(765 S. K. m. 49, 51, 59, 449)
Dava: Adam öldürmek suçundan sanık Fatma Baki'nin TCY.nın 449, 51/2, 59. maddeleri gereğince 12 sene 6 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına ve fer'i ceza tayinine ait Trabzon Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.05.1993 tarih 80/83 s. hükmün sanık vekili tarafından temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesi 24.11.1995 tarih 3231/3430 sayı ile;
Sanıkla maktül beş senelik evli olup, bu evlilikten iki çocuklarının dünyaya geldiği, olay tarihinden 4-5 ay öncesine kadar normal biçimde cinsel yaşamlarını sürdürürken, maktülün seks dergilerinde gösterilen çeşitli cinsel ilişki biçimlerine sanığı zorladığı, mazot çalarak geçimini sağlamaya çalıştığı, sanığın uyarılarına her defasında döverek karşılık verdiği, bir defasında bu dayakların etkisiyle sanığın çocuğunu düşürdüğü, bir defasında maktülün kızgın ütüyle sanığın vücuduna bastırarak yaralanmasına sebep olduğu, olay tarihinde de, oruçlu olan sanığa seks dergisinde gösterdiği biçimde cinsel birleşme teklif ettiği, sanık bu teklifi kabul etmeyince bıçakla tehdit ettiği, maktülün başlayacağı muhakkak olan o günkü saldırısından başka türlü kurtulamayacağını anlayan sanığın, maktülün elindeki dergiyi alır gibi yapıp önce satırla vurmasına rağmen, maktül bıçağını kendisine salladığında parmağının kesilmesi üzerine maktülün elinden bıçağı almayı başarıp ikisi direkt kalp bölgesine girmek üzere göğsüne üç defa sapladığının dosya içeriğinden açıklıkla anlaşılması karşısında, sanığın kanuni savunma şartları içerisinde hareket etmekle birlikte, savunmada aşırılığa kaçtığının kabulü ile TCK. nun 449, 50, 59. maddelerinin uygulanması suretiyle cezalandırılmasına karar verilmesinde zorunluluk olduğu halde, yazılı biçimde hüküm kurulması isabetsizliğinden bozmuş,
Yerel Mahkeme 04.03.1996 tarih 24/16 sayı ile;
Sanık ile maktül karı kocadır. Maktülün isteklerine 1-2 ay katlanan sanığın, kocasını öldürmeyi gerektirecek vahim bir durum yoktur. Olay tarihinde zorla ırza geçme veya livata konusunda delil bulunmamaktadır. Maktül, normal ilişki teklif etmiştir. Sanık, isteğini yerine getireceğini söyleyip dışarı çıkmış ve satırla geri dönerek maktüle vurmuştur. Daha sonra yaralı ve etkisiz durumda bulunan yaralıyı öldürüp ceseti gizlemiştir. Bu durumu yakınlarına söylemesi, boşanma davası açması mümkün olan sanığın, bu yola başvurmayıp maktülü öldürmesinde kanuni savunmanın şartları yoktur. gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de Yargıtay'ca tetkiki sanık vekili tarafından süresinde istenildiğinden dosya; Yargıtay C. Başsavcılığının onama istemli 07.06.1996 tarihli tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanığın, adam öldürmek suçundan TCY.nın 449, 51/2, 59. maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, sanığın maktülü kanuni savunma sınırlarını aşarak mı, yoksa ağır tahrik altında mı öldürdüğüne ilişkindir. TCY.nın 49. maddesinde düzenlenen kanuni savunmanın kabulü için, maddi mahiyette haksız bir saldırı bulunmalı, savunma ile saldırı hem zaman olmalı, savunma saldırı devam ederken yapılmalı, savunma ile saldırı arasında uygun oran bulunmalıdır. Ancak, saldırının varlığını geniş manada anlamak ve başlayacağı artık muhakkak olan bir saldırıyı başlamış, keza bitmiş olmasına rağmen tekrarından korkulan bir saldırıyı da henüz sona ermemiş saymak zorunludur.
Yasal savunmada hiçbir zaman ve hiçbir halde sanığa kaçma mükellefiyeti yüklenemez ve sanıktan kaçarak kurtulması istenemez. Failin kaçma olanağının bulunup bulunmadığı da dikkate alınamaz. Savunmada zorunluluk bulunup bulunmadığı da, her olayın özelliğine göre saptanmalıdır.
Yasal savunmada aşırılığa kaçılması ise, failin karşılaştığı şartlarla uygun olmayan vasıta ile kendini savunması veya saldırganı etkisiz hale getirdikten sonra da savunma veya tepkilerinde ısrar edip sürdürmesidir. Zaruret sınırının aşılıp aşılmadığı belirlenirken, failin o anda içerisinde bulunduğu ruh halinin, psikolojik durumunun gözönünde bulundurulması gerekir.
Maddi olayda, sanık ile öldürülen beş senelik evlidirler. Öldürülen, olaydan dört ay kadar önce çalıştığı Marmara Adasından köyüne dönmüş, köyde mazot çalmış, durumu öğrenen karısı sanık ile babasını tehdit etmiştir. Maktül eve getirdiği bir dergideki cinsel pozisyonları zorla karısına uygulamış, kabul etmeyince onu ve çocuklarını dövmüştür. Sanığın oruçlu olduğunu söylemesine ve istememesine rağmen zorla ilişkide bulunan maktül, döverek sanığın çocuğunu düşürmesine neden olduğu gibi, kızgın ütüyle onu yakmış, aile efradına fena muamelelerde bulunmuştur. Olay tarihinde de elinde bıçakla yatmakta olan maktül, kitabı al gel diyerek sanığı yanına çağırmıştır. Sanık, oruçlu olduklarını, günah olduğunu, yapmamasını söylediği durumda maktül elindeki bıçakla onu tehdit ederek öldüreceğini söylemiş, sanık yapılan kötülüklere ve öldürülenin elinde bıçakla zorlamasına dayanamayarak, satırla maktülün başına vurmuştur. Maktül, bunun üzerine elindeki bıçağı sallamış ve sanığın başparmağı kesilmiştir. Maktülün elindeki bıçağı alan sanık, 3 kez göğsüne vurarak kalp ve beyin parçalanması sonucu maktülü öldürmüştür.
Olayın akışı ve işlenmesindeki özellikler ile maktülün kişiliği, sanığın olay sırasındaki ruhi durumu, ölenin davranışları, elindeki bıçakla sanığı anormal cinsel ilişkiye zorlaması ve bıçakla tehditi üzerine sanık, öldürüleceği korkusuyla satırla maktüle vurmuştur. Kanuni savunmada bulunan sanık, maktülün elindeki bıçağı alarak onu etkisiz hale getirmekle yetinmemiş, bu bıçağı maktüle 3 kez saplamakla kanuni savunma sınırlarını aşmıştır. Bu sebeple sanık hakkında TCY.nın 449, 50, 59. maddelerinin uygulanması gerektiğinden direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan kurul üyeleri, mahkemece gösterilen gerekçeye, oluşa ve dosya içeriğine göre direnme hükmünün onanması doğrultusunda oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan sebeplerle Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, tebliğnamedeki onama isteyen düşünceye aykırı olarak 02.07.1996 günü oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy