(1412 S. K. m. 251, 326)
Dava: Kan gütme saiki ile adam öldürmek ve izinsiz silah taşımak suçlarından sanık Şatır K.'ın TCY.nın 450/4-10, 59 ve 6136 Sayılı Yasanın 13/1, TCY.nın 59, 73. maddeleri uyarınca bir ay geceli gündüzlü hücrede tecrit edilmek suretiyle müebbet ağır hapis ve 250.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Mersin 2.Ağır Ceza Mahkemesince verilen 31.3.1995 gün 175-59 sayılı hükmün sanık vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 1.Ceza Dairesinin 28.11.1995 gün 2720-3481 sayılı kararı ile, "sanığa ek savunma hakkı tanınmadan hüküm kurulması" nedeniyle bozulmuş, bozmaya uyularak verilen 12.6.1996 gün 23-65 sayılı hükme karşı sanık vekili tarafından temyiz davası açılmakla Özel Dairece incelenerek 24.12.1996 gün 3279-4161 sayı ile;
"...Sanık Şatır'ın kardeşi Cafer'i 1979 yılında taammüden öldürmeye teşebbüs eden,1980 yılında taammüden öldüren Şatır İ.'yi sanığın, kardeşinin öldürülmesinin üzüntüsünden soyutlanarak mücerret intikam alma, kan gütme saiki içinde hareket ederek öldürdüğü anlaşılamadığından, sanığın kardeşinin öldürülmesi aradan geçen zaman ve cezasının 3713 sayılı Yasadan istifadesi ile kısmen infaz edilmesi nazara alınarak hafif tahrik kabulü ile TCK.nun 450/4, 65/3, 51/1, 59. maddeleri ile cezalandırılması gerekirken suçun ayrıca kan gütme saiki ile de işlendiğinin kabulü ile yazılı şekilde karar verilmesi..." isabetsizliğinden bozulmuştur.
Re'sen temyize tabi olan bu hükmün Yargıtayca incelenmesi ayrıca sanık vekili tarafından da süresinde istenildiğinden dosya; Yargıtay C.Başsavcılığının "bozma" istemli 26.9.1997 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, Ceza Genel Kurulunda duruşmalı inceleme yapılacağına dair yasal bir düzenleme bulunmadığından sanık vekilinin duruşma isteminin reddiyle dosya üzerinde inceleme yapılmasına karar verildikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: CMUY.nın 251. maddesi uyarınca "...en son söz sanığındır." Maddenin son fıkrasında ise "sanık namına müdafi tarafından müdafaada bulunulsa dahi müdafaaya ilave edecek bir şeyi olup olmadığı sanığa sorulur" hükmü yer almaktadır. Bu hüküm gereğince duruşma mutlaka hazır bulunması halinde sanığın son sözü ile bitecektir. Ceza Yargılamasında sanığın en önemli hakkı savunma hakkı olup bu hak hiçbir şekilde sınırlanamaz. Son söz sanığa verilerek kendisinden önce dinlenenlere karşı diyecekleri ve savunması saptanmalıdır. Sanığa son söz verildikten sonra başkaca usuli işlemler yapıldığı takdirde yeniden sanıktan son diyecekleri sorulmalıdır. Savunma hakkı ile ilgili bulunan bu usul kuralı, emredici nitelikte olup uyulmaması yasaya mutlak aykırılık oluşturmaktadır.
Yerleşmiş yargı kararlarında vurgulandığı gibi, ilk defa hüküm kurulurken "son sözün sanığa verilmesi" kuralı, bozmadan sonra başlayan yargılamada da kamu davasının kesintisizlik ve süreklilik ilkesinin doğal sonucu olarak aynen geçerlidir. Çünkü, dava henüz sonuçlanmamış olup yargılama devam etmektedir. Gerek bozmadan önce ve gerekse bozmadan sonra aynı usül hükümleri uygulanacaktır. Aksi halde yargılama, bozmadan önce ve bozmadan sonra diye iki evreye ayrılmış olacaktır. Bu durum ise yargılamanın, hükmün kesinleşmesine kadar kesintisiz olarak süreceğini kabul eden usül yasasına aykırıdır. Ayrıca katılan ve C.Savcısının bozmaya karşı diyecekleri sorulduktan sonra, bu beyanların yerinde olmadığına dair sanık tarafından bir görüş ileri sürülmesi ve hatta yeni kanıt sunulmasıda mümkündür. Bozmadan sonra sanığın çağrılmasının amacı, sadece bozmaya diyeceğinin sorulması değildir. Sanığa bu olanak verilmediği takdirde savunma hakkı sınırlandırılmış olacaktır. Bu itibarla emredici olan bu kuralın bozmadan önce geçerli olduğu, bozmadan sonra uygulanmasına gerek bulunmadığı biçimindeki bir ayırımın yasal ve hukuksal dayanağı bulunmamaktadır. Bozma ile son soruşturma aşaması yeniden başladığından "son soruşturmanın sanığın son sözü ile sonuçlandırılması" mutlak usulü bir zorunluluktur.
İncelenen dosyada,
Sanığın kan gütme saiki ile adam öldürme ve izinsiz silah taşımak suçlarından cezalandırılmasına ilişkin hüküm, suç vasfından bozulmuştur. Bozmadan sonra 14.4.1997 günlü oturumda C.Savcısından bozmaya ilişkin görüşü alındıktan sonra hazır bulunan sanık ve müdafiinden diyecekleri sorulmamıştır. Ara kararı ile önceki hükümde direnilmesine karar verilmiş ve bilahare dosyanın incelendiği belirtilerek hiçbir işlem yapılmadan duruşmaya son verilmiştir. Bu suretle CMUY.nın 251. maddesine aykırı olarak "en son söz" sanığa verilmediğinden, esası incelenmeyen hükmün öncelikle bu usuli nedenle bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan kurul üyeleri, "Mahkemece önceki hükümde direnildiğine göre en son sözün sanığa verilmesine gerek yoktur.
İlgililerden bozmaya diyeceklerinin sorulması, tarafların görüşlerinin tespitinden ibarettir. Direnilmekle yeniden yargılama yapılmasına gerek olmadığı kabul edildiğinden, CMUY.nın 326. maddesi ile aynı fasılda yer almayan CMUY.nın 251. maddesi bozmadan sonra uygulanamaz." gerekçesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Sair yönleri incelenmeyen Yerel Mahkeme direnme hükmünün, öncelikle yukarıda açıklanan usuli nedenle BOZULMASINA, 9.12.1997 günü oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy