(765 S. K. m. 51, 59, 64, 450) (6136 S. K. m. 13)
Dava: Tasarlayarak adam öldürmek ve ruhsatsız silah taşımak suçlarından sanık B. TCK.nun 450/4, 59, 6136 sayılı Yasanın 13/1. maddeleri uyarınca müebbet ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına, müebbeten kamu hizmetlerinden yasaklanmasına, aynı suça azmettirmekten ve ruhsatsız mermi bulundurmak suçlarından sanık Ş. Z. 'nin TCK.nun 64/2. maddesi yollamasıyla 450/4 ve 59, 6136 sayılı Yasanın 13/3. maddeleri uyarınca müebbet ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına, müebbeten kamu hizmetlerinden yasaklanmasına ilişkin Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesince 16.1.1997 gün ve 78/1 sayı ile verilen karar, yasa gereği kısmen kendiliğinden temyize tabi olması yanında katılanlar ve sanık Ş. Z. vekilleri ile sanık B.'nin temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 22.9.1997 gün ve 1844/2939 sayı ile;
a- Maktül T. L. 'nin sanık Ş. Z. ile evli olduğu halde N. Z. isimli bir kadınla gayriresmi ilişki kurduğu, bu arada çok samimi arkadaşı olan sanık B.'nin evinde eşinin ayağına kasıtlı olarak bastığını, sanık B.'nin eşi C. D.'ın da doğrulamadığı, bu nedenle sanık Ş. Z. 'in ifadelerinde anlattığı gibi maktülün ahlaki durumunu bilen sanık B.'nin karısına yaptığı bu hareketin kasıtlı ve manalı olmasını düşünerek taammüden öldürmesi hususunun da mümkün olması gözardı edilemeyeceğinden, sanık B.'nin ifadesinde Ş. Z. Ş. Z. 'in imzalayıp verdiğini belirttiği senetteki imzaların Ş. Z. 'in eli mahsulü olmadığı yolundaki Adli Tıp Fizik Kurumunun 12.12.1996 tarihli raporuyla belirlendiğinden mücerret B.'nin ifadesinin sanık Ş. Z. 'in mahkumiyeti için yeterli olmadığından esasen delil durumunun beraet kararı verilen sanık Q.'den de farkı olmadığından beraetine karar verilmesi gerekirken mahkumiyetine karar verilmesi,
b- Maktülün sanığın eşi C. D.'ın evinde ayağına kasten basması şeklindeki eylemin sanık B. yönünden kanuni tahfif sebebi oluşturup oluşturmadığının tartışmasız bırakılması" isabetsizliğinden bozulmuş ve sanık Ş. Z. 'in salıverilmesine karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 27.11.1997 gün ve 158/141 sayı ile;
İlk hükümdeki gerekçeleri tekrar ile ayrıca "sanık B.'nin ikrarı sırasında, maktül ile ailece görüştükleri bir ortamda B.'nin eşinin ayağına maktülün basmasının, sanık B. yönünden tahrik nedeni sayılmayacağı sanık B.'nin samimi beyanından anlaşılmaktadır.
Sanık Ş. Z. tarafından B.'ye verilen senet altındaki imzanın Ş. Z. 'e ait olmadığı biçimindeki Adli Tıp Raporu, Ş. Z. 'in suçsuz olduğunun delili olamaz. Kaldı ki, Fizik Grafoloji İhtisas Dairesince düzenlenen raporların sıkça birbirleri ile çeliştiklerine uygulamada rastlanılmaktadır. Bu itibarla da Adli Tıp Raporu sanık Ş. Z. 'i başlı başına kurtarıcı delil sayılmaz. Sanık B.'nin samimi ve net açıklamaları her iki sanığın da olayın failleri olduklarının yeterli delilidir. Bu açıklamaların, sanık B. yönünden mahkumiyet için yeterli gürülüp sanık Ş. Z. yönünden yeterli görülmemesi hakkaniyet kurallarına uygun olmaz. Bu durum, sanık B.'nin mahkememizce verilen önceki kararın bozulmasından sonra yapılan yargılama sırasında (Ölen şahısla aramda hiçbir alacak verecek veya başka bir hesabım yoktur, tamamen maktülü öldürmeme sebep olanlar sanık Ş. Z. ile annesi Q.'dir. Benim söylediklerime inanılmıyor, Ş. Z. ve annesi serbest bırakılıyor, benim söylediklerim doğru değilse ben de salıverileyim, ben olaydan birbuçuk sene sonra vicdan azabı çekip kendiliğimden teslim oldum, olayı olduğu gibi anlattım) açıklaması ile de doğrulanmaktadır." biçiminde, tartışma ve gerekçeyle direnmeye ve sanık B.'nin tutuk halinin sürdürülmesine, sanık Ş. Z. 'in yeniden tutuklanmasına karar vermiştir. Kısmen resen de temyize tabi olan bu kararın da, ayrıca sanık Ş. Z. vekillerinin temyizi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının bozma isteyen 23.3.1998 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Genel Kurulda 28.04.1998 günü yapılan 1. müzakerede, oluşa ve delillerin değerlendirilmesinde çelişki yaratmayacak, sağlıklı bir sonuca ulaşabilmek için sanık B. yönünden diğer sanık hakkında oylama yapılıp hukuki durumunun belirlenmesini takiben değerlendirme yapılması gerektiği Yönetmeliğin 27. maddesi uyarınca ön sorun olarak ele alınıp oybirliğiyle kararlaştırıldıktan sonra sanık Ş. Z. bakımından yasal karar çoğunluğu sağlanamadığından bu sanık için yapılan ikinci diğer sanık için yapılan birinci müzakere sonunda;
Kastamonu C. Başsavcılığının 22.4.1996 günlü iddianamesiyle;
Sanıklardan Ş. Z. 'nin, N. Z. isimli kadınla ilişkisi olduğu gerekçesiyle ve intikam almak amacıyla kocası maktül T. L. 'yi öldürmesi için annesi Q. ile birlikte, ilişki kurduğu diğer sanık B. Yılmaz'ı azmettirdikleri,
Yapılan plan gereği, sanık B.'nin, maktüle ait otomobile binerek, diğer sanık Ş. Z. 'in temin edip kendisine verdiği 4 adet dolu mermiyi maktüle göstermek suretiyle senin tabancayla atış yapalım önerisinde bulunduğu, maktülün kabul etmesi üzerine, onun kullandığı oto ile şehir dışında, hareket halinde iken birkaç kez ateş eden maktülün, tabancayı sanığa verdiği, sanık B.'nin de, önceden kararlaştırdığı şekilde, tabancayı başının sağ yan tarafına dayayıp ateş ederek maktülü öldürdüğü, tabancayı sağ ön koltuğun üzerine vitese doğru koyarak hareket halindeki aracı durdurup, el frenini çekmek suretiyle, olaya intihar süsü verdiği, delil elde edilemediğinden intihar etmiş olabileceği düşüncesiyle başlangıçta takipsizlik kararı verildiği, bilahare vicdan azabı çektiğinden bahisle sanık B.'nin teslim olup suçu ikrar ettiği" iddiasıyla sanıklar hakkında kamu davası açılmış, kanıtları toplayan Yerel Mahkeme;
Sanık B., erkek kuaför salonu çalıştırmakta, maktül T. L. ile uzun süredir arkadaş olup ailece görüşmektedirler. Maktül, N. Z. isim- li bir kadınla ilişki kurmuş, sanık B. ve sanık Ş. Z. de bundan haberdardır. Hatta bir keresinde sanık Ş. Z. , kocası T. L. ile birlikte gördüğü N. Z.'ü dövmek istemiş, N. Z., otobüs durağından kaçarak kurtulmuştur. Bu ilişki nedeniyle sanık Ş. Z. ile maktül kocası, sık sık kavga etmektedirler. Hatta aralarının bulunması için bir defasında maktülün anne ve babasının gece yarısı eve çağrıldığı tanık A. X.'nin samimi anlatımları ile sabittir. Maktülün bu ilişkiden vazgeçmemesi üzerine, sanık Ş. Z. 'in de ondan intikam almak için, maktülün arkadaşı ve aile dostları sanık B. ile cinselliği içeren gönül ilişkisine girmiştir. Kocasından kendisine hayır gelmeyeceğini düşünen Ş. Z. , onun ortadan kaldırılmasını B.'ye teklif etmiş, silah alması için B.'ye para ve mücevher vermiş, B. ise silah almayarak bunları kendine harcamıştır. Sanık Ş. Z. , maktülün ortadan kaldırılması için B.'yi iyice sıkıştırmaya başlamış, bu şekilde hazırlanan plandan (beraat eden) diğer sanık Q.'nin de haberi olmuştur. Hatta sanık Q. "mademki beraber olacaksınız, senin de çoluk çocuğun var, onun da çoluk çocuğu var, T. L. 'ı ortadan kaldırın" şeklinde söylemiştir. Ancak T. L. 'ın ortadan kaldırılması hususunda sanık Q.'nin bunun dışında sanık B.'yi azmettirme derecesinde telkin ve tavsiyesi olmamıştır Kardeşi Mete askerden dönmeden bu işi bitirmeyi kafasına koyan sanık Ş. Z. , maktülün arkadaşı olması, bu işe sıcak bakmaması nedeniyle sakin olması ve cesaretlenmesi için B.'ye, çalıştığı hastahaneden Diazem temin edip içmesini tavsiye etmiş, maktülün tabancasından aldığı 4 adet mermiyi Diazem içen B.'ye vermiş, B. de, kuaför salonuna gelen ve traş olan maktülün arabasıyla şehir dışına çıkmışlar ve sanık B., maktülü sanık Ş. Z. 'in azmettirmesi sonucu ve tasarlayarak iddia edilen biçimde öldürmüş ve duyduğu vicdan azabı ve pişmanlık nedeniyle, verilen takipsizlik kararlarından sonra, teslim olup ikrar ve açıklamada bulunarak olayın açıklığa kavuşmasını sağlamıştır.
Sanık bu itirafları ile hem kendisinin hem de sanık Ş. Z. 'in tanıklığını yapmıştır. Suçu sadece Ş. Z. 'e atmamıştır. Bu nedenle atfı cürüm söz konusu değildir. Esasen, sanık B.'nin anlatımları soyut ifadeler olmayıp maddi bulgular ve yan delillerle de doğrulanmaktadır. Sanık B. ikrarını tüm aşamalarda, aynı doğrultuda sürdürmüştür. Sanığın bu ikrarları; müktülün cesedinin ne şekilde bulunduğuna dair tutanak, N. Z. ile maktül arasındaki ilişkinin derecesini ve sanık Ş. Z. ile olan münasebetini doğrulamaktadır. Bu nedenle, bu ikrar doğru kabul edilmiş ve sanık Ş. Z. için ileri sürülen savunma reddedilmiştir." biçimindeki gerekçeler ile sanıklara atılan suçlar sabit görülerek yazılı biçimde mahkumiyetlerine karar verilmiş, bu kararın Özel Dairece iki ayrı nedenle bozulması üzerine, yukarda yazılı gerekçeler ile sanıklar hakkında kurulan önceki hükümlerde direnilmiştir.
Görüldüğü gibi, Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık; sanık B.'ın sabit olan tasarlayarak adam öldürme eylemine sanık Ş. Z. 'nin, sanık B.'yi bu eyleme azmettirmek suretiyle katılıp katılmadığı, maktülün, sanık B.'nin eşi C. D.'nın ayağına kasten basması şeklindeki eyleminin, sanık B. yönünden yasal indirim nedeni oluşturup oluşturmadığı hususlarına ilişkindir.
Olayın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi bakımından sanıkların olaydaki hukuki durumlarının ayrı ayrı ele alınıp değerlendirilmesinde zorunluluk vardır.
I. Sanık Ş. Z.;
Bu sanık aşamalardaki tüm ifade ve savunmalarında, "Sanık B.'yi kocasını öldürmesi için azmettirmediğini, tabanca almak üzere ona para ve mücevher vermediğini, kocasının başka bir kadınla dost hayatı yaşadığını bilmekle beraber kocasının bu ilişkiyi bitirdiğini kendisine söylediğini, sanık B.'nin, kocasının bu ilişkisini bahane ederek kendisini telefonla arayarak ilişki kurmak istediğini, her defasında onun teklifini reddettiğini, sanık B.'nin sehpa almak için evlerine girmesi olayı doğru olmakla beraber, onunla evin içinde değil, sehpayı alıp çıkmış vaziyette iken evin önünde karşılaştığını, kocasının öldürülmesinden sonra sanık B.'nin eşini alarak başsağlığına geldiğini, B.'nin eşi C. D.'nın doğumu nedeniyle hastahaneye gidip dönmekte iken B.'nin kullandığı otoya binmekle beraber Cumhuriyet meydanında indiğini, bu söyledikleri dışında sanık ve ailesiyle görüşmediklerini, kocası maktül T. L. 'ın,B.'nin eşi C. D.'nın ayağına basması olayını, C. D.'nın kendisine telefonla söylediğini, kocasının ölümünden üç ay sonra B.'nin kendisine telefon edip, "karım müsaade ediyor ilişki kuralım" diyerek kendisini rahatsız ettiğini, sanık B.'nin kocasının arkadaşı olması nedeniyle, kocasını öldürebileceğini tahmin etmediğinden, olayın faili belli olmadan önceki aşamalarda alınan ifadelerinde bu hususları belirtmeyi düşünemediğini söyleyerek, sanık B.'nin suç isnadını ve bu isnada dayanak yaptığı diğer olayların varlığını reddetmiş, hakkında verilen beraet hükmü onanarak kesinleşen annesi Q.da aşamalardaki ifade ve savunmalarında sanık Ş. Z. ile kendisi hakkında sanık B.'nin suçlamasını kabul etmemiştir.
Yerel Mahkemece bu sanığın müsnet suçlardan dolayı cezalandırılmasında esas alınan delillerin olaydan bir yıldan fazla bir süre geçtikten sonra kendiliğinden C. Savcılığına teslim olan diğer sanık B.'ın sanık Ş. Z. i de suçlayan ve aşamalarda değişmeyen ifade ve savunmaları ile katılanların sanığın olaydan sonraki ruhi durumuna ilişkin açıklamaları ve bazı tanıkların olaydan önce ve olaydan sonra her iki sanığı bazı yerlerde gördüklerine ilişkin anlatımlarından ibaret olduğu görülmektedir.
Vicdani delil sisteminin geçerli olduğu hukuk sistemimizde isbat vasıtaları olarak delillerin (beyan) (belge) ve (belirti) olarak üçe ayrılması mümkündür. Bunlardan beyan, somut olaya ilişkin delillerden olup "Tanık beyanı", "Sanık beyanı" ve "Diğer taraf beyanı" olarak ele alınıp değerlendirilebilir. Ceza Yargılamasında delil olan "sanık beyanı" sanığın olay hakkındaki bildiklerini karar verecek hakim huzurunda sözle bildirmesidir. Sanık kuşkusuz ki olayı en iyi bilenlerden birisidir, ancak suçlu ise gerçeği gizlemeside olasıdır. Sanığın beyanı, ikrar şeklinde diğer bir deyişle kendi aleyhine olabileceği gibi bir başkası aleyhinede veya hem ikrar hem de başkalarının da birlikte olduğunu beyan şeklinde olabilir. Ancak bu beyan mahkumiyet için tek başına yeterli değildir. Somut olayda sanık B., Ş. Z. ile birlikte annesi Q.'ninde kendisini öldürmeye azmettirdiğini ısrarla ileri sürmüşse de Q. hakkında mahkemece beraat kararı verilmiş olup bu kararın onanması, sanık B.'nin ifade ve sorgularında sanık Ş. Z. tarafından imzalanarak kendisine verildiğini bildirdiği senetteki imzanın bu sanığa ait bulunmadığına ilişkin Adli Tıp Raporu, sanık Ş. Z. 'nin olaydan sonraki davranış biçimi ve diğer sanıkla kısmen komşuluk ve ailevi ilişkiler içinde görüldüğüne dair tanık anlatımları ile katılanların iddialarının gerek başlıbaşına gerekse sanık B.'nin suçlayıcı beyanlarıyla birlikte cezalandırmanın yeterli ve inandırıcı delillerini oluşturmadığı da nazara alındığında sanık Ş. Z. 'nin müsnet suçu işlediğine dair her türlü kuşkudan uzak yeterli kanıtlar elde edildiğinden söz edilemez.
Kaldı ki önceden hakkında kasten adam öldürmek, ruhsatsız silah taşımak ve sarkıntılık suçlarından dolayı kesinleşmiş mahkumiyet hükümleri bulunduğu, uzun yıllarını cezaevinde geçirmiş olduğu anlaşılan sanık B.'nin kendisiyle sanık Ş. Z. 'in konuşmalarını içerdiğini bildirerek ibraz ettiği bant çözüm metni incelendiğinde, her ne kadar ses uyum incelemesi yaptırılmamış olsa dahi, erkeğin konuştuğu kadını ilişkiye zorladığı ancak kadının bu ilişkiyi reddettiği görülmektedir.
Sanık B.'nin, maktülün evine sehpa almak için girdiğinde Ş. Z. 'le ilişki kurduğuna ilişkin beyanı gösterdiği tanık V. S. tarafından da doğrulanmamıştır.
Bu itibarla sanık B.'nin diğer sanığı da suçlayan, ancak bu sanık yönünden yeterli ve geçerli diğer delillerle desteklenmeyen beyanlarının ancak kendisi yönünden bağlayıcı olduğunu kabulde zorunluluk bulunmakla, cezalandırılması için yeterli ve inandırıcı deliller elde edilemeyen sanık Ş. Z. 'nin müsnet suçlardan beraatine karar verilmelidir.
II- Sanık B. tüm aşamalardaki ifade ve sorgularında maktül ve karısı sanık Ş. Z. ile ailece görüştüklerini, maktülün N. Z. isimli bir kadınla ilişkisini öğrenen Ş. Z. 'in de kendisi ile ilişki kurmak istediğini, maktülün arkadaşı olması nedeniyle onun bu teklifini önceleri kabul etmediğini, 1994 yılı içinde evinde bulunan bir televizyon sehpasını alması için evin anahtarını maktülün kendisine verdiğini, sehpayı almak için eve girip hazırlık yaptığı sırada hastahanedeki işinden çıkan sanık Ş. Z. 'in saat 15.00 sularında tek başına eve geldiğini, teklifini bu defa kabul ederek, onunla cinsel ilişkiye girdiğini, bundan sonra ilişkilerinin bu şekilde devam ettiğini, sanık Ş. Z. ve annesi Q.'nin kendisinden T. L. 'ı ortadan kaldırmasını istediklerini, bu iş için gerekli tabancayı alması için Ş. Z. 'in kendisine 9,5 milyon lira para ve gerdanlığını verdiğini, nakit parayı ve gerdanlığı bozdurup harcadığını, tabanca almadığını, Ş. Z. 'i ve annesini sürekli oyaladığını, bunun üzerine Ş. Z. 'in kendisine "Sen T. L. 'ı öldür, biz sana bir kalleşlik yaparsak bu boş senede kaç lira yazarsan yaz" diyerek, imzalı bir boş senet verdiğini, Ş. Z. 'in kendisini Diazem haplarına alıştırdığını, olay akşamı da bu haplardan içtiğini, olaydan 15 gün kadar önce Ş. Z. 'in kocası maktül T. L. 'ın tabancasından aldığı 4 adet mermiyi kendisine verdiğini, bu mermiler de yanında olduğu halde, olay akşamı dükkanına gelen maktülün arabasına binerek İstanbul yoluna çıktıklarını, bu mermileri maktüle verdiğini, maktülün bir kaç kez ateş edip tabancayı kendisine vermesinden sonra, tabancayı başının sağ yan tarafına dayayıp bir el ateş etmek suretiyle maktülü öldürüp olay yerinden kaçtığını, bundan sonra da sanık Ş. Z. ile ilişkilerinin devam ettiğini, piknik yapmak için dağa çıktıklarını ve bu arada Ş. Z. 'ın kızına mobilya almak için Ayancık İlçesine gittiklerini, teslim olalım tekliflerini Ş. Z. 'in kabul etmediğini, sonunda duyduğu vicdan azabına dayanamayarak teslim olduğunu, olaydan 1 yıl kadar önce ailece görüştükleri maktülün, bir defasında evine geldiğinde karısının ayağına bastığını karısı C. D.'dan duyduğunu, ancak, bu olayın kendisi ile T. L. arasında bir dargınlık ve soğukluk vesilesi olmadığını, maktülü Ş. Z. 'nın kendisi ile birlikte yaşaması için annesi ile birlikte azmettirmeleri sonucu öldürdüğünü söylemiş, bu öldürme sebebini, bozmadan sonraki savunması sırasında da tekrar etmiştir.
Sanığın ifade ve sorgularındaki, adam öldürme olayının gerçekleştirilme biçimine ilişkin açıklamaları olaydan hemen sonra kolluk görevlilerince düzenlenmiş bulunan tutanak kapsamlarıyla tam bir uyum göstermektedir. Yine sanık olaydan bir süre sonra olsa bile adam öldürme suçunu işlediğini isim vermeden ve telefonla katılanlara ve yanında çalıştırdığı kişiye de bildirmiştir. Sanık B.'ın olay tutanaklarıyla da doğrulanan öldürme suçunun işleniş biçimine ilişkin açıklamaları ise maktülü, soğukkanlılıkla tasarlayıp planlayarak diğer bir deyişle taammüden öldürdüğünü ortaya koymaktadır. Nitekim olayın cereyan şekli, maktül tarafından eşinin ayağına basılmış olmasından kaynaklanmasa ve kesin şekilde nedeni belirlenememiş bulunsa dahi maktülü önceden öldürmeyi tasarladığını ve soğukkanlılıkla gerçekleştirdiğini ortaya koymaktadır. Suçun işlendiği yer, takipsizlik kararı verilecek şekilde olaya intihar suçu verilmesine ilişkin düzenlemede bu görüşü doğrulamaktadır. Her ne kadar olayın saiki taammüdün değerlendirilmesine etkili ise de, saiki kesin şekilde belirlenemeyen olaylarda mutlak olarak bu ağırlatıcı nedenin oluşmadığından söz etmekte mümkün değildir.
Sanık B. gerek bozmadan önce gerekse bozmadan sonraki sorgularında maktülü eşinin ayağına basmış olmasından dolayı öldürmediğini açıkça bildirmiş olduğundan hakkında tahrik hükmünün uygulanmasına olanak yoktur. Bu itibarla sanığın diğer delillerle de doğrulanan ve kendisi bakımından bağlayıcı olan beyanları karşısında maktülü taammüden öldürdüğünü ve olayda tahrik hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığını kabulde zorunluluk bulunduğundan hakkındaki hükmün onanması gerekmektedir.
Kurul Üyelerinden Z. B. ve F. O.; "Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesinin 27.l1.l997 gün ve 158/l4l sayılı direnme kararı üzerine Yüksek Kurulun 26.5.l998 günlü kararına aşağıda nedenlerle karşıyız.
A-USUL YÖNÜNDEN
1-Yüksek dairenin "Maktulün sanığın eşi C. D.'ın evinde ayağına kasten basması şeklindeki eylemin sanık B. yönünden kanuni tahfif sebebi oluşturup oluşturmadığının tartışmasız bırakılması" yönünden vaki bozması üzerine yerel mahkemenin bu konuyu tartışarak ve özellikle sanık B.'nin bozmaya karşı diyecekleri sorulduğunda açıkladığı beyanları'da katarak kurduğu hükmün "eylemli uyma" olduğu gözardı edilmiş ve daire yerine genel kurul görevli kılınmıştır.
2-İşin 28.4.l998 günlü birinci müzakeresinde sanık B. hakkında, diğer sanık Ş. Z. X. hakkındaki direnme hükmü üzerinde karar verilmesinden sonra oylama yapılması karara bağlanmış ve sanık Ş. Z. X.'ya ilişkin müzakere sonucunda yapılan oylamada yasal çoğunluk sağlanamamış, sanık B. hakkında her hangi bir oylama yapılmamıştır. Olayda sanık B., maddi asli faildir. Adı geçenin suç tarihinden 1 yıl 1 ay 11 gün sonra vaki başvuru, ikrar ve ileri sürdüğü deliller esas alınarak diğer sanık Ş. Z. hakkında sanık B.'yi suça azmettirdiği ve manevi asli fail olduğu iddiasıyla kamu davası açılmıştır. Bu itibarla inceleme ve irdelemenin öncelikle sanık B.'nin ikrarı üzerinde yoğunlaştırılması ve değerlendirmenin buna göre yapılması zorunlu iken adı geçen oylamaya dahil edilmeyerek sadece sanık Ş. Z. 'nın durumunun oylanması, giderilmesi mümkün olmayan sakıncayı ortaya çıkarmıştır. Şöyle ki; birinci müzakereyi oluşturan kurul'un müzakere usulü hakkında aldığı kararın bağlayıcı niteliği bulunmamakta ise de (gerçekten; ikinci müzakerede her iki sanığın durumu birlikte değerlendirilip oylanarak bu usul değiştirilmiştir) oylama sonucu yok sayılamayacağından sanık B.'nin dahil edilmesi suretiyle yapılan oylama adı geçen yönünden birinci sanık Ş. Z. yönünden ikinci oylama kabul edilmesi zorunluğunu ortaya çıkarmıştır. Bu oylamanın sonuç karar yönünden sakıncaları aşağıda açıklanacaktır.
3-Oylama her iki sanık yönünden onama veya bozma doğrultusunda yapılmıştır. Yerel mahkemenin maddi asli fail B. hakkında "sanık Ş. Z. 'nın azmettirmesi sonucu tasarlayarak adam öldürme" kabulü; ilk oylamasında 2/3 çoğunluğu sağlayarak onanmıştır. Sanık Ş. Z. hakkındaki kararın ise yeterli delil bulunmadığından bozulması, Genel Kurul Kararında oluş ve sonuç yönünden büyük bir çelişki yaratmaktadır.
4-Oylama biçimi ve sonucu nedeniyle sanık B. yönünden başka varsayımların kabulü olanaksız ise de, bir an için Yüksek Genel Kurulun sadece sanığın maktulü tasarlayarak öldürme eyleminin sübutunu kabul ettiği, başka bir deyimle maddi unsurun varlığını onayladığı ileri sürüldüğünde iki olasılık ortaya çıkmaktadır. Ya, Yüksek Dairenin bozma ilamında belirtildiği sanığın reddetmesine rağmen ona malettiği "eşinin ayağına basması nedeniyle" bu haksız hareketin yarattığı gazabın zaman içerisinde pekiştirdiği öldürme kararını soğuk kanlılıkla uygulamıştır; veya sanığı tasarlayarak adam öldürmeye götüren sebepler belirlenememiştir. Bu iki olasılıktan başka bir neden'in, mevcut kanıtlar karşısında, değil ileri sürülmesi, düşünülmesi dahi mümkün görülmemektir. İlk olasılığın kabulü halinde ortaya tahrik sorunu çıkmaktadır. Ahlaki eğilimleri sanık tarafından da bilinen maktulün, kötü niyetle sanığın karısının ayağına basması olayı, tasarlayarak öldürmenin nedeni kabul edildiğinde bu haksız hareketin adi tahrik hükümlerinin uygulanmasını gerektireceği açıktır. Sorun tartışılmadığı gibi, oylamaya da aksetmemiştir.
İkinci olasılık ise, ne sanığın ve dolayısıyla ona dayanarak yerel mahkemenin ve ne de yüksek dairenin kabulleri dışında da bir nedenle öldürme olayının gerçekleşmesi halidir. Sanık ile maktul arasında varlığı bilinen arkadaşlık ilişkileri içerisinde tesbit edilemeyen bir nedenle ve soğukkanlılık ile öldürme kararının verildiği ve bu kararın yerine getirildiğini kabule olanak yoktur. Bu kabule, gerek öğretide gerekse uygulamadaki "tasarlayarak adam öldürme" suçunun birlik gösteren "tanımı ve unsurları" bakımından oluşumuna ilişkin görüşler engeldir. O halde ikinci olasılığın kabulünde varılacak sonuç eylemin kasten adam öldürme olarak nitelendirilmesidir.
Açıklanan nedenlerle, müzakere yöntemi ve oylama biçimi yönünden yapılan hatalar, sonuç kararın çelişkili ve adaletten uzak oluşmasına yol açtığı için karara usul yönünden karşıyız.
B-ESAS YÖNÜNDEN:
Olayın vukuundan sonra yapılan hazırlık soruşturmaları sonunda maktulün ihtihar ettiği kabul edilerek iki ayrı takipsizlik kararı verilmiştir. Burada üzerinde önemle durulması gereken nokta sanık B. hakkında soruşturma yapılmaması ve hatta kendisinden kuşku dahi duyulmaması olgusudur. Olay tarihinden 1 yıl 1 ay 11 gün sonra sanık B. kendiliğinden ve vicdan azabı ile pişmanlık duyduğundan bahisle kolluğa başvurarak ikrar ve açıklamalarda bulunmuştur. İkrar, oluşa ilişkin bulgulara uygundur. Maktulün kurduğu gayri meşru ilişki ve bu ilişkinin eşi diğer sanık Ş. Z. ile aralarında meydana getirdiği tartışma ve kavgalar, iki sanık arasında oluşan ilişkiler, ikrar ve bunu doğrulayan tanık beyanları ile ortaya çıkarılmıştır.
Sanık B.'nin kolluğa başvuru öncesi tesbit edilen davranış biçimi de ikrarın kabul edilebilir niteliğinin bir başka kanıtıdır.
Bu ikrarın sanık Ş. Z. yönünden atfı cürüm teşkil ettiği de söylenemez. Akli melekeleri yerinde evli ve çocuklu bir kişinin hakkında kuşku dahi bulunmadığı bir anda "tasarlayarak adam öldürme" eyleminin maddi asli faili olduğunu ikrar etmesine rağmen, sebebi yönünden bir başkasına suç attığını kabul etmek eşyanın tabiatına aykırıdır. Kaldı ki iki sanık arasında cürüm atfını gerektirecek kin, düşmanlık, intikam duygusu gibi olgularda yoktur. Sanık B.'nin kendi lehine sonuçlar doğurabilecek Yüksek Daire bozmasına karşı beyanındaki "ölen şahısla aramda hiç bir alacak, verecek veya başka bir hesabım yoktur. Benim söylediklerime inanılmıyor. Benim söylediklerim doğru değilse bende salıverileyim. Ben olaydan bir buçuk sene sonra vicdan azabı çekip kendiliğimden teslim oldum. Olayı olduğu gibi anlattım" sözlerinde yer alan düz mantığı reddetmek olanağı da bulunmamaktadır.
Bu itibarla sanık Ş. Z. 'nin azmettirmesi sonucu sanık B.'ın T. L. 'yi tasarlayarak öldürdüğü düşüncesinde olduğumuzdan sanık Ş. Z. hakkındaki direnme kararının bozulması yönünde oluşan çoğunluk görüşüne katılmıyoruz." biçimindeki gerekçeyle, diğer Kurul Üyeleri ise direnme kararının haklı nedenlere dayandığı görüşüyle onama yönünde,
B- Olayda sanık B. yönünden tahrik nedeni bulunup bulunmadığına ilişkin olarak yapılan oylamada;
Kurul Üyelerinden bir kısmı sanık B. yararına TCK.nun 51. maddesinin uygulanması gerektiği görüşüyle, Kurul Üyelerinden W. S. ise, olayda tahrik nedeni bulunmamakla beraber; sanık B.'ın eyleminin TCK.nun 448. maddesinde düzenlenen adam öldürmek suçunu oluşturacağı görüşüyle bozma yönünde,
Oy kullanmışlardır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı direnme kararındaki hükümlerden;
A- Sanık Ş. Z. hakkındaki mahkumiyet hükmünün BOZULMASINA ve tahliyesine ilk müzakerede çoğunluk sağlanamadığından ikinci müzakerede oyçokluğuyla.
B- Sanık B. hakkındaki hükmün ONANMASINA, birinci müzakerede ve oyçokluğuyla 26.05.1998 gününde karar verildi. (¤¤)