(2709 S. K. m. 3) (3713 S. K. m. 8)
Dava: 3713 Sayılı Yasaya aykırı davranışta bulunmak suçundan sanık F.G.'nin beraetine ilişkin İstanbul 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesince 26.4.1994 gün ve 89/96 sayı ile verilen kararın, C. Savcısı tarafından temyizi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 4.10.1994 gün ve 5644/5518 sayı ile; (Suça konu yazı bir bütün olarak ele alınıp değerlendirildiğinde, 3713 Sayılı Yasanın 8. maddesinde tanımını bulan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı hedef alan yazılı propaganda suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde beraat kararı verilmesi) isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 17.1.1995 gün ve 199/2 sayı ile; suça konu yazı zor unsuru içermemektedir. Demokratik toplum gereklerine uygun fikir açıklaması niteliğinde, halkların kendi kaderlerini tayin hakkına değinilmektedir. Bu itibarla yüklenen suç oluşmamıştır. Açıklamasıyla önceki kararda direnmiştir.
Bu karar da, C. Savcısı tarafından süresinde temyiz edildiğinden, dosya Yargıtay C. Başsavcılığının bozma istekli 7.4.1995 gün ve 9/16750 sayılı tebliğnamesiyle, Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: İncelenen dosyaya göre; Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, sanığın üzerine yüklenen bölücülük propagandası suçunun oluşup oluşmadığı hususundadır.
3713 Sayılı Terörle Mücadele Yasasının, Devletin Bölünmezliği Aleyhine Propaganda başlıklı 8. maddesinde, Hangi yöntem ve düşünceyle olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü hedef alan yazılı ve sözlü propaganda... cezalandırılır. hükmü yer almaktadır.
Maddeyle, 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın değiştirilemeyecek ve değiştirilmesi teklif edilemeyecek olan 3. maddesindeki; Türkiye Cumhuriyeti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. ilkesinin yaptırımı düzenlenmektedir. Anayasa bu ilkeye o denli önem vermiştir ki, bu ilkenin değiştirilmesi teklif dahi edilemez.
Bunun sonucu olarak, Türkiye Devletinin bölünmez bütünlüğü aleyhine, hangi yöntem ve düşünceyle olursa olsun yazılı ve sözlü propaganda yapılması cezalandırılmıştır.
Ceza Genel Kurulunun benimsediği görüşe göre, propaganda; muayyen bir görüşün toplum içinde yayılmasını, fikir ve kanaatlerin kökleşmesini sağlamak için, bu amacın gerçekleşmesine yönelik olarak her türlü maddi ve manevi araca başvurarak, telkin, teşvik ve etkide bulunmaktır.
Beyanat, hitabet, neşriyat ve sair araçlarla yapılan taarruz ve hamlelerdir. Toplu veya tek tek temas olunmak suretiyle bu taarruz ve hamleler gerçekleştirilebilir. Muhatapların fikirlerini değiştirip, kendi saflarında yer almalarını sağlayıcı fiili ve etkili eylemler propagandayı oluşturur.
Bir ideolojinin gelişip kökleşmesi, önce fikir bazında sağlanır. Daha sonra eyleme dönüşür. Fikir bazında taraftarı olmayan bir ideolojinin toplumsal açıdan tehlike ve zarar doğurması düşünülemez.
Bu nedenle, Türkiye Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü hedef alan ve hangi yöntem ve düşünceyle olursa olsun, yapılan bölücülük propagandası 3713 Sayılı Yasanın 8. maddesindeki suçu oluşturur.
Uyuşmazlık konusu olayda, sanığın sahibi ve yazı işleri müdürü olduğu aylık olarak yayınlanan ... Dergisinin 2 Nisan 1993 günlü özel sayısında yayınlanan yazının Demokratik Hak ve Özgürlüklerimiz İçin başlıklı bölümünde; Sömürgeci toplum ve Devlet yönetimine, şovenizme son verecek adımlar derhal atılmalı, Kürt halkının ayrılma hakkı da dahil, kendi kaderini tayin hakkı tanınmalıdır. biçimindeki yazı ile bölücülük propagandası yapıldığından, direnme kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiğine kurulda yapılan oylamada oybirliği ile karar verilmiş; ancak, kurul üyelerinden 4. Ceza Dairesi Başkanı Sami Selçuk, müzakereden sonra aşağıya aynen yazılan gerekçe açıklama yazısı göndermiştir. Bu yazıda Yerel Mahkeme, sanığın demokratik hakları savunduğunu, şovenizmi reddettiğini; yazının ana konusunun bu olduğunu, şiddeti öngörmediğini, yazılma nedeninin görüş açıklama niteliğinde bulunduğunu, yazı tümüyle ele alınmadığı takdirde amacın belirlenemeyeceği gerekçesiyle beraat kararı vermiş ve direnmiştir. Yüce Kurulda ise, Yüksek Dairenin sayın sözcüsünce de, gerekçe sanığın amacının ne olduğu üzerinde yoğunlaştırılmıştır. Bu görüşlere katılmak olanaksızdır. Zira, 3713 Sayılı Yasanın 8. maddesindeki suç, genel kasıt ve hatta belirsiz ya da dolaylı kasıtla da işlenebilen bir suçtur. Failin amaç ya da güdüsü gözetilmemiştir. Özgül kasıt aranmamıştır. Öyle ki, ceza hukuku suç genel kuramına ve yasa yapma tekniğine aykırı olarak, hiç gereği yokken, maddede hangi yöntem, amaç ve düşünceyle olursa olsun denilmek suretiyle bu husus vurgulanmıştır. O nedenlerle, sanığın amacına dayanan çoğunluk gerekçesine katılmak olanaksızdır ... denilmektedir.
Sonuç: Yukarda açıklanan gerekçe ve değişik gerekçe ile C.Savcısının temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle, direnme kararının istem gibi BOZULMASINA, 22.05.1995 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy