(765 S. K. m. 482, 191) (647 S. K. m. 4, 6)
Dava : Hakaret ve ölümle tehdit suçlarından sanık S. O.nun TCK'nin 482/2., 191/1., 647. sayılı kanunun 4., 6. maddeleri uyarınca sonuçta 640.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına ve bu cezasının ertelenmesine ilişkin Eskişehir 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nce 9.4.1997 tarih ve 172/261 sayı ile verilen karar, sanığın temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nce 2.3.1998 tarih ve 17515/2136 sayı ile;
Aynı apartmanda üst katta müştekinin, alt katta sanığın komşu olarak oturdukları ve olay tarihine kadar da herhangi bir ihtilafları olduğuna dair beyanlarının bulunmadığı, olay günü müştekinin evinde patlayan kaloriferden sızan suyun sanığın dairesine akması ve kaloriferin tamiratından dolayı çıkan gürültü sebebiyle taraflar arasında çıkan münakaşa sırasında sanığın sarf ettiği ...seni bir şişe şarap karşılığında öldürtürüm... şeklindeki sözlerin muhatabı müşteki üzerinde ciddi korku ve endişe yaratacak uygunluk yeterlilik ve elverişlilikten uzak olacağı gözetilmeden ölümle tehdit suçundan yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel mahkeme ise 18.5.1998 tarih ve 222-310 sayı ile;
Tehdit suçuna yönelik bozmaya karşı tehdit suçunu tanımlayan TCK'nin 188. ve 191. maddeleri ve Yargıtay İçtihatları'nda tehdit suçunda ciddiyet unsurunun arandığına ilişkin bir açıklık yoktur. Sanığın sözleri ağır, ciddi, korku ve endişe vericidir. Sanık ile müştekinin komşu olmaları hali, tehdit içeren bu sözlerin ciddiye alınmadığını göstermez. Aksine kabul ise; kanun koyucunun komşular arasında bu tür sözlerin söylenmesine cevaz verdiği sonucunu doğurur. Tehdit suçunun muhatabının bu sözlerden korkmamış ve bunları ciddiye almamış olması hususu da, bu suçun oluşmasına engel değildir. Asıl olan tehdit suçunun varlığıdır biçimindeki gerekçeyle önceki hükümde direnmeye karar vermiş ve her iki suç nedeniyle sanık hakkında önceki gibi uygulama yapmıştır.
Bu kararın da, sanık tarafından süresinde temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığı'nın bozma isteyen 10.9.1998 tarihli tebliğnamesiyle birinci başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: İncelenen dosyaya göre;
Apartmanın üst katında oturan ve patlayan kalorifer borularına müdahale eden müştekinin çıkardığı gürültüye sinirlenip bu kata çıkan sanığın, o sırada tamirciye gitmekte olan müştekiye hakaret edip, ayrıca seni bir şişe şarap karşılığında öldürtürüm diyerek tehdit ettiği iddiasıyla açılan davada Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık, sanığın söylediği sözlerde tehdit suçunun yasal öğelerinin bulunup bulunmadığına ilişkindir.
Bir eylemin suç teşkil etmesi için yasada belirlenen suç tipine uygun olması gerekir. Tehdit ağır ve haksız bir zarara uğratılacağının mağdura bildirilmesidir. Gerçekleşmesi failin iradesine bağlı olan ve gelecekte vuku bulacak bir kötülüğün gerçekleşebilecek gibi gösterilmesidir. Tehdit mağdurun karar verme ve serbest hareket etme özgürlüğünü kısıtlamalı, iç huzurunu bozmalı, onu endişeye düşürmelidir.
Failin sözleri, mağdur üzerinde ciddi bir korku yaratmıyorsa, sonuç almaya elverişli, yeterli ve uygun değilse, tehdit suçunun oluştuğu ileri sürülemez. Mağdur ve içinde bulunduğu ortam da nazara alınıp bu değerlendirme yapılmalıdır.
Tehdit, bir kimseye haksız ve ağır bir zarara uğratılacağının bildirilmesi olduğuna ve bireyin iç huzuru ihlal edildiğine göre, mağdurda ciddi bir korku yaratmalıdır. Söylenen sözlerin ürkütücü, korkutucu, sonuç alıcı boyutta ve ağırlıkta olması gerekir. Fiilin işlendiği ortam ve söylenen sözlerin mağdurun iradesini etkileme derecesi gözetilmeli, bu nedenle eylemde sonuca elverişlilik, uygunluk, yeterlilik koşulları gerçekleşmelidir. Çünkü, kavga esnasında failin, bu sözleri ciddi olarak sarf ettiğini kabul olanaksızdır. Yapılması olanaksız olan, kızgınlıkla sarf edilen sözlerde tehdidin varlığından söz edilemez. Fevren söylenen sözlerde ciddilik bulunmadığından, mağdur üzerinde korku meydana getirmeyecektir.
Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 18.2.1991 tarih ve 368-36 sayılı kararında da açıklandığı üzere, Tehdit, mağduru istenilen bir hareketi yapmaya zorlamak ve onu korkutmak olduğuna göre, hukuken değerlendirilebilmesi için uygunluk, elverişlilik, yeterlilik koşulları gerçekleşmelidir. Ani oluşan kavga sırasında kızgınlıkla söylenen sözlerde bu koşullar gerçekleşmediğinden, tehdit suçu oluşmayacaktır. Söylenmesi için sebep olmayan ve yapılması mümkün bulunmayan, ancak kızgınlık anında rasgele sarf edilen sözlerde bu nitelik bulunmamaktadır. Bu itibarla, sanığın basit bir tartışma sırasında söylediği (seni öldüreceğim, buraya gömeceğim) gibi sözleri, tehdit suçunu oluşturmamaktadır.
Tehdit suçunun oluşması için özel kast aranmaz. Failde suç işleme genel kasdının bulunması yeterlidir. Fiilin belli bir saikla işlenmesi de aranmaz: Fakat fiilde korkutuculuk, ürkütücülük, elverişlilik, ciddiyet yoksa tehdit kasdının varlığından da söz edilemez. Bir babanın, iyiliği için çocuğuna kızmasında, malına zarar vereni uzaklaştırmak için mal sahibinin sonucunu düşünmeden ve istemeden fevren bağırma sırasında sarf ettiği sözlerde tahdit suçunun oluşmaması; öfkenin suç kasdını kaldırması ve öfkeyle işlenen tehdidin suç olmayacağı nedeniyle değil, söylenen sözlerde ciddiyet bulunamaması sebebiyledir. Zira mağdur haksız bir zarara uğrayacağı endişesine kapılmamıştır. Failde, böyle bir zarara uğratma düşüncesi de bulunmamaktadır.
Tehdit suçunun yukarıda açıklanan yasal unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediği olaysal olarak değerlendirilmeli ve olayda; fail ile mağdurun içinde bulundukları ortam, söylenen sözler, söylenme nedeni ve söylendiği koşullar nazara alınmalıdır.
Somut olayda; aynı apartmanın üst katında müşteki, alt katında da sanık komşu olarak oturmakta olup, olay tarihine kadar, aralarında herhangi bir ihtilaf olduğuna dair bir beyanları bulunmamaktadır. Olay günü müştekinin evinde patlayan kalorifer tesisatındaki suyun sanığın dairesine akması ve kaloriferin tamiratından dolayı yapılan gürültü nedeniyle taraflar arasında çıkan münakaşa sırasında müştekiye hitaben ...seni bir şişe şarap karşılığında öldürtürüm... şeklinde sanığın söylediği sözlerde, yukarıda açıklanan niteliklerin hiçbiri mevcut bulunmadığından suç oluşmamıştır. Zira fail, suça konu sözleri üstteki daireden kendi dairesine su akmasının etkisi altında ve olay gününe kadar aralarında bir çekişme bulunmayan komşusunun icapsız hareketini kınamak için ve buna bağlı olarak vuku bulan kavga nedeniyle ve kavganın içinde fevren söylenmiştir. Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan kurul üyeleri Yerel mahkeme direnme kararının haklı nedenlere dayandığı görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle yerel mahkeme direnme hükmünün istem gibi BOZULMASINA, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na tevdiine, 20.10.1998 tarihinde, oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy