(765 S. K. m. 79, 52, 448, 51, 450)
Dava: Kasten ve taammüden iki kişiyi öldürmek suçundan sanık S. G. nin TCK nin 79. maddesi hükmü muvacehesinde maktül M. yi öldürmek suçundan ceza tertibine yer olmadığı kaydı ile beraatine, maktüle A.G. yi ağır tahrik altında tasarlayarak öldürdüğü sabit görülerek TCK nin 450/4, 51/2, 59/2. maddeleri uyarınca 20 sene ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanığın tutuk halinin sürdürülmesine ilişkin İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi nce 5.6.1995 tarih, 209/165 sayı ile verilen karar, kendiliğinden ve katılan vekilinin temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesi nce 8.4.1996 tarih ve 945/1204 sayı ile;
"... incelenen dosyaya göre verilen hükümde bozma sebebi dışında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Ancak;
Sanığın karısı maktüle A.G. ye iki el ateş edip vurduktan sonra, maktüle ile arasına giren M.M.K. yi görmesine rağmen ve onun da yaralanmasına veya ölmesine neden olabileceğini bilebileceği şartlar içinde atışına devam edip ölümüne neden olduğunun dosya içeriğinden açıklıkla anlaşılması karşısında; sanığın M.M.K. ye karşı eyleminin TCK nin 79. maddesi çerçevesinde değerlendirilmeyeceği, adı geçen maktülü de öldürmesi nedeniyle TCK nin 52, 448, 51/2, 59. maddelerinin uygulanması suretiyle cezalandırılmasına karar verilmesinde ve gerçek içtima kurallarının uygulanmasında zorunluluk olduğu halde, yazılı şekilde hüküm kurulması" isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel mahkeme ise 26.6.1996 tarih ve 1993/235 sayı ile;
Özellikle sanık S. nin aşamalarda birbirini tamamlayan beyanlarına göre, sanık silahını çıkarıp pastaneye girmiş sağ tarafta işi ile meşgul olan maktüle A.G. ye yaklaşarak silahını maktüleye doğrultmuş, maktülenin sanığı görmesi üzerine, silahını ateşleyerek iki el ateş etmiş, bu esnada maktüle A. nın "Cankurtaran yok mu:" diye bağırması ve silah sesi ile irkilen, dükkânın girişine göre sol tarafta tabloda çalışmakta olan maktül M.M.K. nin olaya müdahale etmek istediği sırada silahını 3. kez ateşlemek üzere doğrultmuş ve bu sırada maktül M. nin, maktüle A. nın önüne atlaması neticesi sanığın da tetiği çekmiş bulunması nedeniyle 3. kurşun maktül M. ye isabet ederek bu şahıs ölmüştür. Sanığın, M. yi hedef alma durumu veya şahısta hata sonucu adam öldürme durumu yoktur. Maktül M., sanığın maktüleye yaptığı atış sırasında araya girmesi nedeniyle vurulup ölmüştür. Olayda başka görgü tanığı bulunmadığından, sanığın aşamadaki bu savunmalarının kabulünde yasal zorunluluk vardır" biçimindeki gerekçeler ile direnmeye karar vermiştir.
Yasa gereği temyize tabi bu kararın ayrıca katılan vekilince de temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay c. Başsavcılığı nın "bozma" isteyen 2.12.1996 tarihli tebliğnamesiyle birinci başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulu nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: İncelenen dosyaya göre;
Sanık ile maktüle A.G. resmen evli olup, sanığın yeğeni H. ile maktüle ilişki kurmuşlar, Taşova ilçesinden Bornova ya giderek birlikte yaşamaya başlamışlardır. Sanık ile maktüle boşanmak üzere anlamışlarsa da sanık zina suçu nedeniyle savcılığa başvurarak şikâyetçi de olmuştur. Buna kızan ölen A., zaman zaman sanığa telefon edip mutlu olduklarını söyleyerek H. ile olan cinsel ilişkilerinin ayrıntılarını anlatıp sanığı huzursuz etmeye başlamış, sanık da bu anlatılanların etkisi ile eşi A. yı öldürmeye karar vermiştir. Olay günü Taşova dan tabancılı olarak Bornova ilçesinde A. nın çalıştığı pastaneye gelen sanık, eşine 2 el ateş edip vurdgu esnada yaptığı müteakip atışlarda A. yı korumak ve sanığa engel olmak için araya giren M.M.K. yi de tek mermi isabetiyle öldürmüştür.
Bu biçimde gerçekleşen olayda TCK7nin 79. maddesinde düzenlenen işlediği bir fiil ile kanuun muhtelif ahkamını ihlal eden kimse o ahkamdan en şedit cezayı tazammun eden maddeye göre cezalandırma hali söz konusu olamaz. Bu itibarla direnme kararı yerinde değildir.
İlk atışlarıyla maktüleyi vuran sanık, ona yönelik atışlarına devam ederken, araya giren ve kendine mani olmak isteyen maktülü gördüğü ve ona da isabetin öngörülebilir olduğu bir ahvalde maktülü sakınmadan, onu bertaraf etmeye özenmeden, maktüleye yönelik atışlarını sürdürmesi ve bu sırada vaki kayma-sekme-saptırma gibi herhangi arıza nedeni ile maktülün de vurulmasını gerçekleştirdiği anlaşıldığından; maktülün ölümünden dolayı TCK nin 52. maddesi delaletiyle 448, 51/2, 59. maddelerinin uygulanması gerektiği yönündeki Özel daire kararı yerindedir.
Kurul üyelerinden 4. Ceza Dairesi Başkanı Sami SELÇUK: "1- T. Ceza Yasası nın 52. maddesi kişide yanılgıdan ve sapmadan (abberratio ictus) söz etmektedir. Ancak, her iki durumda da davranışın sonucu tektir. Bir başka deyişle, yasa tek sonuçlu kişide yanılgı ya da sapmayı öngörmüş, böylece iki suçun varlığını benimsememiş; sonuç tek olduğundan, öznel yöne üstünlük tanıyarak ve suçun asıl mağdura karşı suç işlendiğini varsayarak, gerçek ile irade arasındaki ayrılığı, iradeye göre çözmüştür. Bu yüzden, hem iki sonucun varlığını benimsemek ve hem de 52. maddeyi uygulamak, ağır bir çelişkidir. Esasen, olayımızda 52. maddede öngörülen kişide yanılgı ya da sapma (hedefte yanılgı) durumlarından hiçbir isöz konusu değildir. Öldürülen M. K. nedeniyle T.C. Yasası nın 51. maddesinden sanığın yararlandırılması olanaksızdır. Zira davranış ve sonuç ayrıdır; ayrıca öldürülenin haksız bir kışkırtması da bulunmamaktadır. A.G. den kaynaklanna haksız kışkırtma hükmü ise yalnızca onunla ilgili sonuçta uygulanmalı ve bununla yetinilmelidir. Esasen olayda A.G. doğrudan, M. K. olası kasıtla ödürülmüşlerdir. Zira, sanık a. G. yi öldürmek isterken, bunuengellemek isteyen K. K. yi de öldürmeyi göze almıştır. Bu ise olası (ne olursa olsun) kastın tipik bir örneğidir.
2- Öte yandan T.C. Yasası nın 79. maddesine göre kurulan hükümler, hükümlülük kararı niteliğindedirler ve birden fazladırlar. Yalnız ceza tektir ve en ağır olan suça göredir. O nedenle, ceza verilmeyen suç nedeniyle "ceza verilmesine yer olmadığı kaydıyla beraat" kararı denilmesi ve kabule göre Özel Daire nin bunu bozma nedeni yapmaması yerinde değildir" diyerek ve değişik gerekçeyle, kurul üyesi Z da aynı doğrultudaki değişik gerekçeyle bozma yönünde oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle yerel mahkeme direnme hükmünün tebliğname doğrultusunda gerekçede oyçokluğu, sonuçta oybirliği ile BOZULMASINA, 04.02.1997 tarihinde, oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy