(765 S. K. m. 503, 491)
Dava: Hırsızlık ve dolandırıcılık suçlarından sanık R. B.nin beraatına ilişkin Burdur Asliye Ceza Mahkemesi'nce verilen 24.4.1996 tarih, 272/150 sayılı hükmün C. Savcısı ve katılan vekili tarafından temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesi 15.4.1997 tarih, 3882/4212 sayı ile;
Oluş ve dosya içeriğine göre, sanığın eyleminin hırsızlık fiilini oluşturduğu gözetilmeden yerinde olmayan gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizliğinden bozmuş,
Yerel mahkeme ise 22.9.1997 tarih, 485/563 sayı ile;
Sanığın yüklenen suçu işlediğine dair, şikayetçinin mücerret beyan ve iddiasından başka delil yoktur. Menkul tesliminin, paranın alınmasından sonra olacağı adet olduğundan, yapılan sözleşme sonucunda aracın teslim edildiği kabul olunmalıdır. Satış bedelinin ödenip ödenmediğinin tespiti ise hukuk mahkemesine aittir. Satım konusunda sözleşme yapan birisinin anahtarı teslim ettiği ve parasını aldığının kabulü gerekir. Hırsızlık suçunun unsurları oluşmadığı gibi mahkumiyeti yeterli delil de bulunmamaktadır gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de Yargıtay'ca incelenmesi C. Savcısı ve katılan vekili tarafından süresinde istenildiğinden dosya; Yargıtay C. Başsavcılığı'nın bozma istemli 27.5.1998 tarihli tebliğnamesiyle 6. Ceza Dairesi'ne ve Özel Dairece de birinci başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Sanık hakkında hırsızlık ve dolandırıcılık suçlarından açılan davada, Özel daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık, sanığın eyleminin hırsızlık suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir.
Burdur'da oturan şikayetçi, otomobilinin camına satılık olduğuna ilişkin yazı asmış, çeşitli hırsızlık ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarından hükümlülükleri bulunan sanık alıcı olmuş, PTT müdürlüğünde çalıştığını söylemiş, fiyatı öğrendikten sonra ailesine danışacağını bildirmiştir. Ertesi gün şikayetçiyi arayıp otoyu alacağını beyan etmiş, bir miktar Alman Markı gösterip kalan paranın evde olduğunu, işlemlerden sonra eve giderek alacaklarını belirtmiş, şikayetçi ile döviz bürosuna giderek Alman Markı'nın Türk Lirası karşılığını sormuşlardır. Şikayetçi, markları kabul edeceğini söylemiştir. Sanık, arabayı kardeşine alacağını bildirip kat'i satış sözleşmesi yerine noterden satış için vekaletname verilmesini istemiştir. Bunun üzerine sanık ve yanında olup, açık kimliği saptanıp bulunamayan bir arkadaşı ile notere gidilmiş, Burdur 1. Noterliği'nce düzenlenmiş 23.3.1995 tarihli, özel vekaletname ile, söz konusu otomobilin satışı hususunda sanığa yetki verilmiş, vekil olarak tayin edilmiştir. EI yazısıyla yazılan protokol ile de, borç ve vergilerle ilgili sorumluluk düzenlenmiştir. Noterden çıkıldıktan sonra şikayetçinin kullandığı otomobille, sanık ve şikayetçi, sanığın gösterdiği semte gitmişlerdir. Şikayetçi, içinde evrakların bulunduğu otomobili kilitlemiş, birlikte biraz yürümüşler ve sanık, parayı alıp geleyim diyerek bir eve girmiştir. Bir süre bekleyen şikayetçi, eve giden sanığın geri gelmemesi üzerine otomobilinin yanına dönmüş, park edip kilitleyerek anahtarlarını yanına aldığı otomobili yerinde bulamamıştır. PTT'de bu isimde bir şahsın çalışmadığını öğrenmiş, aynı gün noterden çektiği azilname ile sanığa verdiği Satış yetkisini geri almıştır. Ancak otomobil, Eskişehir 5. Noterliği'nce düzenlenmiş 7.4.1995 tarihli satış sözleşmesi ile şikayetçiye vekaleten sanık tarafından, alıcı M. B.ye vekaleten A. S.ye satılmıştır.
Hendek'te oturan ve talimatla ifadeleri alınan sanık, suçu inkarla, peşin paraya aldığı otomobili bir başkasına sattığını savunmuştur.
PTT Burdur Başmüdürlüğü, böyle bir personelin olmadığını bildirmiştir. Otomobilin satılıp parasının alınması halinde satış için vekaletname düzenlenmeyip kesin satış sözleşmesi yapılması hayatın olağan akışına uygundur. Sanık, arabanın satışını sağlamak amacıyla, şikayetçiden satış için özel vekaletname almıştır. Burdur'da oturmadığı ve çalışmadığı halde PTT'de çalıştığını söylemiş, arkadaşı ile birlikte notere gitmiş, satış yetkisini aldıktan sonra, bir apartmanı gösterip parayı alıp geleceğini söylemiş ve bir daha gelmemiştir. Evrakları içinde bulunan otomobili, şikayetçinin park ettiği yerden almış ve M. B.ye satmıştır. Ancak alıcı adına arkadaşı A. S.ye satış yapılmış ve satış işlemlerini birlikte gerçekleştirmişlerdir.
Sanığın bu hareketleri, çalacağı otomobilin kolayca satılmasını sağlamak için vekaletname almaya yöneliktir. Şikayetçiye ait otomobil, park edilip kilitlendiği yerden alınmış olup, rızai teslim yoktur. Bu nedenle sanığın eylemi kül halinde hırsızlık suçunu oluşturduğundan, direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir üye, Mahkemece gösterilen gerekçeye, delil durumuna, dosya kapsamına göre, direnme hükmü onanmalıdır gerekçesiyle karşı oy kullanmıştır.
Sonuç : Açıklanan nedenlerle, yerel mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığı'na tevdiine, 13.10.1998 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy