektiği açıklaması ile oy kullanmıştır.
Karşı oy kullanan kurul üyeleri, Özel Daire bozma kararının haklı sebeplere dayandığını ileri sürmüşlerdir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, sanık müdafi ve C.Savcısının temyiz itirazları ile tebliğnamedeki bozma düşüncesi bu itibarla yerinde görüldüğünden, direnme kararının açıklanan değişik gerekçe ile BOZULMASINA, 07.11.1995 gününde kanunu oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy