(765 S. K. m. 29) (1412 S. K. m. 32) (647 S. K. m. 4, 6)
Dava: Tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme neden olmak suçundan sanık S.Ç.nin TCY'nin 455/1, 2918 sayılı yasanın 119. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis ve 800.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına, sürücü belgesinin 6 ay süreyle geçici olarak geri alınmasına ilişkin, Ankara 20. Asliye Ceza Mahkemesi'nce verilen 6.12.1995 tarih ve 1331-922 sayılı kararın, sanık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nce 4.12.1996 tarih ve 12701-13111 sayı ile;
"1- Temel cezanın tayini sırasında hapis cezası alt sınırdan tayin edildiği halde ağır para cezasında gerektirici nedenler gösterilmeden alt sınır aşılması suretiyle çelişkiye düşülmesi,
2- 647 sayılı kanunun 4. ve 6. maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilirken, sanığın kişliğini, sair hallerini, geçmişteki halini, suç işleme hususundaki eğilimlerini ve suçun işleniş şeklini değerlendirir şekilde yasal ve yeterli gerekçe gösterilmesi gereğine uyulmaması" isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar vermiştir.
Yerel mahkeme ise, 9.4.1997 tarih ve 78-377 sayı ile; ".... özgürlüğü bağlayıcı ceza ile birlikte hafif ya da ağır para cezasının da birlikte öngörüldüğü durumlarda bunların her ikisinin de alt sınırda ya da alt sınır aşılarak belirleneceği yolunda bir yasa hükmü bulunmadığı gibi özgürlüğü bağlayıcı ceza ile para cezalarının konuluş amaçları gözetildiğinde böyle tekdüze bir uygulamanın ceza adaleti gereği de olmadığı açık bulunmuş ve mahkeme önceki kararında takdir hakkına dayanarak ve suç niteliği ile kusur durumu ve geçmişi de gözetilerek böyle bir uygulamanın sanığın eylemine daha uygun düşeceğini kabul etmiş.
Cezanın ertelenmesine yer olup olmadığını kararlaştırırken de buna ilişkin yasa maddesini olduğu gibi yinelemekten kaçınarak ve fakat 647 sayılı yasanın 6. maddesinde öngörülen durumları da elbette değerlendirerek ertelemenin ileride suç işlemekten çekinmeye neden olacağı hakkında kanıya ulaşılamadığını belirtmiş ve her iki halde de mahkemenin uygulamasında ve ceza belirlenmesinde yasaya aykırı bir yön görülmemiştir" gerekçesi ile önceki hükümde direnmiştir.
Bu kararında sanık vekili tarafından süresinde temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığı'nın "bozma" istekli, 20.1.1998 tarihli tebliğnamesiyle birinci başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık,
1- Temel cezanın belirlenmesi sırasında hürriyeti bağlayıcı ceza alt sınırdan tayin edilirken, aynı gerekçe ile ağır para cezasının alt sınır aşılarak belirlenmesinin çelişki yaratıp yaratmadığı,
2- 647 sayılı yasanın 4. ve 6. maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçenin yasal ve yeterli olup olmadığına, ilişkindir.
1- Tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme neden olmak suçundan sanık S.Ç.nin yapılan yargılama sonunda, TCY'nin 455/1. maddesi uyarınca, "suçun niteliği, kusur durumu ve sanığın geçmişi gözetilerek" gerekçesiyle ve takdire dayalı olarak 2 yıl hapis ve 800.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Görüldüğü gibi temel ceza anılan maddede öngörülen hürriyeti bağlayıcı cezanın alt sınırı olan 2 yıl olarak ve ağır para cezası ile, alt sınır aşılarak belirlenmiştir.
Mahkemece ceza tayin edilirken, cezanın maddede yazılı alt sınır veya alt sınırın üzerinde belirlenmesi halinde, Anayasa'nın 141. ve CYUM'nin 32. maddeleri gereğince gösterilen gerekçenin, TCY'nin 29. maddesinde belirtildiği şekilde sanığın kişiliği, olayın işleniş yer ve biçimi, nedeni ve işlenmesindeki özellikleri ile zarar ya da tehlikenin ağırlığı, kasdın veya taksirin yoğunluğu ile ilgili bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli olması gerekir.
Somut olayda sanık, meskun mahalde aşırı hızla seyrederken, önünde giden aracı uyarmadan sollaması ve direksiyon hakimiyetini kaybetmesi nedeniyle yol dışına çıkarak kaplama dışında bulunan yayaya çarpmış ve ölümüne neden olmuştur. Sanığın olayda 8/8 oranında kusurlu olduğu belirlenmiştir. Yerel mahkeme oluşa ve failin kişiliğine uygun biçimde; "suçun niteliği, kusur durumu ve geçmişi gözetilerek" gerekçesiyle temel ağır para cezasını alt sınırdan uzaklaşmak suretiyle belirlemiştir. bu ygulamada TCY'nin 29. maddesine aykırılık söz konusu olmadığından direnme kararı isabetlidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım kurul üyeleri; "Özel Daire'nin bozma kararı isabetli olduğundan uyulması gerekirken, direnilmesi yersizdir" görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
2- Ayrıntıları 7.6.1976 tarih ve 4/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yerleşmiş kararlarında açıklandığı üzere, araya çevirme ve erteleme, cezanın sanığın kişiliğine uydurulmasını öngören yargısal şahsileştirme kurumudur. Mahkemece 647 sayılı yasanın 4. ve 6. maddelerinin uygulanmasına veya uygulanmamasına karar verilirken, Anayasa'nın 141. ve CYUY'nin 32. maddeleri gereğince gösterilen gerekçenin, sanığın kişiliği ile ilgili bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli olması gerekir. Gerekçenin açıklanan bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek özelliklerini taşımaktadır.
Hükmolunan hürriyeti bağlayıcı cezanın paraya çevrilmesi veya çevrilmemesi halinde, sanığın kişiliği, suçun işleniş biçimi ve suçun işlenmesindeki özellikler irdelenmelidir. Keza ertelemeye yer olup olmadığına karar verilirken sanığın geçmişteki kişiliği tartışılarak ileride suç işleme eğilimi değerlendirilmelidir.
Yerel mahkemece, sanığın cezasının paraya çevrilmesine ve ertelenmesine yer olmadığına karar verilirken, "olayın çıkış ve akışına göre cezanın ertelenmesi durumunda ileride bir suç işlemekten çekinmesine neden olacağı hakkında mahkemeye kanı gelmediğinden erteleme ve 647 sayılı yasanın 4. maddesinde öngörülen durumlar gözetilerek özgürlüğü bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesine yer olmadığına" şekildeki bir gerekçeye dayanılmıştır. Görüldüğü gibi sanığın kişiliği değerlendirilmemiş ve sanık hakkındaki bu hususu ilgilendiren bilgi ve belgeler irdelenmemiştir. Gösterilen gerekçeler açık, anlaşılabilir, yasal ve yeterli değildir. Bu nedenle isabetli olmayan bu bozmaya ilişkin direnme kararının bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım kurul üyeleri, yerel mahkeme direnme kararı isabetli olduğundan onanmasına karar verilmelidir görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
1- Yerel mahkemenin birinci bozma nedenine karşı direnme hükmünün yerinde olduğuna, birinci müzakerede çoğunluk sağlanamadığından 31.3.1998 tarihinde yapılan 2. müzakerede oyçokluğu ile,
2- İkinci bozma nedenine karşı direnmesinde isabet bulunmadığından, yerel mahkeme hükmünün yukarıda gösterilen sebepten dolayı BOZULMASINA, tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak, 10.03.1998 tarihinde yapılan 1. müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy