(765 S. K. m. 102, 104) (1412 S. K. m. 104, 223)
Dava: Hırsızlık suçundan sanık D.A.Ü. hakkında açılan kamu davasının gerçekleşen zaman aşımı nedeniyle TCK'nin 102/4. maddesi uyarınca ortadan kaldırılmasına ilişkin Konya Ereğlisi Sulh Ceza Mahkemesi'nce 30.11.1995 tarih ve 6781-567 sayı ile verilen karar, yerel C.Savcısı"nın temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nce 8.2.1996 tarih ve 1102/1229 sayı ile;
"Sanık hakkında çıkarılan 22.4.1992 tarihli gıyabi tevkif müzekkeresinin TCK'nin 104/1. maddesinde öngörülen zaman aşımı kestiği gözetilmeden kamu davasının ortadan kaldırılmasına karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel mahkeme ise, 9.5.1996 tarih ve 145/248 sayı ile;
Sanık hakkında 12.6.1990 tarihinde çıkarılan gıyabi tevkif kararı mevcuttur. 22.4.1992 tarihli gıyabi tevkif müzekkeresi ise gereksiz olarak alınan gıyabi tevkif kararı üzerine çıkarılmıştır. Bu nedenle ikinci kez çıkarılan 22.4.1992 tarihli gıyabı tevkif müzekkeresi zaman aşımını kesici nitelikte değildir. Görülmekte olan davada zaman aşımı en son iddianameyle kesilmiştir" biçimindeki gerekçeyle, önceki hükümde direnmeye karar vermiştir.
Bu kararın da katılan vekilince süresinde temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığı'nın bozma isteyen 26.2.1997 tarihli tebliğnamesiyle birinci başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: İncelenen dosyaya göre;
Hırsızlık suçundan sanık D.A.Ü.nün hazırlık soruşturması sırasında CUMK'nin 104. maddesi uyarınca gıyaben tutuklanıp hakkında tutuklama müzekkeresi çıkarıldığı, bilahare 21.11.1990 tarihli iddianame ile kamu davası açıldığı, yargılamanın devamında gıyabi tevkif kararının yerine getirilememesi nedeniyle sorgusu yapılamayan sanığın 22.4.1992 tarihli oturumda yeniden gıyaben tutuklanmasına karar verilerek, hakkında gıyabi tutuklama müzekkeresi çıkarıldığı anlaşılmaktadır.
Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık; sanık hakkında aynı suç nedeniyle ikinci kez verilen gıyabi tutuklama kararına dayanılarak çıkarılan tutuklama müzekkeresinin zaman aşımını kesip kesmeyeceği hususuna ilişkindir.
TCK'nin 104. maddesinde dava zaman aşımını kesen sebepler tek tek sayılmıştır. Bu sebepler arasında yer alan "Tevkif'ten amaç, CUMK'nin 104 ve 223. maddelerinden herhangi birine dayanılarak verilen vicahi veya gıyabi tutuklama kararıdır. Ceza Genel Kurulu'nun 13.3.1989 tarih ve 44/100 sayılı kararında belirtildiği gibi, TCK'nin 104/1. maddesinde "zaman aşımını kesmesi yönünden ayırım yapılmadığına göre, her türlü tutuklama müzekkeresi zaman aşımını keser. Nitekim, öğretide de bir ayırım yapılmaksızın tutuklama müzekkeresinin zaman aşımını keseceği yönünde görüş birliği bulunmaktadır.
Olayımızda önceki gıyabi tutuklama kararına dayanılarak çıkarılan müzekkere infaz edilememiş, ancak, geri alınmamıştır. İlk tutuklama kararı geçerliliğini sürdürmekte olduğuna göre, ikinci kez gereği yokken yeniden çıkarılan gıyabi tutuklama müzekkeresi ayrı ve yeni sonuç doğurmaz. Bu nedenle zaman aşımını yeniden kesme gibi bir etkisi de olamaz. Aksine bir kabul, zaman aşımı müessesesinin vazediliş amacı ile bağdaşmaz. Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan kurul üyeleri, "13.3.1989 tarih ve 44/100 Sayılı Ceza Genel Kurulu Kararı'nda her türlü tutuklama müzekkeresinin zaman aşımını keseceği kabul edildiği" gerekçesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, yerel mahkeme direnme hükmünün isteme aykırı olarak ONANMASINA, 01.04.1997 tarihinde, oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy