(765 S. K. m. 342, 503, 522)
Dava: Dolandırıcılık suçundan sanık R. Güneş'in TCY. nın 503/ilk, 522, 59. maddeleri gereğince iki kez ve sonuç olarak 6 ay 20 gün hapis, 472.221 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Ankara 16. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 14.4.1994 gün 1397/736 sayılı hükmün sanık tarafından temyizi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesi 15.12.1994 gün 12516/12357 sayı ile;
... Karşılıksız kaldığı iddia olunan senetlerin bedelleri yükseltilerek yeniden tahsile konulduğu iddia olunan olayda, eylemin kül halinde TCY. nın 342/1. maddesi kapsamının içinde kaldığı ve bu konuda Ankara 3.Ağır Ceza Mahkemesince karar verildiği gözetilmeden ayrıca hükümlülük kararı verilmesi... isabetsizliğinden bozmuş,
Yerel Mahkeme 4.4.1995 gün 155/351 sayı ile,
... Resmi evrakta sahtekarlık suçu, sahteciliğin yapıldığı anda oluşur. Bononun şekil şartları tamam olup TCY. nın 342. maddesi ile cezalandırılmıştır. Tahrifat yapılan bononun tahsile konulması ile ayrıca dolandırıcılık suçu oluşmuştur. Öğreti ve Yargıtay kararları da bu doğrultudadır... gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de Yargıtay'ca incelenmesi sanık tarafından süresinde istenildiğinden dosya; Yargıtay C.Başsavcılığının bozma istemli 19.6.1995 günlü tebliğnamesiyle 6. Ceza Dairesine ve Özel Dairece de Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Dosya içeriğine göre;
Halı ticareti yapan sanıktan aldığı halı karşılığında şikayetçi Karaca Tekin 30.5.1988 düzenleme, 17.4.1989 vade tarihli 575.000 lira tutarında, şikayetçi Mürüvvet Gül ise 10.6.1988 tanzim 18.6.1989 vade tarihli 80.000 lira değerinde bono imzalamışlardır. Bonolarda miktarın yazı ile yazıldığı bölüm boş bırakılmış, sadece rakamla borç miktarı yazılmıştır. Şikayetçiler borçlarını ödediklerinde bonoları iade edilmemiş, rakamla yazılan borç miktarı önüne 1 ve 7 rakamları eklenerek 1.575.000 ve 780.000 lira olarak değiştirilmiş, yazı ile de bu miktarlar yazılmıştır. Bonolardaki bu tahrifat nedeniyle sanığın, TCY. nın 342/1, 59. maddeleri gereğince iki kez cezalandırılmasına karar verilmiş ve bu karar kesinleşmiştir. Sanık hakkında bu kere, tahrifat yaptığı bonolara dayanarak şikayetçiler aleyhine icra takibi yaptığı ve bu suretle dolandırıcılık suçunu işlediği iddiasıyla direnme konusu olan işbu dava açılmıştır.
Sanığın vekili tarafından 780.000 lira asıl olacağın faiz ve masrafları ile birlikte tahsili için şikayetçi M. Gül ve eşi C. Gül aleyhine icra takibine geçilmiş, ödeme emrinin tebliğinden sonra alacaklı vekili icra takibinden feragat etmiştir. Şikayetçi K. Tekin ile müşterek borçlu Yaşar Yüksel aleyhinde 1.575.000 lira asıl alacağın faiz ve masraflarıyla birlikte tahsili için 5.7.1990 tarihinde icra takibine geçilmiş, ödeme emrinin tebliğinden sonra başkaca bir işlem yapılmamıştır.
Suç tarihinde yürürlükte bulunan TCY. nın 503. maddesinde yazılı dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; bir kimsenin iyi niyetinden yararlanarak kandırıcı nitelikteki hilelerle onu yanıltıp kendisine veya bir başkasına haksız çıkar sağlanması gerekir. Mağdur, maddi olmayan vasıtalarla yanılgıya düşürülmeli veya gerçek olmayan beyan ve davranışlarla aldatılmalıdır. Kullanılan hile ve desiseler ile mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu haksız bir çıkar sağlanmalı, mağdur veya bir başkasına zarar verilmelidir.
İncelenen dosyada şikayetçiler aleyhinde icra takibine başlanmış, şikayetçi M. Gül'e ödeme emri tebliğ olunduktan sonra başkaca işlem yapılmadan alacaktan feragat edilmiştir. Şikayetçi Karaca Tekin'e ise sadece ödeme emri tebliğ olunmuştur. Şikayetçiler hile ve desiselere kanmamış ve yanılmamışlar, hemen şikayetçi olmuşlardır. Diğer bir anlatımla şikayetçiler, kandırıcı nitelikteki hilelerle yanıltılmadıkları gibi sanık tarafından da bir çıkar elde edilmemiştir.
Bu itibarla, resmi evrakta sahtekarlık suçunun yanında ayrıca dolandırıcılık suçu oluşmamıştır. Yasal unsurları oluşmayan dolandırıcılık suçlarından sanığın beraatına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde önceki hükümde direnilmesi yasaya aykırıdır. Direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Kurul Üyelerinden 4. Ceza Dairesi Başkanı S. Selçuk: Sanık, resmi belgeye eşdeğer iki belgitte (TCY. md.349) ekleme suretiyle sahtecilik yapmış ve T.C.Yasasının 342/1, 59. maddeleri uyarınca iki kez cezalandırılmıştır. Açılan yeni davalar üzerine, ayrıca aynı yasanın 503, 522, 59. maddelerine göre iki kez cezalandırılmış; Yüksek Daire ise eylemin kül halinde tek suçu oluşturduğu, yani T.C.Yasasının 342. maddesine girdiği gerekçesiyle hükmü (doğrusu hükümleri) bozmuştur. Görüşmeler sırasında ise, soru üzerine, Yüksek Dairenin Sayın Üyesince, eylemin aldatıcı boyutta olmadığından ayrıca dolandırıcılık suçunu oluşturmayacağı görüşünü taşıdıkları belirtilmiştir.
Çözülmesi gereken sorunlar sırasıyla şunlardır:
1- Eylem sayısı: Resmi belgede sahtecilik cürümü; belgenin düzenlendiği an oluşur (CGK., 27.5.1991, 152/180) . Bu konuda, yabancı ülkelerde ve bizde, öğreti ve yargısal görüşler birleşmektedir. Ancak, kimi resmi belgelerde suçun oluştuğu an ile tükendiği anlar farklıdır.
Özellikle, para gibi dolaşım güçleri olması nedeniyle resmi belgeye eşdeğer sayılan değerli belgitlerde (kıymetli evrak) sahtecilik cürümü, failin tasarruf alanından çıkıp üçüncü kişilere sunulduğu anda tükenir (Örneğin, İtalyan Yargıtay'ı, Sez. V, 27.11.1989, n. 16306, R.P. Eylül 1990, s. 778) . Olayımızda icraya başvurulduğu anda, düzenlemeyle tamamlanan her iki sahtecilik cürümü tükenip bitmiştir. Her cürüm açısından bu eylem tektir. Ancak, tahsil için icraya başvurulduğu anda, hem o kişinin sahtecilik cürümü tükenmiştir ve hem de dolandırıcılık cürümünün icra davranışı başlamıştır. Bir başka deyişle, sözde kalmayan ve bunun ötesine geçen somut bir yalan olan sahte belgeyle hileli davranış sergilenmiş; dolandırıcılık cürümüne kalkışılmıştır. Eğer, ödeme yapılsaydı, malvarlığında zarar doğmuş ve dolandırıcılık cürümü tamamlanmış olacak, sonuç ölçütüne göre iki ayrı eylem ve iki ayrı cürüm de oluşacaktı. Zira sahtecilik cürümünün oluşmasından sonraki eylemler, bu suça bağlı olarak işlenseler bile, onun özüne, konusuna ve eylem öğesine yabancı olduklarından, yeni ve bağımsız bir suça yol açarlar. İtalyan ve Türk yazarları ile yargısal görüşler bu konuda uyum içindedir (Ayrıntı, Selçuk; Dolandırıcılık Cürümünün Kimi Suçlardan Ayırımı, s. 76-77) . Yüce Kurulda eylemin tekliği/çokluğu oylaması ayrıca yapılmamıştır. Eylem çok denilse sorun olmayacak, fail hem sahtecilik ve hem de dolandırıcılığa kalkışma cürümlerinden ayrı ayrı hüküm giyecek, her iki suç, maddi birleşme (içtima) kurallarına göre birleşeceklerdi. Başka sorunların oylamasına da gerek kalmayacaktı.
2- Eylemin tekliği: Eylem dolandırıcılık cürümüne kalkışma aşamasında kaldığına göre, eylemin tek ve fakat ihlalin çokluğu benimsendiği takdirde, T.C.Yasasının 79. maddesi çevrime girecek; failin tek eylemle iki suç işlediği kabul edilecek ve fakat ceza en ağırından verilecekti. Bu nokta son derece önemlidir. Gerçekten, biçimsel birleşmede (fikri içtimada) , işlenen suçlar, yalnızca cezai yaptırım açısından, yasal ve dolayısıyla yapay olarak tek sayılırlar. Çünkü; biçimsel birleşme, ne kadar eylem varsa o kadar ihlal/suç, o kadar ceza vardır kuralının bir istisnasıdır. Ancak bu istisnada da, her suç bağımsızlığını koruduğundan, hükümlülük çoktur. O nedenle yargı kararında birden çok suçun işlendiği ve bunların neler oldukları vurgulanması, ancak T.C.Yasasının 79. maddesine göre en ağır cezayı içeren suça göre cezalandırmaya gidildiği belirtilmesi zorunludur. Zira bunun sonuçları, af, tekerrür, zamanaşımı v.b. durumlarda ortaya çıkar. O nedenle, Yüksek Daire kararında eylemin kül halinde tek olduğunun, bu yüzden ayrıca dolandırıcılık cürümünden hüküm kurulamayacağının belirtilmesi, suçların birleştirilmesi (içtimaı) ve özellikle biçimsel birleşme kurallarına temelden ters düşmektedir. Yüce Kurul Kararında da, konu gündeme getirildiği halde, aynı yanılgıya düşülmüştür.
Eylemin kül halinde tek olduğu görüşü Fransız sisteminden gelen yanlış bir algılamadır. Konu Yüce Kurulda onlarca kez açıklandığı halde bu yanılgıdan vazgeçilmemiştir. Gerçekten, 1810 tarihli olup 1994'te yürürlükten kalkan Fransız Ceza Yasasının 5. maddesinde, bırakınız aynı eylemle birden çok suç işlemeyi, tek kesitli zaman ve mekan bütünlüğünde ard arda suçların işlenmesi durumunda bile, eylem bölünmez bütün (kül, tout indivisible) olarak algılanıyor, en ağır cezayı içeren suçtan hüküm kuruluyordu. Birleşmede erime/yutma görüşünü benimsemiş olan bu sistem Kilise hukukunun versari in re illicita kuralına tepki olarak doğmuştur. Fransız C.Yasasının 5. maddesi gibi bir hüküm, ne Zanardelline de Türk Ceza Yasalarında yoktur. O yüzden T.C.Yasasında bulunmayan Fransız Ceza Yasasının 5. maddesinin ve erime/yutma sisteminin uygulanması çok ağır bir yanılgıdır. Dahası, T.C.Yasası, ne kadar eylem varsa, varsa, o kadar ihlal/suç ve ceza vardır ilkesini (md. 78) benimsemiş ve buna iki istisna getirmiştir. Birisi, tek eylem, çok ihlal/suç, tek ceza (md. 79) , öbürü çok eylem, çok ihlal/suç ve ağırlaştırılmış tek ceza (md.80) hükümleridir. Bunlarda da, suçlar bağımsızlıklarını korumayı sürdürürler. O nedenle bir kez daha vurgulamalıyım ki, eylem bütün/kül olarak şu suçu oluşturur sözleri, Fransa'dan alınan Osmanlı Ceza Yasasından galat ağır ve açıklanması güç bir yanılgıdır.
Kaldı ki, Yargıtay'ımızın bu durumlarda dahi, T.C.Yasasının 79. maddesini dışlayan ve ayrı ayrı suçların oluştuğunu benimseyen kararları da vardır. Nitekim, sahte düzenlenen tediye fişindeki sahteciliği veznedarın hemen anlaması nedeniyle paranın çekilmemesi olayında, hem resmi belgede sahtecilik ve hem de dolandırıcılığa kalkışma cürümlerinin ayrı ayrı oluştukları ve iki suçtan da ayrı ayrı ceza verilmesi gerektiği belirtilmiştir (6. CD., 28.9.1978, 5304/5415) .
Tartışmalar sırasında, Yüce Kurulun 20.3.1987 tarih ve 441/154 sayılı kararına yazdığım çok ayrıntılı karşı oya değinen Yüksek Dairenin sayın sözcüsü, aynı görüşleri o zaman da savunduğumu, ancak sayın çoğunlukça benimsenmediğini belirtmiştir. Böylece üzerinde gereğince durulup bilgi edinilmeyen bir konu tartışma gündemine getirilmiş, zihinlerde gereksiz sorular yaratılarak sorun gri bir alana sürüklenmiştir. Argümantasyon tam anlamıyla hukuksal boyutta bir bilgi/bilgilendirme yanılgısıdır. Çünkü;
a) Bir kez tartışılan konu, özel belgede sahtecilik ile dolandırıcılığın (md.345+503) değil, resmi belgeye eşdeğer belgitte sahtecilik ile dolandırıcılığa kalkışmanın (md.342+503, 61) nasıl birleşeceği sorunudur.
b) Hemen belirteyim ki, ilk konu o dönemde uzun uzun tartışılmış, tarafımdan yazılan uzun karşı oyun bilimsel değeri, bilim adamlarınca vurgulanmış, ayrıca bilimsel yapıtların, yalnızca dip notlarına değil, metin kesimlerine de geçmiş; bu arada çoğunluk görüşünde yer alan ve Batıda yüzlerce, bizde onlarca yıldır işlenen bilimsel kavramların ne hale getirildiklerini eleştirel bir dille ele alan değerli bir yapıtı (Erman, Sahtecilik Suçları, 1987, s. 522-560) yansız, nesnel ve dikkatli gözlerle okuyanlar görmüşlerdir. Burada yeri gelmişken belirteyim ki, İtalyan Yargıtayı da, 1970'lerden bu yana, T.C.Yasasının 345. ve 503. maddelerdeki suçların, maddi (gerçek) biçimde birleştirdiklerini belirtmektedir.
c) Bir görüşün çoğunlukça benimsenmesi onun doğru olduğu anlamına gelmez. Çünkü bilimsel gerçekler kabul edenler/etmeyenler oylamasıyla çözülmezler. Oylama; hukukta uyuşmazlığa/tartışmaya son vermenin; yani bir yerde çaresizliğin çaresidir. Konuyu noktalamanın değil. Dahası, benim görüşüme katılan Yüksek Daire Üyeleri, 21.11.1995 tarihli görüşmede hiçbir şey söylemedikleri gibi eski görüşlerinden vazgeçmişlerse onu da açıklamamayı yeğlemişlerdir.
3- Dolandırıcılığa kalkışma suçu açısından: Yüce Kurulda eylemin aldatıcı hile boyutuna ulaşmadığı, çünkü yakınanca hilenin hemen ayırtına varıldığı belirtilmiştir. Bu görüş de doğru değildir. Çünkü:
a) Sanık aldatıcı gücü olan, bu yüzden de herkesin kolaylıkla sahteliğini anlayamayacağı bir belgeyi hile olarak kullanılmıştır. Belgelerin aldatıcılığı benimsendiği için de sanık, sahtecilik suçundan iki kez hüküm giymiştir.
b) Dahası, bu sahtecilik, değerli belgitlerde işlenmiştir. Bu belgitler, para gibi dolaşım gücüne sahiptirler. Üçüncü kişileri her zaman aldatırlar. Gerek belgelerin ve gerek hileli davranışların aldatma güçleri, nesnel ölçülere ve sıradan insanlara göre belirlenir. Eğer, bir bononun aldatma gücü, yalnızca gerçek bonoyu düzenleyene göre değerlendirilip gözetilseydi, değerli belgitlerde sahteciliği cezalandırmak olanaksız olurdu. Çünkü imzasının sahte atıldığını ya da sonradan rakamla ekleme yapıldığını, bonoyu ilk düzenleyen hemen anlayacak ve failler cezadan kurtulacaklardı. Bunlar değerlendirildiğinde; olayımızdaki sahte bonoların üçüncü kişileri her zaman aldatacak boyutta oldukları ve bu nedenle de sahtecilikten sanığın hüküm giydiği kolayca anlaşılacak bir durumdur. Aldatma gücünü sahtecilikte ve dolandırıcılığın hile davranışında başka başka ölçülerde değerlendirmek, yanlıştan da öte bir algılamadır.
4- Oylama açısından da Yüce Kurulun görüşü yasalara aykırıdır.
Çünkü ileri sürülen görüşlere göre, ilkin eylemin tekliği/çokluğu; eğer eylem çokluğu konusunda çoğunluk sağlanırsa, dolandırıcılığın tamamlanıp tamamlanmadığı sorunları oylanmalıydı. Eylemin tek olması durumunda ise, Yüksek Daire görüşü karşısında, ihlalin çok olup olmadığı; ihlal çokluğu benimsendiği takdirde, dolandırıcılık cürümünün tamamlanıp tamamlanmadığı ve sahtecilikle nasıl birleşeceği oylanmalıydı. Toptan oylama yapılmış ve karar hiçlik yaptırımıyla sakatlanmıştır. düşüncesiyle çoğunluk görüşünün gerekçesine katılmamıştır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle; Tebliğnamedeki istemden değişik gerekçe ile Yerel Mahkeme direnme hükmünün Bozulmasına, 21.11.1995 günü bozmada oybirliği, gerekçede oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy