(1412 S. K. m. 365, 366)
Dava: İhtiyati tedbir kararına aykırı davranmak suçundan sanıklar S.G. ve A.A.'nın beraatlarına ilişkin Bergama Asliye Ceza Mahkemesince 14.9.1995 gün ve 467/435 sayı ile verilen karar, müşteki vekili sıfatıyla yapılan temyiz üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 3.7.1996 gün ve 4494/5170 sayı ile; Usulüne uygun olarak verilmiş ve infaz edilmiş bulunan ihtiyati tedbir kararına rağmen bu karardan haberdar olan sanıkların tedbir konusu eylemlerine devam ettikleri anlaşılmakla suçları sübuta ermesine rağmen mahkumiyet yerine yazılı şekilde beraat kararı verilmesi isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkeme ise 12.11.1996 gün ve 460/576 sayı ile; Özel Daire bozmasına sanık A.A. yönünden uymuş, sanık S.G. ile ilgili bozma nedenine karşı sanık, mülk sahibi olup, kafeteryanın çalıştırılması ile ilgisi bulunmamaktadır. Burayı diğer sanık ile ortak çalıştırdıkları konusunda da kanıt ve emare yoktur biçimindeki gerekçe ile direnmeye karar vermiştir.
Bu kararın da müşteki vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının sanık S. için bozma isteyen 2.3.1998 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: İncelenen dosyaya göre; Yerel Mahkemece sanıklar hakkında verilen beraat kararı, müşteki vekilinin temyizi üzerine dosyayı inceleyen Özel Dairece aleyhe bozulmuş, sanıklardan biri hakkındaki bozmaya uyan Yerel Mahkeme diğer sanık S.G. hakkında kurduğu önceki hükümde direnmiştir.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, suçun yasal öğelerinin oluşup oluşmadığı hususunda olmakla beraber, Ceza Genel Kurulunda yapılan inceleme sırasında dosya içerisinde CMUK. nun 365 ve müteakip maddelerinde öngörülen biçimde şikayetçinin katılma isteğini belirtir bir dilekçesine veya zabıt katibine yapılıp hakim tarafından onaylanmış tutanağa rastlanılmadığı gibi, bozma öncesi ve sonrasına ait duruşma tutanaklarında da davaya katılmasına ilişkin bir karar verilmediği görülmektedir.
Şahsi dava yoluyla takip olunan işler haricinde, şikayetçinin hükmü temyiz etmesi, yukarıda belirtildiği gibi, yasada öngörülen biçimde katılan sıfatını almasına bağlıdır. Şikayetçi bu sıfatı almamışsa kararı temyiz etmeye yetkisi bulunmadığından, temyiz davasının reddine karar vermek gerekmektedir. Bu itibarla; Özel Dairece, kararı temyiz etmeye yetkisi bulunmayan müşteki vekilinin başvurusu üzerine, işin esasına girilerek verilen bozma kararı ile bu karara karşı Yerel Mahkemece alınan son karar hukuki dayanaktan yoksun olduğundan kaldırılmasına, müşteki vekilinin temyiz isteğinin de reddine karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle; katılan sıfatını almayan müştekinin başvurusu üzerine Özel Dairece verilen 3.7.1996 gün ve 4494/5170 sayılı bozma kararı ile bu karara dayanılarak kurulan 12.11.1996 gün ve 460/576 sayılı kısmen uyma ve kısmen direnmeye ilişkin Yerel Mahkeme kararı hukuken geçersiz bulunduğundan kaldırılmasına, müşteki tarafın temyiz isteğinin yetki yönünden REDDİNE, sanıkların beraatlarına ilişkin Mahkemenin 14.9.1995 gün ve 467/435 sayılı kararı kesinleşmiş bulunduğundan, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına verilmesine, 28.04.1998 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy