(1412 S. K. m. 148, 163, 150, 257) (765 S. K. m. 345, 348)
Hırsızlık suçundan sanık A.Ö.nün beraatine ilişkin Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nce 7.3.1996 tarih ve 998/95 sayı ile verilen kararın, katılan tarafından temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nce 3.3.1997 tarih ve 169/288 sayı ile; "usul ve yasaya uygun bulunan hükmün" onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 4.2.1997 tarih ve 47956 sayı ile;
"Hırsızlık, mal aleyhine işlenen suçlardan olduğundan, ekonomik değeri bulunmayan çalışma sözleşmesi bu suçun konusu olamaz.
Sanık, katılan ile yaptıkları çalışma sözleşmesini, ilerde cezai yaptırımdan kurtulmak için alıp götürdüğünden eylem hırsızlık olarak nitelendirilemez.
TCY'nin 348. maddesi bir varakanın aslı veya aslının kaybı halinde yerine geçen suretinin tamamen veya kısmen ortadan kaldırılması halinde, sahtecilik cürümlerine paralel düzenleme öngörmektedir. Zira, bazı durumlarda evrakın yok edilmesi, sahte belge düzenlenmesinden çok daha vahimdir.
Belgenin ortadan kaldırılması, çalma, dolandırma, yağma, rızayla alındıktan sonra geri vermeme biçimlerinde gelişebilir.
Gizlemek, ortadan kaldırma hükmündedir.
CYUY'nin 257. maddesine göre hükmün konusu, iddianamede gösterilen fiildir. Ancak hakim nitelendirmede serbesttir.
İddianamede, suça konu çalışma sözleşmesini katılanın vermemesi üzerine, sanık tarafından gizlice çalınması eylemi açıkça belirtilmiş, ancak suç niteliğinde yanılgıya düşülerek hırsızlık biçiminde nitelendirilmiştir. Sanığın eylemi, belgeyi çalmak suretiyle ileride katılan tarafından aleyhine kanıt olarak kullanılmasını engellemektir. TCY, 348. maddesi yollamasıyla 345. maddeye uyduğundan görevsizlik kararı verilmesi gerekir" açıklamasıyla itiraz edilmiştir.
Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığı'na gönderilmekle, Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: İncelenen dosyaya göre;
Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık; sanığın iddianamede açıklanan eylemi karşısında, TCY'nin 348. maddesinden dava açılıp açılmadığı hususundadır.
CYUY'nin 148. maddesi dava açmak temel ve görevini C.Savcısı'na vermiştir. Maddenin 2. fıkrasında; "Kanunda aksine hüküm bulunmadığı takdirde, C.Savcısı ceza takibini gerektirecek hususlarda yeterli delil mevcut ise kamu davasını açmakla mükelleftir" hükmü yer almaktadır. Bu kural ile Yargılama Yasası, kamu davasının zorunluluğu ilkesini benimsemiştir. Tabii ki, bu zorunluluktan söz edilebilmesi, sanık aleyhine yeterli kanıtların varlığına bağlıdır.
CYUY'nin 163. maddesinde de; "Yapılan hırsızlık tahkikatı sonunda, toplanan deliller kamu davasının açılmasına yeterli ise C.Savcısı mahkemeye bir iddianame vermek suretiyle kamu davasını açar.
İddianamede sanığın açık kimliği, isnat olunan suçun neden ibaret olduğu, suçun kanuni unsurlarıyla uygulanması gereken kanun maddeleri, deliller ve duruşmanın yapılacağı mahkeme gösterilir.
Asliye ve AĞır Ceza Mahkemeleri'ne ait işlerde hazırlık tahkikatının verdiği esaslı neticeler dahi iddianameye yazılır" kuralı yer almaktadır.
Bu düzenlemeye göre, iddianamede, kamu(ceza) davasının iki önemli unsuru olan fail ve fiile duraksamaya yer vermeyecek biçimde kesinlikle yer verilmesi gerekir. Davanın sanığı açık ve belirli bir biçimde gösterilmelidir.
Ceza davasının konusunu oluşturan fiil de, iddianamede gösterilmelidir. Yasada fiil sözcüğü yerine kullanılan suç kavramı göz önünde bulundurulduğunda, bundan suç oluşturulan eylemin amaçlandığı açıktır. Sanığın, suç oluşturan hangi eylem nedeniyle yargılandığını bilmek hakkıdır. Bu husus savunma hakkını kullanması bakımından güvence oluşturur.
Öte yandan CYUY'nin 150. maddesinde tahkikat ve hüküm yalnız iddianamede beyan olunan suça ve zan altına alınan şahıslara hasredilir.
Bu hudut dahilinde olarak, mahkemeler istiklal ile hareket etmek hak ve vazifesini haiz olup, Ceza Kanunu'nun tatbikinde kendisine arzedilen iddialar ile bağlı değildirler" hükmü yer alırken, benzeri düzenlemeyi içeren 257. maddede; "Hükmün mevzuu, duruşmanın neticesine göre iddianamede gösterilen fiilden ibarettir.
Fiili takdirde mahkeme, iddia ve müdafaalarla bağlı değildir" hükmüne yer vermiştir.
Bu iki maddede, kamu davasının, fiil bakımından sınırı açıkça gösterilmektedir. Fiil yönünden kamu davasının dışına çıkılması, dava olmadan hüküm verilmesi anlamını taşır. Böyle bir kabule Yargılama Yasası'nın buyurucu olan bu kuralları kesin engel oluşturur. Ancak, hakim fiilin niteliğini tayin ve takdirde, iddianamedeki hukuki görüş ve savunma ile bağlı değildir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun duraksamaya yer vermeyen içtihatlarına göre; "bir olayın açıklanması sırasında bir başka olaydan da söz edilmesi o olay hakkında dava açıldığını göstermez. Bu kurallar genel hükümler uyarınca C.Savcısı tarafından iddianameyle açılan davada olduğu gibi, şahsi davada ve idare kurulları tarafından MHK hükümleri uyarınca açılan davalarda da geçerlidir.
CYUY'nin 257. maddesindeki "fiil" kavramından hareketle, bazı yazar ve uygulayıcılar; iddianamede nitelendirilen ve sevk maddesi de gösterilen fiil yanında, suç oluşturulan başkaca hususlardan da söz edilmesi halinde, nitelendirilmemiş sevk maddeleri gösterilmemiş ve kesinlikle açıklanmamış maddi olaylar hakkında da dava açılmış sayılacağını ve yargılama aşamasında CYUY'nin 258. maddesi uyarınca ek savunma verilerek bu eylemler hakkında da karar verilmesi gerektiğini ileri sürmekte iseler de;
a- CYUY'nin 135. maddesinin 2 ve 4. fıkralarında "isnat edilen suç", 150. maddesinde "iddianamede beyan olunan suç", 163. maddesinde "isnat olunan suç", 258. maddesinde "iddianamede kanuni unsurları gösterilen suç", 260/6. maddesinde "isnat edilen suç", 263/1. maddesinde "sanığa yüklenen suç", 265/3. maddesinde de "iddianamede tavsif edildiği gibi suçun ne olduğunu" ibarelerine yer verildiğine göre, suç oluşturan herhangi bir fiil değil, 163. maddeye göre faile isnat edilen ve nitelendirilmesi yapılarak yasal unsurları ve sevk maddeleri gösterilen eylem amaçlanmaktadır. Çünkü, her suç bir eylem olmakla beraber, her eylem suç oluşturmayabilir. CYUY'nin 257. maddesinde açıklanan fiil sözcüğü ile de, başlangıçta faili belirlenmiş ve yüklem olarak sanığa isnadı yapılmış eylem kastedilmektedir. Nitekim 257. maddenin başlığında, "Hükmün mevzuu ve suçu takdirde mahkemenin yetkisi" ibaresine yer verilmesi, madde metninde yer alan fiil ibaresi ile C.Savcısı tarafından kamu davası açılırken, tavsif ve isnadı yapılan suç teşkil eden eylemin "suçun" anlatılmak istendiğini gösterir.
b-CYUY'nin 258. maddesi uygulamasında; davaya konu suç oluşturan fiilin tekliği söz konusudur. Bu halde, fiilin C.Savcısı tarafından iddianamede gösterilen niteliğinden dolayı beraat kararı verilmeyerek, değişen suç niteliğine göre ek savunma hakkı tanınarak hüküm kurulması yoluna gidilecektir.
c- CYUY'nin 135. maddesinin 2. fıkrasındaki "kendisine isnat edilen suç anlatılır." 4. fıkrasındaki "isnat edilen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğu söylenir" ibareleri de, C.Savcısı'nın subjektif değerlendirmesi uyarınca, sanık sorgusunun bu nitelendirme ve isnada göre yapılacağını göstermektedir. Bu nedenle, kendisine isnat edilmeyen, dolayısıyla bu fiilden dolayı sorgusu yapılmayan sanık hakkında, eylemin TCY'nin 348. maddesine uyduğu kabulüyle görevsizlik kararı verilemez.
Bu açıklamaların ışığında, sanık hakkındaki davanın açıldığı belge olan iddianameye bakıldığında;
Suç olarak "hırsızlık" nitelendirilmesi yapılan Ankara C.Başsavcılığı'nın 14.6.1994 tarih ve 7637 sayılı iddianamesinde; "Sanığın kreş sahibi ve müdiresi olan müşteki S. ile çalışmak için bir yıllığına cezai şart içeren sözleşme yaptıkları, sanığın yedi ay çalıştıktan sonra ayrılmak istediği, müştekinin sözleşmeyi vermek istememesi üzerine, sanığın olay sabahı erkenden kreşe gelip, müdire odasından gizlice sözleşmeyi çaldığı anlaşıldığından; eylemine uyan TCY'nin 491/3, 522. maddeleri gereğince cezalandırılması" istemiyle kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır.
Davanın dayanılan oluşturulan bu iddianamede, sanığın senedi ortadan kaldırması ile ilgili olarak CYUY'nin 163/2. maddesinde açıklanan biçimde bir isnattan söz edilmemektedir.
Çalmak ve yok etmek ya da ortadan kaldırmak farklı fiillerdir. Fiillerde farklılık olması nedeniyle sorunun görevsizlik kararı verilmek suretiyle çözüme olanaklı değildir. Zira dava konusu yapılan çalmak (hırsızlık) fiilidir. Senedi yok etmek, ortadan kaldırmak, çalmaya göre değişik ve ikinci bir fiil olup, iddianamede dava konusu yapılmamıştır.
Çalmak (hırsızlık) ve senedi yok etmek suçlarının korudukları yararlar da farklıdır. Hırsızlık suçunun yargılanıp, kesinleşmesi, senedi yok etmekten dava açılmasına engel olmaz, zira ortadan tek değil iki fiil vardır. Bu iki fiil birbirine dönüştürülemeyeceğinden sorunun görevsizlik veya koşulları bulunduğu takdirde ek savunma ile çözülmesine Yargılama Yasası olanak vermez. Aynı durum, hırsızlık malı bilerek satın almak ve hırsızlık fiillerinde de görülür. Hırsızlık malı bilerek satın almak suçundan dava açıldığını varsayalım. Sanığın bu malı çaldığı ve eyleminin hırsızlık suçunu oluşturduğu yargılama sırasında anlaşılırsa, ek savunma ile sorun çözümlenemez, ayrı bir iddianame ile dava açılması gerekmektedir.
Öyleyse, sanığın iki fiili vardır. Bunlar; hırsızlık ve senedi yok etmektir. Hırsızlık dava konsu yapılmış ve beraatle sonuçlanmıştır. Senedi yok etmek fiiline dönüşmesi dolayısıyla görevsizlik kararı verilmesi olanaklı değildir. Dava zaman aşımı doluncaya dek senedi yok etmekten dava açılabilir. Bu itibarla itirazın reddine karar verilmelidir.
Kurula katılan üyelerden 4. Ceza Dairesi Başkanı Sami Selçuk: "A- Yüce Yargıtay'ın yerleşik görüşüne göre, bir olayın açıklanması sırasında başka bir olaydan söz edilmesi o olay hakkında dava açıldığını göstermemekte, dava açılacak olayın açıkça ve bağımsız biçimde gösterilmesi gerekmektedir. Bu nedenle C.Savcısı başka bir olaya bağımlı ve dayalı olarak bir olaydan söz etmiş ise, dava açma iradesi bu olay için söz konusu olamaz."
"Bu görüşlere katılmak aşağıdaki nedenlerle olanaksızdır."
"1. C. Yargılama Yasası'nın 150. maddesinde hükmün iddianamede açıklanan (beyan) olunan suçla (doğrusu: eylem(ler)) sınırlı olduğu; 257. maddesinde, hükmün konusunun, iddianamede gösterilen eylem(ler) bulunduğu; iddianame içeriğini düzenleyen 163. ve iddianame düzeyinde bulunan kişisel dava bildirisi ya da dilekçesinde yükletilen suçun (doğrusu: (eylem(ler)) ne olduğunun gözetilmesi gerektiği belirtilmiştir. Görüldüğü üzere, C.Yargılama Yasası'nın getirdiği ölçüt, nesneldir. Öznel değildir. Yoğun bir özetlemeyle, iddianame yahut da kişisel dava bildiri ya da dilekçesinde hikayet/tasvir edilip açıklanarak bireyselleştirilmiş, tarihsel olarak failce yaşanmış ve dış dünyaya yansımış maddi olayın bütünü içinde yazılı ceza hukukuna aykırı düşen ve bu yüzden cezalandırılabilir nitelikte olan eylem(ler)/davranış(lar) yargılamanın konusu olacaklardır. Yargıç bunların içinden cezai yaptırım konusu olanları ayıklayıp yargılayacaktır. Bu nedenlerle:"
"a) Yargıç, C.Savcısı'nın getirdiği tarihsel olay içinde kalan tüm eylem(ler)i/davranış(lar)ı yargılamak zorundadır. Bunları hiçbirininherhangi bir nedenle ve bahaneyle yargılamanın konusu dışına çıkaramaz.
"b) Yargılamanın konusu "nedir" ve konunun sınırının boyutları "ne denlidir" sorularına verilen yanıt, C.Yargılama Yasası'na göre, yukarıda açıklandığı üzere, nesnel (objektif) niteliktedir. O nedenle C.Savcısı'nın amacı/iradesi gibi öznel (subjektif) ölçütlerle soruna yaklaşılamaz.
"c) "Zorunlu olarak başka eylem(ler)den/davranış(lar) dan söz etme" gerekçesiyle iddianame metninde hikaye edilen bir davranış/eylemi/"
"aa) Dışlanamaz. Çünkü iddianamede yer almıştır. Esasen hukukta var olan şey yok sayılamaz.
"bb) Başkalaşıma uğratılamaz. Yalnızca o eylem(ler)in/davranış(lar)ın nitelemesi, yani yazılı hukuk karşısında bunlara konulan hukuksal tanı (teşhis) değişir. O zaman da yasa koyucu, bunu C.Yargılama Yasası'nın 258. maddesinde öngörülen "ek savunma hakkı"yla çözmüştür. Bu maddenin 257. maddeden sonra yer almasının anlamı da budur. Tersi görüş, her iki maddenin varlık nedenine aykırıdır."
"d) Yerleşik görüş, iddianamede ve bu düzeydeki belgede hikaye/tasvir edilmiş, açıklanmış olaydan yola çıkacak yerde, bu olaya konulan hukuksal tanıdan/nitelemeden yola çıkmakla:"
"aa) Yukarıdaki yasa maddelerine ve C.Yargılama Yasası'nın nesnel ölçüte yaslanan temel özüne;"
"bb) "Yargılanan olay nitelenir" yerine "nitelenen olay yargılanır" diyerek, tıpkı "Her insan ölümlüdür" önermesi yerine "Her ölümlü insandır" önermesini benimsemek gibi bir tersevirme (aks-i mürekkep: contraposition) ile mantık kurallarına;
"Ters düşmüştür"
"2. Suçlama belgesinde (iddianamede) daha sonra değiştirilemeyecek olan odak, açıklanan eylemlerdir; olaylardır. Davanın hukuki konusu, hükmün konusu ayrı şeylerdir ve mahkeme eylem(ler)i nitelemede özgürdür. O nedenle, yasa koyucunun suç yerine eylem (fiil), eylem yerine suç terimlerini yanlış kullanmasına dayanılması; yanılgının kanıt diye sunulması düşündürücüdür. Zira C.Yargılama Yasası'nın 135,150 ve 163. maddelerindeki (suç) terimi, kaynak yasada eylem (fiil) teriminin yanlış bir çevirisidir. Buna karşılık, C.Y.Yasası'nın 257. maddesinde eylem terimi kullanılmıştır ve bu doğru bir çeviridir (kaynak, mad. 264). C.Yargılama Yasası'nın 135. maddesinin 1992-3842 Sayılı Yasa ile sonradan değişmesi ve yasa koyucunun "suç" terimini kullanmayı sürdürmesi soncu etkileyemez. Zira, yasa koyucu ilk çeviri metinde de "suç" terimini kullanmış ve son değişiklikte bunun kullanılmasını sürdürmüştür. Kaldı ki, yasa koyucu, benzer yanılgılara daha ağır biçimde sık sık düşmektedir. Örneğin, 1696 Sayılı Yasa'nın ek 8. maddesinde "mahkeme masrafları" denmiştir. Burada amaçlanan kuşkusuz mahkemelerin masa, kırtasiye vb. giderleri değil, yargılama giderleridir. Bir terimi yanlış anlamak ya da yorumlamak, buna dayanan görüşü haklı kılmaz; tersine çürütür. Metin içinde kalmak koşuluyla bir terim/sözcük; dar, geniş ya da düzeltilerek yorumlanmak gerekir."
"3. Dava, çoğu uygar ülkelerde devlet/kamu adına görevlilerce, yeni C.Savcılarınca açılır. türk sistemi de böyledir. kamu davasını açma tekelinin C.Savcısı'nda olmasının nedeni budur. Devlet, yargının önüne hangi eylem(ler)i getirmişse yargılamanın ve hükmün konusu odur/onlardır. Mahkeme bunun dışına çıkamaz. Bir başka deyişle tasvir edilen olay hükmün ve dolayısıyla dava açma tekelinin çerçevesini çizer. Öte yandan dava kamu davası olduğundan C.Savcısı'nın iradesi keşfe çıkılarak ya da kullandığı hukuksal nitelemeye bakılarak ve dava açma tekelinden söz edilerek sonuç çıkarmanın bir anlamı yoktur. Böyle bir gerekçe ile konuya yaklaşmak, konuyu asıl alanından bir başka alana kaydırmak; konuyla ilgisi olmayan argümanlarla sorunu yörüngesinden çıkarmak demektir."
"4. Türk öğretisi, hem kullanılan sözcükler ve hem de yukarıda sunulan bütün konularda aynı görüşte olduğu ve Yargıtay'ın içtihatlarını eleştirdiği için kaynak göstermek gereğini dahi duymamaktayım. Karşılaştırmalı hukukta da öğreti ve uygulama Türk öğretisi gibidir. Bu yüzden öğretide yerleşik görüşe destek aramak için terimleri ve kavramları başkalaştırmaya gerek yoktur."
"Görüldüğü üzere, Türk uygulaması, terimlere/kavramlara verdiği yanlış anlamlar sonucu esinlendiği ülkelerin hukukundan tam anlamıyla kopmuş bulunmaktadır."
B) Somut olaya gelince; sanık hakkında ".... gizlice sözleşmeyi çaldığı" denilerek sözleşmeyi alma ve vermeme eyleminden dava açılmıştır. Bu eylemin, sözleşmenin malvarlığı değeri olmadığından TCY'nin 348. maddesine girdiği, "çalma"nın, kanıt değeri belgeyi ortadan kaldırmayı içine aldığı açıktır. İddianamedeki nitelemenin hırsızlık olarak öngörülmesi, bu eylemden dolayı dava açılmadığı anlamına gelmez. Eylem iddianame metninde yer almıştır. Savunma ve tüm yargısal etkinlik bu çerçevede yürütülmüştür. Açıklanan nedenlerle çoğunluk görüşü hukuka aykırıdır" gerekçesiyle karşı oy kullanmıştır.
Karşı oy kullanan bir kısım üyeler de itirazın haklı nedenlere dayandığını ileri sürmüşlerdir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C.Başsavcılığı İTİRAZININ REDDİNE, 03.06.1997 tarihinde yasal oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy