(765 S. K. m. 61, 456/2, 456/4, 457/1, 464) (1412 S. K. m. 305)
Dava: Müessir fiil suçundan sanık K. Erbay'ın TCK. nun 456/2, 457/1. maddeleri gereğince 2 sene 8 ay hapis cezası ile, basit müessir fiile tam teşebbüs suçundan sanık M. Erbay'ın TCK. nun 456/4, 61, 647 Sayılı Yasanın 4/1. maddeleri gereğince 100.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin Alaşehir Ağır Ceza Mahkemesince 27.10.1994 gün ve 71/77 sayı ile verilen karar, sanıklar ve müdahil vekillerinin temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 6.4.1995 gün ve 680/979 sayı ile;
1- Sanıklar hakkında kanuni tahfif sebebinin bulunup bulunmadığının tartışılmaması,
2- Sanık Mehmet'in eyleminin kavgada yaralıya el uzatmak olduğundan TCK. nun 464/2. maddesi ile cezalandırılması gerekirken TCK. nun 456/4, 61. maddeleri uygulanarak suç vasfının tayininde hata edilmesi,
3- Sanık Mehmet'in sabıka kaydı dikkate alınarak TCK. nun 81. maddesinin uygulanmaması" isabetsizliğinden, bozulmuştur.
Yerel Mahkeme ise 6.7.1995 gün ve 33/42 sayı ile;
(1) numaralı bozma nedenine uymuş
(2) numaralı bozma nedenine karşı somut olayda yaralama olayı meydana gelmeden sanık M. Erbay yerden aldığı sandalye ile müdahilinin üzerine yürümüş, vuracağı sırada tanık Osman tarafından eylemi önlendikten sonra diğer sanık Kazım ile müdahil birbirleriyle kapışıp kavga etmişler ve bu kavga sırasında Kazım, müdahili bıçakla yaralamıştır. Sanık Mehmet'in eylemi bıçakla yaralama olayından önce ve bağımsız bir eylemdir. Bir an için sanık Mehmet'in kavgaya katıldığı varsayılsa bile, ölüm ve yaralamadan evvel kavgadan çekilen sanık hakkında TCY.nın 464. maddesinin uygulama olanağı yoktur. Zira; tanık Osman ile müdahilin anlatımlarından, yaralamadan önce, sanık Mehmet'in tanık Osman tarafından tutulmak suretiyle kavga dışında bırakıldığı anlaşılmaktadır gerekçesi ile ve bu defa sanık lehine TCK.nun 51/1. maddesini de uygulayıp sonuçta 75.000 lira ağır para cezasına hükmederek,
(3) numaralı bozma nedenine karşı da; Dosya içinde bulunan Sarıgöl Sulh Ceza Mahkemesinin sanıkla ilgili 3.4.1989 tarih ve 362/80 sayılı ilamında suç tarihinin 14.4.1987 olduğu ve sanığa verilen 10 ay hapis cezasının günlüğü 300 liradan 90.000 lira para cezasına çevrildiği anlaşılmaktadır.
14.12.1988 tarihinde yürürlüğe giren 3506 Sayılı Yasa ile 647 Sayılı Yasanın 4/4. maddesinde yapılan değişiklikle uygulamada asıl mahkumiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen para cezası veya tedbirdir. Bu hükmün uygulanması kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmez hükmü yer aldığı gibi, suç tarihi itibariyle CMUY. nın 305. maddesi ile 300.000 lira dahil para cezalarına dair hükümlerin temyiz edilemeyecekleri ve bu suretle verilen hükümlerin tekerrüre esas olamayacakları hükümleri karşısında ve TCK. nun 2/2. maddesi hükmü de gözönünde tutulduğunda sanık lehine olan yasa maddesinin uygulanması ve sanık Mehmet'in önceki mahkumiyetinin para cezası olarak kabulü gerekir. Yargıtay İçtihatları da bu yoldadır şeklindeki gerekçe ile direnmiştir.
Bu kararın da Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekillerince süresinde istenildiğinden dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının 11.12.1995 günlü ve direnilen hususlar için bozma isteyen tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: İncelenen dosyaya göre;
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık; sanık Mehmet'in eyleminin niteliğine ve sabıka kaydı olduğuna göre hakkında TCK. nun 81. maddesinin uygulanmasının mümkün olup olmadığına ilişkindir.
TCK. nun 464. maddesinin açık hükmünden anlaşılacağı gibi Kavga yasada bağımsız bir suç olarak yaptırıma bağlanmıştır. Bu suçun oluşması için en az üç kişinin varlığı gerekir. Çünkü faili kavga suçundan cezalandırabilmek için bir kişinin ölmüş veya yaralanmış bulunması, diğerinin bu kişiyi öldürmüş veya yaralamış olması ve üçüncü kişinin de bu kavgada yer almış bulunması şarttır. Hatta kavgada ölen veya yaralanan kimsenin kavga edenlerden birisi olması gerekmez. Bu kişi kavgada taraf olmayıp ayırmaya çalışan birisi de olabilir. Yeter ki kavga sırasında bu kişi kasten yaralanmış veya ölmüş olsun.
Kavganın ani veya az çok önceden hazırlanmış olması, uygulama açısından önemli olmadığı gibi, kavgaya baştan katılma ile başlamış kavgaya sonradan katılma arasında da fark bulunmamaktadır. Ancak ölüm ve yaralanmadan önce kavgadan çekilmiş olanlar hakkında bu madde uygulanmaz.
Kavga sırasında öldürme veya yaralama suçlarının faillerine yardım kastıyla olmaksızın, öldürülen veya yaralanan kişiye vurmak, tutmak, itmek ve benzer eylemler öldürme ve yaralama suçuna katılma değil, kavgada öldürülen veya yaralanana el uzatma suçunu oluşturur.
Ölen veya yaralanan kimse yanında kavgaya katılan bu suçtan cezalandırılamaz. Zira, kavgaya katılma saldırı halinin bulunmasıyla oluşur. Kavga içinde bulunmakla beraber ölenin veya yaralananın yanında savunma durumunda bulunanlara bu madde uygulanamaz.
Ancak, ölen veya yaralanan kimsenin haksız davranışları TCK. nun 51. maddesinde düzenlenen tahrik hükümlerinin uygulanmasını gerektirebilir.
Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında; Bir kız kaçırma olayında tanıklık yapan sanık Mehmet bu yüzden müdahil Ahmet ile köy kıraathanesinde tartışmış, orada bulunanların tartışanları ayırıp müdahili de evine göndermeye çalışmalarına rağmen, tekrar kahveye girmeye çalışan müdahille, onu engellemek isteyen ve sanık Mehmet'in kardeşi olan diğer sanık K. Erbay tutuşmuşlardır. Bu tutuşmada Kazım müdahili bıçakla yaralamıştır. Bu sırada eline bir sandalye alarak müdahilin üzerine yürümekte olan sanık Mehmet ise, tanık Osman İlhan tarafından engellenmiştir.
Sanığın, ilkeleri yukarda açıklanan yaralamayla sonuçlanan kavgaya katıldığı anlaşıldığından suçun TCK. nun 464. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
Diğer taraftan Yerel Mahkeme bozulan önceki kararında sanık hakkında TCK. nun 81. maddesini uygulamadığı halde, direnme kararında bu hususu yukarda belirtildiği gibi ayrıntılı olarak açıklayıp tartışmıştır.
Yerel Mahkemenin olayda TCK. nun 81. maddesinin uygulama koşulları bulunmadığına ilişkin bu yeni açıklamaları Özel Dairece denetlenmemiş bu husustaki görüşü kararında yer almamıştır. Özel Dairece incelenmeyen bir hususun doğrudan doğruya ve ilk defa Ceza Genel Kurulunca incelenmesi mümkün değildir. Şeklen direnme gibi görünen bu karar özde ilk karar niteliğinde olduğundan (3) nolu bozmaya eylemli olarak uyulduğunun kabulü gerekir.
Yerel Mahkeme hükmünün:
a- Suç niteliğine ilişen ısrarı yerinde görülmediğinden
b- (1) nolu bozmaya uyulduğundan
c- (3) nolu bozmaya eylemli olarak uyulduğundan bozma dışında kalan hususlarda temyiz incelemesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle Yerel Mahkeme direnme hükmünün suç niteliğine ilişkin bölümünün açıklanan şekilde BOZULMASINA, saptanan uyma ve eylemli uyma nedeniyle bozma dışında kalan hususlarda temyiz incelemesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine, 06.02.1996 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy