(2279 S. K. m. 17) (90 S. KHK m. 9)
Dava: Tefecilik suçundan sanık Yusuf Arslan'ın, 2279 Sayılı Yasanın 17/1. maddesi gereğince 6 ay hapis, 1.500.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Sandıklı Asliye Ceza Mahkemesince verilen 3.6.1994 gün 173/131 sayılı hükmün sanık vekili tarafından temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesi 29.12.1994 gün 11704/14695 sayı ile; "Sanık tüm savunmalarında tefecilik yapmadığını, şikayetçiye kendisini işyerinde emekli ettirmesi karşılığında 8.000 mark verdiğini savunmuş olup bu savunması da tanıkların yeminli beyanları ile doğrulanmış olması karşısında sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi" isabetsizliğinden bozmuş, Yerel Mahkeme 31.3.1995 gün 40/76 sayı ile; "Savunma tanığının savunmayı yalanlayan yeminli anlatımı ile diğer tanıkların beyanları ve dosyadaki belgelerden, sanığın yüklenen suçu işlediği sabit olmuştur." gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir. Bu hükmün de Yargıtay'ca incelenmesi C.Savcısı ve sanık vekili tarafından süresinde istenildiğinden dosya; Yargıtay C.Başsavcılığının "bozma" istemli 9.6.1995 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Sanık hakkında tefecilik suçundan açılan davada, Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık suçun sübutuna ilişkindir. Şikayetçi tarafından keşide edilerek sanığa verilen 14.4.1993 tarihli 17.500.000 lira meblağlı çekin karşılıksız çıkması üzerine, şikayetçi hakkında yapılan soruşturma sırasında C.Savcılığında 14.6.1993 günü sanık sıfatıyla ifadesi alınan şikayetçi, "konfeksiyon işi ile uğraşırken 1992 yılı Temmuz ayında paraya ihtiyaç olunca sanıktan aylık %10 faizle borç para aldığını, sanığın mark bozdurarak 16.000.000 lira verdiğini, para alınırken kimsenin olmadığını ve olayı sonradan kendi babası Orhan ile arkadaşı Sefa'nın öğrendiğini, sanığın başkalarına faizle borç para verip vermediğini bilmediğini" söylemiştir. Duruşmada alınan ifadesinde ise, "Birer ay ara ile iki kez borç para alıp karşılığında çek ve senet verdiğini, icraya verilince sanıktan şikayetçi olduğunu, daha sonra başkalarına da borç para verdiğini öğrendiğini, sanığı işyerinde çalışıyormuş gibi gösterip primlerini sanıktan alıp sigortaya yatırdığını, verdiği çek ve senetin bu olayla ilgisi olmadığını" beyan etmiştir.
Almanya'da çalışıp yurda dönüş yapan sanık, emekli olabilmek amacıyla şikayetçinin önerisini kabul ederek sigorta primlerini ödemesi için ona 8.000 mark verdiğini, şikayetçinin işyerinde çalışıyor gösterildiğini, emeklilik işi olmayınca verdiği paraya karşılık çek ve senet aldığını, icra takibine geçince, buna karşın şikayetçinin kendisini tefecilikle suçladığını savunmuştur. Şikayetçinin babası olan tanık Orhan Akşit, olayı sonradan oğlundan öğrendiğini, tanık Sefa Müslehiddinoğlu ise, paranın geri ödenmesi konusunda aracılık ettiğini, ihtilaf konusu 36.000.000 liranın ne kadarının faiz ne kadarının borç olduğunu bilmediğini, tefecilik yaparak Mehmet Reşat Pazarcıklı'nın iflasına sebep olan sanığın; kocası Almanya'da bulunan bir kadından 8.000 mark alarak verdiğini söylediğini, daha sonra Avukat Ahmet Alaybeyoğlu'nun bürosunda buluştuklarını, hazırlanan antlaşmanın kendisinde kaldığını" beyan etmişlerdir. Tanık Halis Ateş, taraflar arasında bir para meselesi olduğunu, Emine Arslan, Ali Bulut, Ünal Bulut ise, şikayetçiye sigorta primini yatırması için mark verildiğini bildirmişlerdir. Avukat Ahmet Alaybeyoğlu ise, yazıhanesinde toplanan taraflarla konuştuğunu, şikayetçinin mevcut borcun sigorta yapmak için alınan paradan kaynaklandığını söylediğini, borç ödendiğinde sanığın karşılıksız çek keşide etmek suçundan şikayetçi hakkında açılan davada şikayetini geri aldığını, şikayetçinin de tefecilikten bahisle yaptığı şikayetini geri aldığına ilişkin hazırlanan yazıyı imzaladığını, bir başka gün ise antlaşma başlığı altında hazırladığı fakat henüz imzalanmamış olan yazıyı tanık Sefa'nın aldığını, ödeme süresinin sanık tarafından uzatılmaması halinde tefecilikten bahisle tanıklık yapacağını ve yalancı tanık bulacağını söylediğini, istediği halde yazıyı vermediğini anlatmıştır. Tanık Mehmet Reşat Pazarcıklı ise, sanıktan faizle borç para almadığını, faizle para verdiğini görmediğini, iş karşılığı para aldığını, işi yapamayınca iki sene sonra parayı iade ettiğini söylemiştir.
Dosya içeriğine göre, sanığın savunmasının aksini gösterir, cezalandırılmasına yeterli ve kesin kanıt bulunmamaktadır. Sanık, şikayetçinin işyerinde sigortalı işçi olarak gösterilmesi için para verdiğini söylemiş, bu beyanı tanıklarca da doğrulanmıştır. Şikayetçi de, sanığı işçi olarak yanında gösterdiğini, sigorta primlerini sanıktan alıp ödediğini bildirmiştir. Sosyal Sigortalar Kurumu Afyon Sigorta Müdürlüğünün yazısında ise, şikayetçinin işyerinde 1992 yılının 5-8. aylarında çalışan sanık için tahakkuk eden prim borçlarının ödenmediği, tahsili için icra takibine geçildiği bildirilmiştir. Şikayetçi, sözkonusu parayı sigorta primi olarak aldığını Avukat Ahmet Alaybeyoğlu'na söylemiş, bu konuda hazırlanan ve dosyaya ibraz edilen dilekçeyi de imzalamıştır. Şikayetçi ve iddia tanıklarının beyanları çelişkilidir. Öte yandan tefecilik suçunun oluşması için gereken; birden fazla kişiye sürekli ve sistemli bir biçimde faiz karşılığı ödünç para verme koşulu da gerçekleşmemiş, sanığın birçok kişiye faiz karşılığı ödünç para vermek suretiyle kendisine çıkar sağladığı saptanamamıştır. Bu itibarla, yüklenen suçu işlediğine dair her türlü kuşkudan uzak ve kesin kanıt bulunmayan, yasal unsurları da oluşmayan suçtan sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğinden direnme hükmü bozulmalıdır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkeme direnme hükmünün tebliğnamedeki düşünce gibi BOZULMASINA, 3.7.1995 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy