(1412 S. K. m. 135, 236)
Dava: Resmi belgede sahtecilik suçundan sanık O. İlter'in beraatine ilişkin Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesince 27.12.1993 gün ve 190/210 sayı ile verilen kararın, katılan vekili tarafından temyizi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 20.9.1994 gün ve 8342/7947 sayı ile;
Sanığa, 3842 Sayılı Yasa ile değişik CMUY. nın 135. maddesindeki hakları hatırlatılmadan, hatırlatılmış ise bu husus tutanağa geçirilmeden karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 16.11.1994 gün ve 203/183 sayı ile;
Sanık, 135. maddeye uygun biçimde sorguya çekilmiştir. Avukatının hazır bulunduğu oturumda, özgür iradesi ile ifade vermiş ve yargılamanın sürdürülmesine rıza göstermiştir.
135. maddenin 4. fıkrası hariç, diğer fıkralarının gereği yerine getirilmiştir. 135. madde yoruma tabi tutulduğunda, tutanaklardan sanığa bu haklarının tanındığı anlaşılmaktadır.
Kaldı ki, sanık beraat etmiştir. CYUY. nın 223/son maddesi karşısında, CYUY. nın 135. maddesindeki haklarının hatırlatılmaması sonuca etkili değildir. Açıklamasıyla direnme kararı vermiştir.
Bu karar da katılan vekili tarafından süresinde temyiz edildiğinden, dosya Yargıtay C.Başsavcılığının bozma istekli 3.5.1995 gün ve 6/112474 sayılı tebliğnamesiyle, Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup, düşünüldü;
Karar: İncelenen dosyaya göre;
Sanığın sahtecilik suçundan beraatine karar verilen olayda, Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, beraat kararı verilmesi durumunda CYUY. nın 135. maddesindeki haklarının sanığa hatırlatılmasına gerek bulunup bulunmadığına ilişkindir.
3842 Sayılı Yasanın 31. maddesi gereğince Devlet Güvenlik Mahkemeleri görev alanı dışında kalan suçlarda uygulanması gereken Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasının İfade ve Sorgunun Tarzı başlıklı 135. maddesinde;
Zabıta amir ve memurları ile Cumhuriyet Savcısı tarafından ifade almada ve hakim tarafından sorguya çekilmede aşağıdaki hususlara uyulur:
1- İfade verenin veya sorguya çekilenin kimliği tespit edilir. İfade veren veya sorguya çekilen kimliğe ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmak zorundadır.
2- Kendisine isnad edilen suç anlatılır.
3- Müdafi tayin hakkının bulunduğu, müdafi tayin edebilecek durumda değilse Baro tarafından tayin edilecek bir müdafi talep edebileceği ve onun hukuki yardımından yararlanabileceği, isterse müdafiin soruşturmayı geciktirmemek kaydı ile ve vekaletname aranmaksızın ifade veya sorguda hazır bulunacağı bildirilir. Yakınlarından istediğine yakalandığını duyurabileceği söylenir.
4- İsnat edilen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğu söylenir.
5- Şüpheden kurtulması için somut delillerin toplanmasını talep edebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe sebeplerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek imkanı verilir.
6- İfade verenin veya sorguya çekilenin şahsi halleri hakkında bilgi alınır.
7- İfade veya sorgu bir tutanakla tespit edilir. Bu tutanakta:
a) İfade verme veya sorguya çekme işleminin yapıldığı yer ve tarih,
b) İfade verme sorguya çekme sırasında hazır bulunan kişilerin isim ve sıfatları ile ifade veren veya sorguya çekilen kişinin açık kimliği,
c) İfade vermenin veya sorgunun yapılmasında yukarıdaki işlemlerin yerine getirilip getirilmediği, bu işlemler yerine getirilmemiş ise sebepleri,
d) Tutanak içeriğinin ifade veren veya sorguya çekilen ile hazır olan müdafi tarafından okunduğu ve imzalarının alındığı,
e) İmzadan imtina halinde bunun nedenleri yer alır. hükmü bulunmaktadır.
Madde ile sanığa, kendisini daha iyi savunma olanağı sağlanmış, bazı delillerin toplanmasını isteme hakkı verilmiş veya hiçbir şey söylememe imkanı tanınmıştır.
Aynı yasanın 236. maddesinde ise, Duruşmaya tanıkların ve bilirkişinin yoklamasıyla başlanır. Bundan sonra sanığın açık kimliği ve şahsi durumu tespit olunur. Daha sonra iddianame okunur ve 135. maddeye göre sanık sorguya çekilir. hükmü yer almaktadır.
Açıklanan bu yasal hükümler karşısında duruşmaya, sanığın kimliğinin saptanması, iddianame okunduktan sonra 135. maddeye göre sorguya çekilmesi ile başlanacaktır.
İncelenen dosyada sahtecilik suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından sanık aleyhine temyiz edilmiştir. Katılan vekilinin temyiz davası açması üzerine öncelikle, emredici usul kurallarının uygulanıp uygulanmadığı, usuli bir hata olup olmadığı incelenmeli, olmadığı takdirde dosyanın esasına girilmelidir. Usuli hükümleri, emredici kuralları bir tarafa bırakarak önce işin esasının incelenmesi, sübut olmadığı takdirde hükmün onanması, sübutun varlığında ise bu usuli eksiklik nedeniyle hükmün bozulması, ikili uygulamaya ve yanlış anlamalara neden olacaktır. Bu şekilde, yani önemli usuli eksikliğe rağmen, esasa ilişkin inceleme yapılarak bozma kararı verilmesi durumunda, sübutun varlığı kabul edilmiş olacağından; artık bundan sonra CYUY. nın 135. maddesi hükmünün uygulanmasının mantıkî ve hukuki bir anlamı kalmayacaktır. Çünkü, suçun oluştuğu Yargıtay'ca peşinen kabul edilmiş ve üst mahkemenin görüşü belli olmuştur. Ayrıca bu durum; oy'un açıklanması niteliğinde olduğu gibi, böyle bir bozma sadece yasa hükmünü şeklen yerine getirmeye yönelik hiçbir yararı bulunmayan anlamsız bir bozma olacak ve maddenin amacı ile bağdaşmayacaktır.
Usulüne uygun ve maddede belirtildiği şekilde yapılacak sorgu sırasında, sanığın hangi haklarını kullanacağı ve hangi delilleri sunacağı, savunmasında neler getireceği önceden bilinemeyeceğinden, esasa girilmeksizin hükmün öncelikle ve sair yönleri incelenmeksizin usuli bu nedenle bozulmasına karar verilmelidir.
Öte yandan, CYUY. nın 135. maddesinde yer alan güvencelerin sanığa hatırlatılması halinde, sanığın ikrarda bulunması ve bu beyanı ile elde edilecek delillerin gözardı edilemeyeceği, sunacağı delillerle suçun eski tarihte işlenmiş ve zamanaşımına uğramış olduğunu ya da suç vasfının farklı olduğunu ileri sürmesinin mümkün bulunduğu nazara alındığında, sözü edilen hükmün bu nedenle de uygulanması zorunludur. Belki de sanık, 135. maddenin getirdiği güvencelerden yoksun olduğu için ikrarda bulunacakken bulunmamaktadır.
Sorgu; sadece (sırf) sanık lehine konulmuş bir usul kurumu değildir. Maddi gerçeği bulmak için konulmuş, kamusal niteliği de oldukça ağır basan bir usul kuralıdır. Öyle ki, çok ağır ceza gerektiren birçok olayda, örneğin ıssız yerlerde işlenen adam öldürme olaylarında tek kanıt sanığın ikrarı olabilmektedir. Bu ikrarın ise yasanın öngördüğü tüm koşulları içeren bir sorgu ile saptanmış olması kesinlikle gerekir. Çünkü CYUY. nın 321/2. maddesi gereğince, hükmün bozulmasına sebep olan kanuna muhalefet keyfiyeti bu hükme esas olarak tesbit edilen VAKIALARDA olmuş ise bu muameleler dahi aynı zamanda bozulacaktır.
Ayrıca kamu düzeni ile ilgili ve buyurucu hüküm olan CYUY. nın 135. maddesine uyulmadığının saptanmasına rağmen dosyanın esasının incelenmesi, diğer usuli hataların da gözardı edilmesi ve dosyanın esasına girilmesi sonucunu doğuracaktır. Örneğin, hükme dayanak yapılan bilirkişi raporunu düzenleyen bilirkişiye, otopsiye katılan doktor bilirkişiye yemin verdirilmemesi, esaslı işlemlerin yapıldığı sanık ve tanıkların dinlendiği oturuma ilişkin duruşma tutanaklarının imzasız bulunması hallerinde de, esasa girilmesi; sübutun varlığında bu nedenlerle hükmün bozulması, aksi halde kararın onanması gerekecektir. Halbuki sübutun varlığı, bu delillerle saptanacaktır. Yeminsiz dinlenen bilirkişi raporu, otopsi tutanağı veya imzasız olması nedeniyle gerçek olup olmadığı bilinmeyen duruşma tutanakları esas alınmak suretiyle hüküm kurulması olanaksızdır.
Duruşmaya katılan C.Savcısı esas hakkındaki görüşünde sanığın mahkumiyetine karar verilmesini isteyebilir, kurul halinde oluşan mahkemelerde buna rağmen oyçokluğuyla sanığın beraatına karar verilebilir ve bu karar C.Savcısı tarafından temyiz edilebilir. Yargıtay C.Başsavcılığı tarafından düzenlenen tebliğnamede de hükmün bozulması istenebilir. Sanık aleyhinde sonuç doğurabilecek tüm bu karşıt görüşlere rağmen; usulüne uygun sorgu güvencesinden sanığı mahrum etmenin usul ekonomisi ile açıklanması mümkün değildir. Kaldı ki, tebliğname onama istemli bulunsa bile CYUY. nın 135. maddesindeki haklarının sanığa hatırlatılmasına gerek bulunmadığı yönündeki düşünceye katılmak olanaklı değildir. Zira, Özel Daire veya Ceza Genel Kurulu Kararının her zaman tebliğnameye uygun çıkmadığı da bilinen ve çok görülen bir gerçektir. Kanıtların sanığın usulüne uygun biçimde yapılan sorgusu ile birlikte değerlendirilerek, hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekir. Bu itibarla, beraat kararının aleyhe temyiz edilmesi durumunda tebliğnamede esasın incelenerek kararın onanması istense bile, sair yönleri incelenmeksizin kararın bu usuli sebepten bozulmasına karar verilmelidir.
Direnme konusu olayda 1.12.1992 günlü Resmi Gazetede yayımlanan ve yürürlüğe giren 3842 Sayılı Yasa ile CYUY.nın 135. maddesi değiştirilmeden önce 1.11.1993 günlü iddianame ile sanık hakkında dava açılmış ve yargılamanın hiçbir aşamasında sanığa CYUY.nın 135. maddesinde yer alan hakları hatırlatılmamıştır.
Kaldı ki, poliste, savcılıkta ifadesi alınırken, Sulh Ceza Mahkemesinde hakim tarafından sorguya çekilirken CYUY.nın 135. maddesindeki hakları hatırlatılan sanığa, duruşmada vekili hazır olsa bile yasal haklarının yeniden hatırlatılması gerektiği, zira madde ile sanığa tanınan hakların sadece müdafi tayininden ibaret olmadığı, 135. maddenin diğer bentlerindeki hususların da aynı derecede önemi haiz ve savunma hakkına ilişkin olduğu Ceza Genel Kurulunun 1.5.1995 gün 71/147, 1.5.1995 gün 72/148 sayılı kararları ile kabul edilmiştir.
Bu itibarla, usul ve yasaya uygun bulunan Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi isabetsiz olup, Yerel Mahkeme direnme hükmü bozulmalıdır.
Bir kısım kurul üyeleri direnme kararının haklı nedenlere dayandığını ileri sürerek işin esasının Özel Dairesince incelenmesi gerektiği yönünde oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkeme direnme hükmünün istem gibi BOZULMASINA, 26.03.1996 günü yapılan birinci müzakerede 2/3'ü aşan oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy