(765 S. K. m. 29, 416, 418, 430)
Dava: Reşit olmayan mağdureyi rızasıyla alıkoymak ve mayubiyetini müstelzim olacak şekilde ırzına geçmek suçlarından sanık M.Ç.'nin TCK. nun 430/2, 416/son ve 418/2. maddeleri uyarınca sonuçta 5 sene hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Antalya 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nce verilen 24.11.1994 gün ve 1119/1200 sayılı hükmün sanık vekili tarafından temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesi 16.3.1995 gün ve 543/707 sayı ile kararı onamıştır.
Bu karara karşı 27.4.1995 gün ve 1266 sayı ile itiraz yoluna başvuran Yargıtay C. Başsavcılığı; Sanığın reşit olmayan mağdureyi rızasıyla alıkoyduğu ve mayubiyetini müstelzim olacak şekilde ırzına geçtiği sabittir. Yerel Mahkeme sabit olan bu suçlardan dolayı sanık hakkında TCK.nun 430/2. maddesiyle ceza belirlerken aynı Yasanın 29/son maddesinde gösterilen objektif ölçülerden başka sanığın hileli ve aile şerefini ihlal edici sorumsuz tutum ve davranışı, TCK. nun 416/son maddesiyle ceza belirlerken oldukça saf ve yaşı küçük mağdurenin samimi duygularını istismar ettiği gibi hususları da nazara alarak bu suçlar için öngörülen asgari cezaların dört katından fazla ceza tayin etmiştir.
İki sınır arasında temel cezanın belirlenmesinde gözetilecek ölçüler TCK. nun 29/son maddesinde gösterilmiştir. Takdirin bu ölçülere ve dosya içeriğine uygun olması gerekir.
İncelenen dosyadaki delillere göre sanık 1970 doğumlu, okur-yazar meslek sahibi bir kişidir. Soruşturma aşamasında mağdureyi sevdiğini, onunla evlenmek istediğini söylemiştir. Mağdureden yararlanıp onu yüzüstü bırakmak gibi bir amacı saptanamamıştır. Olaydan önce mağdure ile tanışmış birbirlerine mektup yazıp fotoğraf alıp vermişlerdir. Olayın benzeri olaylardan asgari oranın çok üstünde ceza tayini gerektirecek belirgin bir farklılığı yoktur. Mağdurenin yaşının küçüklüğü suçun ögelerindendir. Sanık hile kullanmamıştır. Buna rağmen temel cezalar belirlenirken TCK. nun 29/son maddesinde yazılı ölçüler yanında ayrıca bu hususlar da teşdit nedeni olarak nazara alınmak suretiyle takdirde yanılgıya düşülmüştür biçimindeki gerekçeyle Özel Daire onama kararının kaldırılarak Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasını talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: İncelenen dosyaya göre; Sanığın reşit olmayan mağdureyi rızasıyla alıkoyduğu ve mayubiyetini müstelzim olacak şekilde ırzına geçtiği iddiasıyla açılan davada Özel Daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık yasada 6'şar aydan 2'şer seneye kadar hapis cezaları öngörülen bu eylemler için 2'şer sene hapis cezası tayin eden Yerel Mahkemenin bu takdirinde yanılgıya düşüp düşmediğine ilişkindir.
TCK. nun 3679 Sayılı Yasa ile değişik 29/son maddesine göre hakim iki sınır arasındaki temel cezayı belirlerken suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araç, suç konusunun önem ve değeri, suçun işlendiği zaman ve yer, fiilin diğer özellikleri, zararın ve tehlikenin ağırlığı, kastın veya taksirin yoğunluğu, suç sebepleri ve saikleri, failin amacı, geçmişi, şahsi ve sosyal durumu, fiilden sonraki davranışı gibi nesnel ve öznel ölçüleri gözetmeli, takdirinde yanılgıya çelişkiye ve zaafiyete düşmemelidir.
Maddi olayda 23.8.1979 doğumlu mağdure ile 9.5.1970 doğumlu sanığın 5 ay kadar önce tanışıp arkadaş oldukları, birbirlerine mektup yazıp, fotoğraf alıp verdikleri, olay günü sanığa telefon eden mağdurenin evde kimse yok, taksiyle gel beni al, gidelim demesi üzerine sanığın bu teklifi kabul edip, onu yapısı tamamlanmış boş bir inşaata götürdüğü ve orada rızasıyla mayubiyetini müstelzim şekilde ırzına geçtiği, aynı gün saat 23.30 sıralarında yakalanan sanığın tüm aşamalarda mağdure ile evlenmek istediğini söylemesine karşın mağdurenin ailesinin bunu kabul etmediği saptanmıştır.
Mağdure ile sanığın birbirlerinin gerçek amacını bilecek kadar yakın arkadaş oldukları ve kaçma önerisinin mağdureden geldiği, sanığın evlenme isteğinin kabul edilmediği, yaş küçüklüğünün yüklenen suçların unsuru olduğu ve oluş gözetildiğinde her iki suç için sanığa asgari haddin çok üzerinde ceza tayini, sanık ve mağdurenin şahsi durumuna ve olayın akışına uygun bir şekilde cezanın kişiselleştirilmesi gerektiği ilkesine uygun değerlendirme olarak görülmemiştir. Bu nedenle teşdidin derecesinin belirlenmesinde yanılgıya düşülmüştür.
O halde Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulü ile Özel Daire onama kararının kaldırılarak Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan kurul üyeleri Özel Daire onama kararının haklı nedenlere dayandığını belirterek itirazın reddi yönünde oy kullanmışlardır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılarak Yerel Mahkeme hükmünün BOZULMASINA 29.5.1995 günü yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından 26.06.1995 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy