(765 S. K. m. 491, 525/B)
Dava: Müştekinin telefonunun frekansına girerek konuşmalar yapan sanık A. O.'nın T.C.K.nun 525/b-2. maddesi uyarınca 1 yıl hapis 2.000.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına, T.C.K.nun 525/d maddesi uyarınca 6 ay süre ile elektronik alet tamirciliği sanatının yasaklanmasına ilişkin Bayındır Asliye Ceza Mahkemesinden 24.1.1995 gün ve 160/9 sayı ile verilen karar, sanık vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 6. Ceza Dairesince 21.12.1995 gün ve 13913/13958 sayı ile; Sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;
Sanığın telsiz telefonu ile müdahilin frekansına girmek suretiyle konuşma yapma eyleminin T.C.K.nun 491/ilk maddesine uyan suçu oluşturduğu gözetilmeden yazılı madde ile hüküm kurulması" isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkeme ise 26.3.1996 gün ve 27/58 sayı ile;
T.C.K.nun 491/ilk maddesi taşınabilir bir malın çalınması hallerini kapsamaktadır. Bilgisayar çağına girilmesi nedeniyle bir takım suçlar T.C.K.ndaki maddelere uymadığından T.C.K.nun 525. maddesine a, b, c, d fıkraları eklenmiştir. Şayet sanık, müştekinin telefon kablosuna bir bağlantı yapmak suretiyle kendi yararına konuşma yapsa idi T.C.K.nun 491/ilk maddesinin uygulanması düşünülebilirdi. Oysa sanık bir çeşit bilgisayar olan telsiz telefonu vasıtasıyla suçu gerçekleştirmiştir. Alelade bir telefonla atılan suçu gerçekleştirmesi olanaksızdır." biçimindeki gerekçeyle önceki kararda direnmiştir.
Bu kararın da Yargıtay incelenmesi sanık vekilince süresinde istenildiğinden dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının 10.6.1996 günlü bozma isteyen tebliğnamesiyle, Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: İncelenen dosyaya göre;
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, sanığın sabit görülen eyleminin T.C.K.nun 491/ilk maddesindeki hırsızlık suçunu mu, yoksa T.C.K.nun 525/b-2 maddesinde düzenlenen bilişim suçunu mu oluşturduğu, hususundadır.
Uyuşmazlığın çözümü için 29 Haziran 1990 gün ve 20563 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, konu ile ilgili, 6.4.1990 tarih ve 2/3 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararına bakıldığında;
İ.B. Kararında, herhangi bir kişiye ait telefon hattından saplama yapmak suretiyle hat alıp sanığın kendisine ait telefon makinası ile rıza almaksızın konuşma sağlaması şeklinde ortak özelliği olan olaylar ile sanıkların kendi evlerinde kurdukları özel telefon santrali ile Tarabya
santrallerini kullanarak kaçak milletlerarası konuşmalar yapılmasını sağlamaları olayı söz konusu edilerek; "bu olayların Türk Toplumunun değer yargılarına tamamen ters düştüğü, ahlaka ve hukuka aykırı sonuçlar doğurduğu tartışmasızdır. Türk Ceza Kanununun 491. maddesinin ilk fıkrasındaki unsurlar genişletici yoruma tabi tutulduğunda yukarıda özetlenen eylemleri kapsamına aldığının kabulü gerekli görülmüştür. Zira toplumun değer yargıları ve teknolojinin gerisinde kalınamaz.... Buradaki genişletici yorum T.C.K.nun 491. maddesinin dışında kalan bir eylemi madde kapsamına dahil etmek anlamında değil; esasen maddenin içinde mündemiç bulunan ve zamanın teknolojik gelişmeleri ile ekonomik değeri olan her türlü şeyin sahibinin rızası dışında kullanılması eylemlerinin de T.C.K.nun 491. maddesinin kapsamında olduğunu açıklığa kavuşturmaktan ibarettir." biçimindeki gerekçeyle, telefon hizmeti dahil, her ne şekilde olursa olsun, bedelini ödemeden bir hizmetten kaçak yararlanma fiilinin T.C.K.nun 491. maddesinin ilk fıkrasında düzenlenen basit hırsızlık suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir.
İ.B. Kararının gerekçesi ve tüm yargı mercilerini bağlayıcı nitelikteki bu kabulü karşısında; somut olayda sanığın, telsiz telefonuyla müdahilin frekansına girmek suretiyle konuşma yapmak eyleminin "Bilişim alanında suçlar" başlığı altında 3756 Sayılı Yasayla yeniden düzenlenen T.C.K.nun 525. maddesine göre değil, 491/ilk maddesine göre cezalandırılması gerekmektedir. Esasen, T.C.K.nun sonradan değişik biçimde düzenlenmiş 525. maddesinde, telsiz telefon vasıtasıyla yapılan kaçak konuşmaların bu madde metnine dahil edilip yaptırıma tabi tutulduğuna ilişkin bir ibare de mevcut değildir.
Bu itibarla; Yerel Mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan üyeler Yerel mahkeme direnme kararının haklı nedenlere dayandığı gerekçesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle Yerel Mahkeme direnme hükmünün istem gibi BOZULMASINA, 25.06.1996 günü oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy