(1412 S. K. m. 138, 141)
Dava: Yalan tanıklık yapmak suçundan sanık C.A.'nın TCY'nin 286/2, 55/3. maddesi uyarınca 2 yıl ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, Zile Ağır Ceza Mahkemesi'nce 16.2.1995 tarih ve 77-11 sayı ile verilen kararın sanık tarafından temyizi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nce 28.2.1996 tarih ve 435-2492 sayı ile;
(20.2.1977 doğumlu olup, karar tarihinde dahi reşit olmayan sanığa kendiliğinden atanan müdafiin, C. Savcısı'nın esas hakkındaki görüşünü açıkladığı oturumda hazır bulundurulup; savunma olanağı verilmeyerek yokluğunda hüküm kurulmak suretiyle 3842 sayılı yasa ile değişik CYUY'nin 138. maddesine aykırı davranılması) isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C. Başsavcılığı ise 4.4.1996 tarih ve 38395 sayı ile;
(Sanığın sorgusu 20.10.1992 tarihli oturumda müdafii tayin edilmeden yapılmış, mahkeme durumu fark edince, baro başkanlığınca müdafii atanması sağlanmış ve müdafii 30.3.1993 tarihli oturuma katılmıştır.
Dosyayı incelemek için süre istemiş, 11.5.1993 tarihli oturumda müvekkili ile bağlantı kuramadığını, bağlantı kurup savunma yapmak üzere yeniden süre istediğini bildirmiş, mahkeme sanığın ihzarına karar vermiş, 22.6.1993 tarihli oturuma sanık katılmıştır. Ancak, bu kez müdafii gelmemiş, 22.6.1993 tarihli savunma dilekçesini, "duruşmadan sonra verildi" şerhiyle vermiş, sanığın beraatini istemiş, 21.9.1993 tarihli oturum dışında, başkaca oturuma da katılmamıştır. Sanık ve müdafinin yokluklarında verilen karar 20.3.1995'te sanık müdafiine tebliğ edilmiş, ancak karar tebliğden önce 24.2.1995'te sanık müdafii tarafından temyiz edilmiştir.
Bu durumda yerel mahkeme 3842 sayılı yasa ile değişik 138. maddenin emredici kuralına uyarak sanığa müdafii tayin ettirmiş, müdafii yukarıda açıklanan oturumlara katılmış, katılmadığı oturumlarda ise esasa ilişkin bir işlem yapılmamıştır. Duruşmalara kısmen katılmamasına rağmen tebliğden önce kararı temyiz etmiştir. Bu durumda, müdafiin görevini yapmadığından bahisle, CYUY'nin 141. maddesi uyarınca yeni bir müdafii tayinini istemek olanaklı değildir.
Dosya Yargıtay 1. Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: İncelenen dosyaya göre;
Özel daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık; on sekiz yaşını bitirmemiş olan sanık c.A.'ya 3842 sayılı yasa ile değişik CYUY'nin 138. maddesi uyarınca atanan müdafiin, yargılama aşamasında görevini yerine getirip getirmediği hususundadır.
Ceza Yargılama Yasası'nda kural olarak zorunlu müdafiilik sistemi benimsenmemiştir. Buna rağmen yakalanan kişi veya sanık soruşturmasının her hal ve derecesinde isterse bir veya birden fazal müdafiin yardımından yararlanabilir. 3842 sayılı yasa ile değişik CYUY'nin 138. maddesinin birinci cümlesine göre; yakalanan kişi veya sanık müdafii seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse istem halinde, kendisine baro tarafından bir müdafii atanır.
138. maddenin ikinci cümlesine göre de yakalanan kişi veya sanık on sekiz yaşını bitirmemiş yahut sağır ve dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede malul olur ve bir müdafide bulunmazsa istemi aranmaksızın kendisine müdafii atanır.
Ferdi müdafada kural olarak ihtiyari müdafilik sistemini benimsemiş olan yargılama yasası, 138. maddenin ikinci cümlesinde açıklandığı üzere on sekiz yaşını bitirmemiş küçükler veya sağır veya dilsizler ya da kendisini savunamayacak derecede malul olanların yakalanması veya sanık sıfatıyla yargılaması söz konusu olduğunda, bu kimselerin kendilerini yeterince saunamayacakları ve kamusal bir kurum olan müdafanın zaafa uğrayacağı kabulünden hareketle, zorunlu müdafilik esasını benimsemiştir.
Hal böyle olunca, zorunlu müdafii atanması gereken yakalanan kişi veya sanık bakımından gözetilmesi gereken; ferdi müdafanın GEREKLİ ve YETERLİ bir biçimde yapılıp yapılmadığının belirlenmesidir. Yoksa, şeklen müdafii atanması ve ferdi savunmanın gereğince, yeterli biçimde yerine getirilmesi halinde, buyurucu bu usul kuralına uygun davranıldığı kabul edilemez.
Esasen, on sekiz yaşından küçük olan kimseler veya sağır ya da dilsizler veya kendisini savunamayacak derecede malul olanlar sadece Yargılama Yasası bakımından müdafalarını yeterince ve gerekli biçimde yapamayacakları için zorunlu müdafii atanması yoluyla özel bir düzenlemeye tabi tutulmamışlardır. Bu gibi kimselerin TC Yasası bakımından ceza ehliyetleri sınırlıdır. 11-15 yaş grubunda bulunan sanıklara 2253 sayılı yasanın 12. maddesi, 15-18 yaş grubundaki sanıklara TCY'nin 55/3. maddesi, kısmen akli maluliyete müptela olan kimselere TCY'nin 47. maddesi, sağır veya dilsizlere de TCY'nin 57 ve 58. maddeleri uyarınca indirim yapılmak suretiyle ceza tayin olunurken özel hukuk alanında da bu gibi kimselerin vesayet altına alınmaları, hak ve çıkarlarının bir vasi tarafından gözetilmesi gibi düzenlemelere yer verildiğini görmekteyiz. Bu düzenlemeler onların hukuk düzenince özel olarak korunmaları gerektiğini göstermektedir.
O halde, on sekiz yaşını bitirmemiş, sağır veya dilsizler ya da kendisini savunamayacak derecede malul olan sanıkların veya yakalanan kişilerin müdafalarının (savunmalarının) sağlıklı ve tam olarak gerçekleşip gerçekleşmediği; itham karşısında hukuksal yardımdan gerekli ve yeterli ölçüde yararlanıp yararlanmadıklarının gözetilmesi gerekir.
Bu genel açıklamalardan sonra inceleme konusu dosyaya bakıldığında; sanık C. A. yalan tanıklık suçunu işlediği iddia edilen tarihte ve son soruşturma aşamasında on sekiz yaşını bitirmemiştir. Bu nedenle de hakkında TCY'nin 55/3. maddesi uygulanmıştır. Sanığın sorgusunun yapıldığı 20.10.1992 tarihli oturumda müdafii bulunmamaktadır. Yerel mahkeme bu eksikliği fark ederek, CYUY'nin 138. maddesi uyarınca barodan sanığa müdafii atanmasını istemiş, baro tarafından 13.3.1993 tarihinde sanık müdafii olarak atanan avukat A.Ş., 30.3.1993 tarihli oturumda hazır bulunarak dosyayı incelemek için önel istemiş, 11.5.1993 tarihli oturumda da sanık ile temas kurmak üzere davanın talikini talep etmiş, 22.6.1993 tarihli oturumdan sonra duruşma dışı savunma dilekçesi vermiş, başkaca ve özellikle C. Savcısı tarafından esas hakkında görüşün açıklandığı ve hükmün verildiği 16.2.1995 tarihli oturumda hazır bulunmamış, 20.2.1995 tarihind etebliğ edilen hükmü süresinde temyiz etmiştir.
Davanın bu seyri karşısında sanık, iddianame okunup, üzerine yüklenen suç anlatıldıktan sonra sorguya çekilirken müdafii bulunmamaktır. Sonraki aşamada şekle uygun olarak CYUY'nin 138. maddesinin ikinci cümlesi uyarınca kendisine bir müdafii atanmışsa da; bu müdafiin sanığın savunmasını gerekli ve yeterli bir biçimde yaptığı söylenemez. Kadı ki, C. Savcısı'nın esas hakkındaki görüşünü açıkladığı ve hükmün verildiği 16.2.1995 tarihli son oturumda da hazır bulunmamış, iddiaya karşı ferdi savunmayı gerekli ve yeterli ölçüde sağlamamıştır.
Yasa koyucu; kendilerini yeterince, hukuken gerekli ve güvenli biçimde savunamayacakları görüşüyle, on sekiz yaşından küçüklere, sağır veya dilsizlere ya da kendilerini savunamayacak derecede malul olanlara zorunlu müdafii atanması gerektiğini benimserken; onların savunmalarının sağlıklı bir biçimde gerçekleşmesi ve korunmaları gerektiği anlayışından hareket etmiştir. Artık, evrensel hukuk ilkeleri ve ülkemizin imzalayarak kabul ettiği İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin de benimsediği üzere; yargılamada sanığın en önemli hakkı savunma hakkıdır. Bu hak hiçbir kısıtlamaya tabi tutulmadan ferdi savunmayı sağlayacak biçimde korunmalıdır. Müdafii atanması ile sorun çözümlenmiş sayılmaz. Atanan müdafii görevini yapmazsa, yapmaya zorlanmalı veya CYUY'nin 141. maddesi uyarınca yerine yenisi atanmalı ve böylece savunma gerekli ve yeterli ölçüde yapılarak; küçük sağır veya dilsiz ya da kendisini savunamayacak derecede malul olan; usul hukukunun öngördüğü tüm güvenirlik sağlanarak korunmalıdır.
Halbuki; sanığa atanan müdafii avukat O. Ş., on sekiz yaşını bitirmemiş olan sanığın, sağlıklı bir biçimde savunmasını gerçekleştirmeyerek gerekli hukuksal korunmasını tanı olarak sağlayamadığından özel daire bozma kararı isabetlidir, itirazın reddine karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 28.05.1996 tarihinde, oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy