(765 S. K. m. 77, 80, 266, 572)
Görevli memura hakaret ve saldırgan sarhoşluk suçlarından sanık H. Vural'ın T.C.Y.nın 266/1, 59, 647 Sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca üç kez, T.C.Y.nın 572, 59, 647 Sayılı Yasanın 4. maddeleri gereğince ve sonuç olarak 1.449.999 lira ağır, 150.000 lira hafif para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Ulukışla Asliye Ceza Mahkemesince verilen 17.5.1995 gün 5/79 sayılı hükmün sanık tarafından temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesi 20.3.1996 gün 1825/2466 sayı ile;
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdanı kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak; T.C. Yasası, suçların edilgin özneleri (mağdurları) başka başka oldukları takdirde, kesintili (müteselsil) suç hükmünün değil, gerçek (maddi) içtima hükümlerinin uygulanacağına ilişkin bir kural getirmemiş; birçok yabancı yasa gibi, yalnızca öznel (subjektif) bir ölçüt öngörmüştür. Bu ölçüte göre, insana ilişkin varlık, değer ya da yararların çiğnenmesinde ve dolayısıyla edilgin özne çokluğunda bile, bir (aynı) suç işleme kararıyla davranılmışsa, kesintili suç hükmü uygulanabilecektir. Bunun tersini önceden bir yargısal kural (içtihat) boyutunda algılamak, yasanın öngörmediği bir öğeyi T.C. Yasasının 80. maddesine eklemek ve maddenin uygulama alanını darlaştırmak demektir. Bu nedenlerle eylem ve suç (ihlal) çokluğunun varlığını saptadıktan sonra, kasıt kavramına oranla daha genel, geniş ve kapsayıcı bir kavram olan bir (aynı) suç işleme kararı olgusunun her olayda var olup olmadığını, bu olgu kişinin iç dünyasını ilgilendiren bir fiili sorun olduğundan doğrudanlık, yüz yüzelik ve sözlülük kurallarına göre duruşma yapan ilk mahkemenin kararında irdelemesi ve Yargıtay denetimini sağlayacak biçimde gerekçelendirilmesi zorunludur. Bir suç işleme kararının varlığını saptarken, mahkeme her suç çokluğunda, kuşkusuz, eylemlerin işleniş biçimlerindeki benzerlik ya da tekdüzelik, benzer fırsatları değerlendirme, yasa sistematiğine göre suçla korunan hukuki varlık, değer ya da yarar, cürmü davranışın yöneldiği maddi konu olan kişi ya da şeyin özellik ve başlıkları, suçlar arasındaki zaman aralığı ve bunlara benzer daha bir çok dışa yansıyan verilerden yararlanabilir ve bunlara dayanabilir.
Öte yandan çoğul anlatımla birden çok kişiye söylenen tehdit ve sövgülerle aynı başvuruyla yine birden çok kişiye yapılan iftira eylemlerinde, kesintili suç olgusunun daha çok var olabileceği gözetilmelidir. Çünkü yasada kullanılan muhtelif zamanlarda vaki olsa bile deyişinin karşıt kavramından anlaşılacağı üzere, dış dünyaya yansıyan eşzamanlı tek davranış ve fakat mağdur çokluğu nedeniyle birden çok ihlal (suç) bulunduğunda, kesintili suçun öncelikle (haydi haydi) söz konusu olabileceği 80. maddede özellikle vurgulanmıştır. Esasen, fail böyle durumlarda, edilgin özne, eylem ve kasıt açılarından özgür istenciyle (iradesiyle) işlediği suç (ihlal) çokluğunun bilincindedir.
Eylem ve suç çokluğu benimsenmesine karşın, yukarıda açıklanan nedenlerle bu suçların kesintili suç (md. 80) yada gerçek içtima (md. 71-77) hükümlerinden hangisine göre birleşip kaynaştıklarının kararda tartışılması, tartışma sonucunda kesintili suç kabul edildiği takdirde, sanık hakkında T.C. Yasasının 80. maddesinin uygulanması gerekirken, eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle hükümler kurulması isabetsizliğinden bozmuştur.
Yargıtay C.Başsavcılığı 3.5.1996 gün 68533 sayı ile,
1- Özel Dairenin, kararı esastan bozmakla birlikte uygulanması gereken hukuki kuralları ve bozulan noktaların sebeplerini kararında açıklayarak yol göstermesi gerekirken, mahkemeyi doğruluğuna inanarak kurduğu hükmün dışında farklı bir kabul ve uygulamaya, tartışmaya zorlayacak şekilde hükmün bozulması,
2- Sövme suçlarının, topluluk oluşturmayacak sayıda ve birden fazla kişiler hedef alınarak işlenmesi halinde, mağdur sayısınca sonuç ve eylem olduğu Ceza Genel Kurulunca kabul edilmiştir. Sanığın, kendisine müdahale eden şikayetçi polis memurlarına yönelik sövme suçu, üç ayrı hakaret suçunu oluşturmakta olup suç işleme kararındaki birlikten ve aynı yasa hükmünün kısa zaman aralıkları ile ihlalinden söz etmek mümkün değildir. Mahkeme kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. gerekçesiyle itiraz ederek bozma kararının kaldırılarak hükmün onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanığın görevli memurlara hakaret suçundan T.C.Y.nın 266/1, 59. maddeleri gereğince üç kez ve ayrıca saldırgan sarhoşluk suçundan T.C.Y.nın 572, 59. maddeleri gereğince cezalandırılmasına, bu cezalarının para cezasına çevrilerek ertelenmesine ilişkin Yerel Mahkeme kararı sanığın temyizi üzerine Özel Dairece;
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdanı kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak; T.C. Yasası, suçların edilgin özneleri (mağdurları) başka başka oldukları takdirde, kesintili (müteselsil) suç hükmünün değil, gerçek (maddi) içtima hükümlerinin uygulanacağına ilişkin bir kural getirmemiş; birçok yabancı yasa gibi, yalnızca öznel (subjektif) bir ölçüt öngörmüştür. Bu ölçüte göre, insana ilişkin varlık, değer ya da yararların çiğnenmesinde ve dolayısıyla edilgin özne çokluğunda bile, bir (aynı) suç işleme kararıyla davranılmışsa, kesintili suç hükmü uygulanabilecektir. Bunun tersini önceden bir yargısal kural (içtihat) boyutunda algılamak, yasanın öngörmediği bir ögeyi T.C. Yasasının 80. maddesine eklemek ve maddenin uygulama alanını darlaştırmak demektir. Bu nedenlerle eylem ve suç (ihlal) çokluğunun varlığını saptadıktan sonra, kasıt kavramına oranla daha genel, geniş ve kapsayıcı bir kavram olan bir (aynı) suç işleme kararı olgusunun her olayda var olup olmadığını, bu olgu kişinin iç dünyasını ilgilendiren bir fiili sorun olduğundan doğrudanlık, yüzyüzelik ve sözlülük kurallarına göre duruşma yapan ilk mahkemenin kararında irdelenmesi ve Yargıtay denetimini sağlayacak biçimde gerekçelendirilmesi zorunludur. Bir suç işleme kararının varlığını saptarken, mahkeme her suç çokluğunda, kuşkusuz, eylemlerin işleniş biçimlerindeki benzerlik ya da tekdüzelik, benzer fırsatları değerlendirme, yasa sistematiğine göre suçla korunan hukuki varlık, değer ya da yarar, cürmü davranışın yöneldiği maddi konu olan kişi ya da şeyin özellik ve başlıkları, suçlar arasındaki zaman aralığı ve bunlara benzer daha bir çok dışa yansıyan verilerden yararlanabilir ve bunlara dayanabilir.
Öte yandan çoğul anlatımla birden çok kişiye söylenen tehdit ve sövgülerle aynı başvuruyla yine birden çok kişiye yapılan iftira eylemlerinde, kesintili suç olgusunun daha çok var olabileceği gözetilmelidir. Çünkü yasada kullanılan muhtelif zamanlarda vaki olsa bile deyişinin karşıt kavramından anlaşılacağı üzere, dış dünyaya yansıyan eşzamanlı tek davranış ve fakat mağdur çokluğu nedeniyle birden çok ihlal (suç) bulunduğunda, kesintili suçun öncelikle (haydi haydi) söz konusu olabileceği 80. maddede özellikle vurgulanmıştır. Esasen, fail böyle durumlarda, edilgin özne, eylem ve kasıt açılarından özgür istenciyle (iradesiyle) işlediği suç (ihlal) çokluğunun bilincindedir.
Eylem ve suç çokluğu benimsenmesine karşın, yukarıda açıklanan nedenlerle bu suçların kesintili suç (md. 80) ya da gerçek içtima (md. 71-77) hükümlerinden hangisine göre birleşip kaynaştıklarının kararda tartışılması, tartışma sonucunda kesintili suç kabul edildiği takdirde, sanık hakkında T.C. Yasasının 80. maddesinin uygulanması gerekirken, eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle hükümler kurulması isabetsizliğinden bozulmuştur.
C.M.U. Y.nın 321. maddesinde, Yargıtay, aleyhine itiraz olunan hükmü HANGİ CİHETTEN KANUNA MUHALİF GÖRMÜŞSE O CİHETTEN BOZAR.
Hükmün bozulmasına sebep olan kanuna muhalefet keyfiyeti, bu hükme esas olarak tespit edilen vakıalarda olmuş ise bu muameleler dahi aynı zamanda bozulur. hükmü yer almaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 7.10.1991 gün 227/255 sayılı kararında ayrıntıları ile açıklandığı üzere; Yargıtay'ca yapılacak denetimde mevcut kanıtların Yerel Mahkemece yanlış değerlendirildiği ve bu nedenle maddi olaya ilişkin hukuki tavsifin yanlış olduğu sonucuna varılırsa, karar esastan bozulmakla birlikte uygulanması gereken hukuki kurallar da gösterilmelidir. C.M.U. Y.nın 321. maddesi uyarınca bozulan noktalar sebepleri ile birlikte teker teker açıklanmalıdır. Yerel Mahkeme, gerekçe göstererek kurduğu hükmün aksi veya yakın müesseseleri tartışmaya zorlanamaz. Böyle bir bozma, usul ekonomisine de aykırıdır.
İtiraza konu olan dosyada, Özel Dairece hukuki kavramlar açıklandıktan sonra, mahkemenin kabulünün neden yanlış olduğu, hükümde hangi yönden yasaya aykırılık bulunduğu belirtilmemiştir. Mahkemece sanığın eylemi üç suç kabul edilip gerçek içtima kuralları uygulandığı böylece müteselsil suçun oluşmadığı kabul edildiği halde, müteselsil suçun da kararda tartışılmasının istenmesi ve kanuna muhalefet halinin ne olduğunun diğer bir anlatımla HANGİ CİHETTEN bozma yapıldığının kesin olarak gösterilmemesi C.M.U. Y.nın 321. maddesine aykırıdır. Bu nedenle itirazın kabulü ile dosyasının incelenmek üzere Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki üye, haklı nedenlere dayanmayan itirazın reddi doğrultusunda oy kullanmışlardır.
Sonuç: Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının öncelikle açıklanan bu nedenle kabulü ile dosyanın incelenmek üzere 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE 11.06.1996 günü oyçokluğu ila karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy