(1412 S. K. m. 326) (765 S. K. m. 168) (3713 S. K. m. 5)
Dava: Yasadışı örgüt üyesi olmak ve teşekkül halinde patlayıcı madde imal etmek suçlarından sanık P.A.'nın TCK. nun 168/2, 3713 sayılı Kanunun 5, TCK. nun 59, 264/5, 3506 sayılı Kanun, TCK. nun 59/2 ve 72. Maddeleri uyarınca sonuçta 16 sene 8 ay ağır hapis ve 6.000.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, TCK. nun 31 ve 33. maddelerinin sanık hakkında uygulanmasına, zoralıma ve sanığın tutuk halinin sürdürülmesine ilişkin İstanbul 2 numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesince 28.11.1995 gün ve 129/287 sayı ile verilen kararı sanık vekilinin temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 17.10.1996 günlü karar ile bozma kararının niteliği itibarıyla CMUK.nun 326. maddesi uyarınca sanığa bozmaya karşı diyeceğinin sorulması zorunlu bulunduğundan, bu husus yerine getirilmeden duruşmaya devamla hüküm tesisi isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkeme ise, 17.12.1996 gün ve 401/374 sayı ile;
Sanık, bozmadan sonraki hiçbir duruşmaya gelmemiştir. Makul bir mazereti olmadığı dosyada mevcut yazı ve tutanaklardan anlaşılmıştır. Alınan ara kararı ile sanığa ( gelmediği takdirde susma hakkını kullanmış sayılacağı ) hatırlatılmasını içeren tebliğat yapılmıştır.
Savunma hakkı kutsal olmakla beraber, Anayasamız bunun meşru savunma vasıta ve yollardan yapılmasını öngörmüştür. Aksine davranış, hakkın suistimalidir.
Kaldı ki, Ceza Usul Hukukunda kıyasın kabul edildiği bir gerçek olup, tutuklu olmayan sanıklarla ilgili olarak ( meşruhatlı davetiye tebliğ edilemez veya davetiye tebliğine rağmen sanık gelmez ise ) karar verilebileceği düzenlemesi yapılmıştır. Sanık, özel dairenin 2. bozmasından sonra da yapılan ihtarlı tebliğata rağmen keyfi olarak yine duruşmalara gelmemiştir biçimindeki gerekçe ile önceki hükümlerde direnmiş ve sanığın tutuklu halinin devamına karar vermiştir.
Bu kararın da sanık vekilince süresinde temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının onama isteyen, 6.5.1997 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunda okundu, gereği konuşulup, düşünüldü:
Karar: İncelenen dosyaya göre;
Sanık hakkında yasadışı örgüt üyesi olmak, teşekkül halinde patlayıcı madde imal etmek suçlarından açılan davanın yargılaması sonunda Yerel Mahkemece aleyhe bozmaya uyularak verilen sanığın her iki suçtan da cezalandırılmasına ilişkin karar, Özel Dairece sanığa CMUK.nun 326. maddesi uyarınca aleyhe bozmaya karşı diyeceklerinin sorulmadığı nedeniyle ikinci kez bozulmuştur.
Yerel Mahkeme ise yukarıda açıklanan ve bozulan önceki kararda da yer alan gerekçelerle Özel Dairenin bu usuli bozma nedenine karşı direnmiştir.
3206 sayılı Kanun ile değişik CMUK.nun 326. maddesinin 2. fıkrasında Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak mahkeme, ...ancak sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise herhalde dinlenilmesi gerekir hükmü yer almaktadır.
Savunma hakkı ile bağlantılı olan ve yukarıda açıklanan bu usul kuralı buyurucu nitelikte bulunduğundan, gereği yerine getirilmeli ve sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyecekleri mutlaka sorulmalıdır.
Bu itibarla yasanın buyurucu bu hükmüne rağmen sanık P.A.dan aleyhe bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan direnme kararı verildiğinden, sair yönleri incelenmeyen direnme hükmünün bu usuli nedenle bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyeleri, Yerel Mahkeme direnme hükmünün onanması gerektiği yönünde oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle sanık vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, sair yönleri incelenmeyen direnme hükmünün isteme aykırı olarak öncelikle bu usuli sebepten BOZULMASINA, 25.11.1997 günü oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy