(1412 S. K. m. 135, 251, 308) (213 S. K. m. 360)
Dava: Ödeme kaydedici cihaz almama suçundan sanık S. Ö.nün, 213 sayılı yasanın 360, 647 sayılı yasanın 4 ve 6. maddeleri uyarınca 12.015.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına ve bu cezasının ertelenmesine ilişkin Ankara 20. Asliye Ceza Mahkemesi'nce 28.9.1995 tarih ve 1274-715 sayı ile verilen kararın, sanık vekili tarafından temyizi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nce 21.10.1996 tarih ve 8805573 sayı ile;
"1.12.1992 tarihinde yürürlüğe giren 3842 sayılı kanunla değişik CMUK'nin 135. maddesinde belirtilen yasal hakları açıklanmamak suretiyle sanığın savunma hakkının kısıtlanması" isabetsizliğinden hüküm bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ise, 29.4.1997 tarih ve 1210-469 sayı ile; ".. sanığın kimliğinin saptanmasıyla duruşmaya başlanmış ve sorgusuna geçilmeden önce iddianame okunmuş, suçu anlatılmış, ayrıca yasal hakları da anımsatılmış olup, mahkemenin bu yoldaki işlemi, CYY'nin değişik 135. maddesinde öngörülen hususlara uyulduğunu ve o hususların yerine getirildiğini göstermeye yeterli bulunmuş, nitekim 135. maddenin 1. fıkrasında da maddede öngörülen hususlara sorguya çekilmeden önce uyulacağı bildirilmiş, bu arada üzerine atılan suçun anlatılacağı belirtilip 3, 4 ve 5. bentlerde ise daha ayrıntılı olarak yapılacak işlemler sıralanmış, fakat bunların yerine getirildiğinin madde metinlerinin aynen duruşma tutanağına geçirilmesi ile mümkün olduğuna ilişkin bir anlatıma ve böyle bir gerekliliğe yer verilmemiştir. Aksi halde gereksiz ve anlamsız yere yasa maddelerini olduğu gibi tekrarlayıp duruşma tutanağına geçirmek gibi yararsız bir işe yönelinmiş olacağı açık bulunmuş ve sonuç olarak mahkemece yapılan sorgulamada yasaya aykırı bir yön görülmemiştir" gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hüküm de sanık vekili tarafından süresinde temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C. Başsavcılığı'nın 21.1.1998 günlü "bozma" istemli tebliğnamesi ile birinci başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Sanığın, 213 sayılı yasanın 360. maddesi uyarınca cezalandırılmasına ilişkin hüküm, Özel Daire'ce "CMUK'nin 135. maddesinde belirtilen yasal hakları açıklanmamak suretiyle sanığın savunma hakkının kısıtlanması" isabetsizliğinden bozulmuştur. Bozmadan sonra, önce sanığa, sonra vekiline, daha sonra da C. Savcısı'na söz verildikten sonra sanığa son sözü sorulmadan duruşmaya son verilmiştir.
CMUY'nin 251. maddesi gereğince, "... en son söz sanığındır." Maddenin son fıkrasında ise, "sanık namına müdafii tarafından müdafada bulunulsa dahi müdafaya ilave edecek bir şeyi olup olmadığı sanığa sorulur" hükmü yer almaktadır.
Ceza yargılamasında sanığın en önemli hakkı, savunma hakkı olup, bu hak hiçbir şekilde sınırlanamaz. Son söz sanığa verilerek kendisinden önce dinlenenlere karşı diyecekleri ve savunması saptanmalıdır. Savunma hakkı ile yakından ilgili bulunan bu usul kuralı, buyurucu nitelikte olup uyulmaması yasaya mutlak aykırılık oluşturmaktadır. Nitekim, CMUY'nin 308. maddesinde yargılama yasama mutlak aykırılık halleri sekiz bent halinde sayılmış ve sekizinci bendinde "Hüküm için mühim olan noktalarda mahkeme kararı ile müdafaa hakkının tahdit edilmiş olması" hali kesin bozma nedeni olarak gösterilmiştir.
İlk defa hüküm kurulurken, "Son sözün sanığa verilmesi" kuralı, bozmadan sonra yapılan yargılamada da, kamu davasının kesintisizlik ve süreklilik ilkesinin doğal sonucu olarak aynen geçerlidir. Çünkü dava sonuçlanmamış olup, yargılama devam etmektedir. Emredici olan bu kuralın bozmadan önce geçerli olduğu, bozmadan sonra uygulanmasına gerek bulunmadığı şeklinde bir ayırımın yasal ve hukuksal dayanağı bulunmamaktadır. Kaldı ki, bozma sonucunda son soruşturma aşamasına dönülmekle, son soruşturmanın, sanığın son sözü ile sonuçlandırılması gereği mutlak usuli zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu itibarla, incelenen dosyada son sözün sanığa verilmemesi suretiyle CMUY'nin 251. maddesine aykırı davranıldığına, sair yönleri incelenmeyen hükmün öncelikle bu usuli nedenle bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan kurul üyeleri;Mahkemece önceki hükümde direnildiğine göre, en son sözün sanığa verilmesine gerek yoktur. İlgililerden bozmaya diyeceklerinin sorulması, tarafların görüşlerinin tespitinden ibarettir. Direnilmekle yeniden yargılama yapılmasına gerek olmadığı kabul edildiğinden, CMUY'nin 251. maddesi burada uygulanamaz gerekçesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, sair yönleri incelenmeyen yerel mahkeme direnme hükmünün sonuçta tebliğnamedeki istem gibi BOZULMASINA 10.3.1998 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy