(1412 S. K. m. 251, 253, 260, 261)
Dava: Gıda Maddeleri Tüzüğüne aykırı davranışta bulunmak suçundan sanık Adil Çakır'ın TCK. nun 398 ve 647 Sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca sonuçta 550.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, 3 ay süreyle vasıta kıldığı meslek ve sanattan tatiline, 7 gün işyerinin kapatılmasına ve karar özetinin gazetede ilan edilmesine ilişkin Aksaray Sulh Ceza Mahkemesince verilen 1.12.1993 gün ve 141/1481 Sayılı hükmün sanık vekili tarafından temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesi 21.4.1994 gün ve 3859/3712 sayı ile;
Sanığın ürettiği ve Gıda Maddeleri Tüzüğünün 272. maddesinde tanımlanan ekstra- ekstra una tekabül eden tip buğday ununun yapılan tahlilinde kül miktarının %65 olarak tesbit edildiği, bu durumun Gıda Maddeleri Tüzüğüne aykırılık teşkil etmeyip uyulması mecburi TS. 4500'e aykırılık oluşturduğu cihetle sanığın eyleminin TCK. nun 526. maddesinde değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizliğinden kararı bozmuştur.
Yerel Mahkeme ise 15.7.1994 gün ve 483/790 sayı ile;
Sanığın ürettiği unun yapılan tahlilinde kül miktarının %65 olduğu saptanmıştır. %60dan fazla küllü un sağlığa zararlı değilse de TS. 4500 Sayılı Standarda ve Gıda Maddeleri Tüzüğünün 273. maddesine aykırı olup aynı tüzüğün 295/B. maddesine göre taklit ve tağşiş edilmiş sayılır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.10.1960 günlü kararı ile 2. Ceza Dairesinin 26.5.1993 gün ve 26.8.1988 günlü kararları da bu yöndedir. Bu nedenle TCK. nun 398 ve 402. maddeleriyle yapılan uygulama yerindedir. biçimindeki açıklamalarla önceki hükümde direnmiştir.
Bu hüküm de sanık vekili ve C.Savcısı tarafından süresinde temyiz edildiğinden dosya C.Başsavcılığının 10.2.1995 gün ve 80195 sayılı tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: İncelenen dosyaya göre;
CYUY. nın 251. maddesinin 2. fıkrasında; ... en son söz sanığındır. 3. fıkrasında; sanık namına müdafii tarafından müdafaada bulunulsa dahi müdafaaya ilave edecek başka bir şey olup olmadığı sanığa sorulur. hükümleri yer almaktadır. Bu hükümler uyarınca duruşma mutlaka sanığın son sözü ile bitecektir. Sanığa son söz verildikten sonra başkaca işlemler yapıldığı takdirde yeniden sanıktan son sözü sorulmalıdır. Savunma hakkı ile ilgili bulunan bu usul kuralı buyurucu nitelikte olup uyulmaması yasaya mutlak aykırılık oluşturur.
İlk kez hüküm kurulurken son sözün sanığa verilmesi zorunluluğu bozmadan sonra başlayan ve gerek uyma, gerekse direnme (ısrar) kararıyla sona eren aşamada da aynen geçerlidir. Zira kamu davasının en önemli ilkelerinden birisi kesintisizlik ve sürekliliktir. Bu ilkeye göre Yargıtay incelemesi sonunda bozma kararı verildiği takdirde önceki hüküm tamamen ortadan kalkar ve hukuki sonuç doğurma özelliğini yitirir. Bu nedenle bozmadan sonraki yargılamada direnme kararı verildiği takdirde bozulan önceki karara yollamada (atıf) bulunmakla yetinilemez. CYUY. nın 253, 260, 261 ve 406. maddeleri uyarınca yeniden hüküm kurulmalıdır.
Hal böyle olunca bozmadan sonra dava sonuçlandığına ve yargılama devam ettiğine göre bozmadan önceki yargılamadaki uygulanan usul kuralları bozmadan sonra da aynen uygulanmalıdır. Bozmadan sonra direnme kararı verilse dahi yargılamanın bu aşaması son soruşturmanın bir parçasıdır. Bu nedenle devam eden yargılama sanığın son sözü ile bitirilmelidir. Buyurucu nitelikte olan bu usul kuralının bozmadan önceki aşamada geçerli, bozmadan sonraki aşamada (direnme kararı verilse dahi) uygulanmasına gerek bulunmadığı biçimindeki bir ayrımın yasal ve hukuksal hiçbir dayanağı bulunmamaktadır. Çünkü, bozma kararıyla önceki hüküm tüm sonuçlarıyla ortadan kalkmış ve son soruşturma aşamasına yeniden dönülmüştür. Son soruşturmanın sanığın son sözü ile sonuçlandırılması usuli zorunluluk olduğundan, bu usul kuralına uyulmaması yasaya mutlak aykırılık oluşturur.
İncelenen dosyada yargılamanın sonuçlandırıldığı 15.7.1994 günlü oturumda sanık müdafiinden sonra hazır bulunan sanıktan müdafaaya ilave edecek bir şeyi olup olmadığı sorulmadan, dolayısıyla en son söz sanığa verilmeden hüküm kurulduğu saptandığından, sair yönleri incelenmeyen hükmün öncelikle bu usuli nedenle bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Sair yönleri incelenmeyen Yerel Mahkeme direnme hükmünün öncelikle yukarıda açıklanan usuli nedenle BOZULMASINA, 20.03.1995 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy