(1412 S. K. m. 261, 268) (213 S. K. m. 231)
Dava: 1918 Sayılı Kanuna muhalefetten sanık N.Ç.'nin anılan Kanunun 25/2, 33/son maddeleri gereğince 31.692.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına, sanığın para cezasını ödememesi ve ödemede güçsüzlülüğü anlaşıldığı takdirde 647 Sayılı Yasanın 5/6. maddesi gereğince 10.000 lira 1 gün hesabı ile 3169 gün hapis cezasına çevrilerek ceza miktarının 3 yıl olarak infazına, gümrük kaçak ambarına teslim edilmiş bulunan kaçak startellerin zoralımına, takdir edilen 2.343.840 lira nisbi vekalet ücretinin sanıktan alınarak müdahil gümrük idaresine verilmesine, 316.900 lira nisbi harcın sanıktan tahsiline ilişkin Adana 1. Asliye Ceza Mahkemesince 4.11.1993 gün ve 507/1176 sayı ile verilen karar, sanık vekilinin temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 16.6.1994 gün ve 5280/6982 sayı ile; Sanık 19.2.1993 günlü hazırlık ifadesinde dava konusu yabancı menşeli florasan startellerini A.H. isimli İran'lı bir şahıstan aldığını, bu şahsın, eşyaların belgesi var dediği halde, kendisine belge vermediğini beyan edip, sonraki ifadelerinde eşyaların faturalı olduğunu öne sürerek 7.2.1993 gün ve 240424 nolu faturayı ibraz ettiği, Vergi Usul Kanunu'nun 231/5 maddesinde faturanın malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami 10 gün içinde düzenleneceği belirtildiği cihetle, sanığın ibraz ettiği fatura ile ilgili zincirleme menşe araştırması yaptırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ve eksik inceleme ile mahkumiyet kararı verilmesi isabetsizliğinden, bozulmuştur.
Yerel Mahkeme ise 12.12.1994 gün ve 937/1307 sayı ile; Fatura tarihinin eşyanın kargoya verilmesi ve yakalanma tarihine tekaddüm etmesine göre 213 Sayılı Kanunun 231/5. maddesine uygun kesilip kesilmediği hususunun, faturanın starterlere aidiyetini kabul ve menşe araştırması için yeterli bulunmadığı, kesilen faturalardaki 20.000 adet starterin, yakalanan 18.000 adet startere miktar itibariyle uygun bulunmadığı gibi, sanığın starterlerden bir kısmını sattığı hususunda da bir savunmasının bulunmadığı biçimindeki açıklamalarla önceki kararda direnmiştir.
Bu kararın da sanık vekili tarafından süresinde temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının bozma isteyen 23.5.1995 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: İncelenen dosyaya göre; Yerel Mahkeme, Özel Daire bozma kararına karşı direnme kararı verirken hükmün esasını oluşturan kısa kararda hüküm kurmamış bozulan önceki karara yollama yapmakla yetinmiştir.
Oysa CMUK. nun 261 ve 268 nci maddeleri uyarınca hüküm fıkrasında;
a - 253. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun,
b - Uygulanan yasa maddelerinin,
c - Tayin olunan ceza miktarının,
d - Yasa yollarına başvurmanın olanaklı bulunup bulunmadığının,
Hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmesi gerekir. Çünkü bir karar bozulmakla tamamen ortadan kalkmış ve infaz kabiliyetini yitirmiştir.
İncelenen dosyada, Yerel mahkemenin açıklanan buyurucu nitelikteki usul kuralına uygun biçimde yeni hüküm kurmayıp bozulan önceki karara yollama yapmakla yetindiği saptandığına göre, sair yönleri incelenmeyen direnme hükmünün, öncelikle bu usuli nedenle bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Sair yönleri incelenmeyen Yerel Mahkeme direnme hükmünün, yukarıda açıklanan usuli nedenle BOZULMASINA, 12.06.1995 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy