(1086 S. K. m. 423) (1412 S. K. m. 310, 314, 320, 326)
Dava: Kasten adam öldürmek suçundan sanık H.S.nin TCK. nun 448, 51/2 ve 59. maddeleri uyarınca 6 yıl, 8 ay ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına, ömür boyu kamu hizmetlerinden yasaklanmasına, suçta kullanılan tabancanın zoralımına ilişkin Bingöl Ağır Ceza Mahkemesince 4.9.1997 gün ve 23/46 sayı ile verilen karar, sanık ve katılan vekillerinin temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 23.2.1998 gün ve 199/334 sayı ile; yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak; müdahil vekiline maktu ücreti vekalet verilmemesi isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 10.3.1998 gün ve 115125 sayı ile; Katılan 4.09.1997 günlü temyiz dilekçesinde sadece adam öldürme suçundan kurulan hükmü temyiz ettiğini bildirmiştir. Bu dilekçe CMUY. nın 310. maddesinde belirtilen süre içindedir. Bir haftalık temyiz süresinden sonra verilen 17.10.1997 günlü dilekçede ise, katılan yararına vekalet ücreti verilmemesi de temyiz nedeni olarak ileri sürülmüştür.
Bir haftalık süre içinde verilen ve hükmün kesinleşmesine engel olan temyiz dilekçesinde sadece hükmün temyiz edildiği belirtilip şahsi hak yönünden de temyiz yoluna başvurulduğunu belirten ibareler kullanılmaz ise temyiz isteği, C.Savcısı tarafından yapılmış bir istem gibi kabul edilir ve hüküm sadece kamu davası yönünden incelenir. Çünkü, hüküm şahsi hak yönünden kesinleşmiştir. Yasal temyiz süresi geçtikten sonra isteğe bağlı olarak verilen temyiz layihasında temyiz kapsamında olan kamu davasına yönelik temyiz nedenleri yanında şahsi hakka ilişkin temyiz nedeni de ileri sürülmesi halinde hüküm, şahsi hak yönünden temyiz edilmiş hale gelmez.
Olayımızda da durum belirtildiği gibi olup, şahsi hak yönünden temyiz kapsamı dışında olan bir kesin hüküm vardır. Yargıtay CGK. 7.2.1972 gün ve 447/7 sayılı, 20.2.1995 gün ve 8/32 sayılı, 12.12.1994 gün ve 319/330 sayılı kararları bu görüşü doğruladığı gibi, öğretideki görüşler de bu doğrultudadır (Prof.Dr. Nurullah Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, 7. Bası, İst. 1981, s.847), (Vural Savaş, Sadık Mollamahmutoğlu, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun Yorumu, Temmuz 1995, Cilt: 2, s.1739, 1741) biçimindeki gerekçeler ile itiraz ederek bozma kararının kaldırılıp Yerel Mahkeme hükmünün onanmasını istemiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: İncelenen dosyaya göre; sanığın kasten adam öldürmek suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasında oluş ve sübutta bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Çözülecek sorun; katılan vekilince verilen süre tutum dilekçesinde, vekalet ücreti tayin edilmemiş olması açıkça temyiz nedeni olarak belirtilmemiş ve CMUK. nun 314. maddesinde yazılı süreden sonra verilen ihtiyari temyiz layihasında bu husus temyiz nedeni olarak ileri sürülmüş ise; buna dayanılarak Yerel Mahkeme hükmünün vekalet ücretinin tayin edilmemiş olması bakımından sanık aleyhine bozulmasının olanaklı olup olmadığına ilişkindir.
CMUK. nun 310. maddesinin 1. fıkrası Temyiz talebi hükmün tefhiminden bir hafta içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt katibine yapılacak beyanla olur... hükmünü,
314. maddenin 1. fıkrası ise Temyiz dilekçesinde veya beyanında temyiz sebepleri gösterilmemişse temyiz dilekçesi için belirlenen sürenin bitmesinden yahut gerekçeli karar henüz tebliğ edilmemişse tebliğinden itibaren bir hafta içinde hükmü temyiz olunan mahkemeye bu sebepleri ihtiva eden bir layiha da verebilir..., 2. fıkrası ise layihanın verilmemesi veya dilekçe veya beyanda temyiz sebeplerinin gösterilmemesi temyiz tetkikatı yapılmasına mani değildir hükümlerini taşımaktadır.
17.5.1939 gün ve 24/25 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında CMUK. nun 314. maddesinde değinilen layihanın bir hafta içerisinde verilebileceğinin tasrih olunmasının, evrakın mahallinde uzun müddet alıkonulmasından ihtiraz için olup nazara alınmayacağı anlamında bulunmadığı, aleyhe temyiz incelemesi de yapılabileceği kabul edilmiştir.
Yine CMUK. nun 320. madde hükmü ve gerekçesinden anlaşılacağı üzere, Yargıtay gösterilen temyiz sebepleri ile bağlı değildir. Temyiz dilekçesinde ileri sürülsün veya sürülmesin son karara etkili olan tüm yasaya aykırılıkları kendiliğinden inceleyip hükmü bozabilir.
Öte yandan davanın ehemmiyetine göre kanunu mucibince takdir olunacak vekalet ücretlerinin yargılama giderlerinden olduğu HUMK. nun 423. maddesi ile hükme bağlandığı gibi, 29.5.1957 gün ve 4/16 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da Karşı tarafa yüklenmesi gereken ve yargılama giderlerinden olan vekalet ücretine, diğer yargılama giderleri gibi, mutlak surette talep olunmaksızın kendiliğinden (resen) hükmedilmesi gerektiği ve bu gibi karşı tarafa yükletilmesi gereken vekalet ücreti taleplerinin ayrı bir dava konusu yapılamayacağı belirtilmiştir.
İncelenen dosyada Yerel Mahkeme, sanığın mahkumiyetine rağmen kendisini vekil ile temsil eden katılan yararına maktu ücreti vekalet tayin etmemiş, katılan vekili de 4.9.1997 günlü süre tutum dilekçesinde yer alan 4.09.1997 gün ve 1994/23 Esas sayılı kararı usul ve yasaya aykırı olması nedeniyle ... temyiz ediyoruz. Ayrıntılı dilekçemizi gerekçeli kararın tarafımıza tebliğinden sonra vereceğiz biçimindeki ibarelerle temyiz etmiş, karar kendisine tebliğ edilmiş, CMUK. nun 314. maddesindeki yasal süreden sonra verdiği ihtiyari temyiz layihası ile müvekkili lehine vekalet ücreti takdir edilmemiş olması nedeniyle bozulmasını istemiştir. Her iki dilekçedeki ibareler Yerel Mahkeme kararının, ücreti vekalete yönelik olarak sanık aleyhine temyiz edildiğini göstermektedir. İtiraz yazısında ileri sürülen düşüncenin aksine, ihtiyari temyiz dilekçesinin süresinden sonra verilmesi, koşulları bulunması halinde sanık aleyhine inceleme yapılmasına ve kararın bozulmasına engel değildir. Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 28.04.1998 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy