(1412 S. K. m. 32, 260, 261, 268, 308)
Dava: Gıda Maddeleri Tüzüğüne aykırı davranmak suçundan sanık M.K.nin TCK. nun 398. maddesi uyarınca 3 ay hapis ve 420.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, cezasının ertelenmesine ilişkin Fatih 2. Sulh Ceza Mahkemesince 27.1.1997 gün ve 211-50 sayı ile verilen karar, sanık vekilinin temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 14.5.1997 gün ve 7050-6654 sayı ile; ... Sair itirazlar yerinde görülmemiştir. Ancak; Gıda Maddeleri Tüzüğünün 61. maddesinde beyaz peynirin olgunlaşma süresi geçmeden tüketime verilmeyeceği öngörülmüş ise de bu süre geçmeden satışa sunulan peynirin taklit veya sağlığa az veya çok zarar verecek derecede bozulmuş olduğuna dair tüzükte bir hüküm bulunmadığı cihetle, sanığın eyleminin tüzüğün 703. maddesi yollamasıyla 1593 Sayılı Kanunun 282. maddesine uyan suçu oluşturacağı gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,
Kabule göre; 1- Asgari hadden ceza tayin edildiğinden suç tarihi itibariyle temel ağır para cezasının 300.000 lira yerine 420 lira olarak fazla tayini,
2- Gerekçe gösterilmeden, 647 sayılı Yasanın 4. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkeme ise 16.7.1997 gün ve 495-595 sayı ile; suç vasfına yönelik özel bozma nedenine hiç değinmeden, kabule göre bozma nedenlerinden birincisine ağır para cezasını 300.000 liraya indirerek, ikincisine de suçun işlenmesindeki suret ve şekil hususiyetine mebni biçiminde gerekçe göstermek suretiyle sanık hakkında önceki mahkumiyet hükmünü kurmuştur.
Bu kararın da, süresinde sanık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının bozma isteyen 22.9.1997 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Anayasanın 141 ve CMUK. nun 32. maddeleri uyarınca mahkeme kararları gerekçeli olmalıdır. Hükmün, gerekçeyi içermemesi CMUK. nun 308/7. maddesi gereğince kanuna muhalefet halini oluşturmaktadır. Gerekçe hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun açıklamasıdır. Gerekçenin dosyadaki bilgi ve belgelerin yerinde değerlendirildiğini gösterir biçimde geçerli, yeterli ve yasal olması aranmalıdır. Yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle karar verilmesi, yasa koyucunun amacına uygun olmadığı gibi keyfiliğe de yol açmaktır.
Yerleşmiş uygulamalara göre, bozulmakla bir karar tamamen ortadan kalkacağından, Yerel mahkeme direnme kararında da CMUK. nun 260, 261, 268 ve 308 maddeleri gereğince yeniden hüküm kurulması ve gerekçenin gösterilmesi zorunludur.
İncelenen dosyada Yerel Mahkemece, belirtilen bu ilkeler doğrultusunda işlem yapılmamış; kabule göre bozma nedenlerine eylemli olarak uyulmakla beraber, suç niteliğine ilişkin asıl bozma nedenine niçin uyulmadığı açıklanmamış ve gerekçe gösterilmemiştir. Kabule göre bozma nedenlerine uyma dışında, bozulan kararın tarihi değiştirilmek suretiyle yeniden ve aynen yazılmasıyla yetinilmiştir. Özel Daire bozma kararındaki suç vasfına yönelik bozma nedenine hangi nedenle uyulmadığı belirtilmeden ve direnme gerekçeleri gösterilmeden önceki kararın aynen tekrarı ile yetinilmesi yasaya aykırı olduğundan, sair yönleri incelenmeyen hükmün öncelikle bu usulü sebeple bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Yerel Mahkeme direnme hükmünün öncelikle yukarıda açıklanan usulü nedenle ve sonuçta istem gibi BOZULMASINA, 10.02.1998 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy