(765 S. K. m. 59, 72, 450, 495, 522)
Dava: Diğer bir suçu işlemek için adam öldürmek ve gasp suçlarından sanık S. A.'nın iki defa uygulanmak suretiyle TCY'nin 450/7, 495/ilk, 522 ve 72. maddeleri uyarınca iki kez idam ve 22 yıl 6 ay ağır hapis cezalarıyla cezalandırılmasına, hakkında 31, 33, 43 ve 40. maddelerinin uygulanmasına ilişkin Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesi'nce verilen 11.2.1998 gün ve 194/7 sayılı hüküm re'sen temyize tabi olması yanında sanık vekili tarafından da temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nce 28.9.1998 gün ve 2159/2897 sayı ile;
1. İdamına karar verilen sanığın gerekçeli karar başlığında nüfus kaydındaki tüm kimlik bilgilerinin hane, cilt, sahife, kütük numaralarının gösterilmemesi,
2. Sanığın sevke ve kabule uygun olarak her iki maktülü öldürmekten ayrı ayrı idam cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken tek bir uygulama ile (iki kez) idamına karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmuştur.
Bozma ilamına uyan yerel mahkeme 13.11.1998 gün ve 228/188 sayı ile;
Sanığın tüm kimlik bilgilerine yer vermek suretiyle ayrı ayrı iki idam ve 22 yıl 6 ay ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir.
Re'sen temyize tabi olan bu hüküm, sanık vekili tarafından da temyiz edilmekle dosyayı inceleyen 1. Ceza Dairesi'nce 3.5.1999 gün ve 492/1537 sayı ile;
Sanığın maktüller Hüseyin ve Fikret'i öldürme eylemi ile gasp suçunun sübutu, suçların vasfının tayini, sanığın ikrarı ile belirlendiğinden Yargıtay Ceza Genel Kurulunun ve Dairemizin uygulamalarına göre TCK'nun 59'ncu maddesinin uygulanmaması isabetsizliğinden, üye O. Şirin'in yerel mahkeme, sanığın iki kişiyi ayrı ayrı zamanlarda, parasını gasp amacıyla zehirleyerek öldürdüğünü ve amaçladığı gasp fiillerini gerçekleştirdiğini, kolluktaki itirafın nedamet ölçülerinde değerlendirilemeyeceğini, oluş tarzları ve ölü sayısıyla vehamet ölçüsündeki bu fiillerden dolayı sanık hakkında takdiri indirimin gerekmediğini, kabul edilir, hukuki ölçülerle ortaya koymuştur.
Yasayla tanınan bu takdir hakkının kullanılmasında mahkemenin yanılgıya ve zaafiyete düştüğünü savunmak olanaksızdır. Bu nedenlerle çoğunluk görüşünü paylaşmıyorum karşı oyuyla, oy çokluğuyla bozulmuştur.
Yerel mahkeme ise 10.9.1999 gün ve 143/133 sayı ile;
Sanığın mahkememizce gözlemlenen ve saptanan kişiliğine göre işlemiş olduğu suçlardan gerçek anlamda nedamet duymadığı, suçun işleniş biçimlerinden de açıkça anlaşılacağı üzere, insani değerlerden tamamen uzak bir kişilik yapısı sergilediği, iki insanın zehirlenerek öldürülmesi gibi ve tamamen maddi çıkar amacına yönelik eylemlerden sonra dahi sanığın bu eylemlerden pişmanlık duyduğunu gösterir samimi bir hareketinin olmadığı, mahkeme heyetini yanıltmaya yönelik dürüstlükten uzak hareketlerde bulunduğu, suç işlemeye eğilimli bir kişilik yapısı sergilediği, hazırlık aşamasındaki ikrarlarının da suçun tek başına ortaya çıkartılmasında etken olmadığı gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Re'sen temyize tabi olması yanında sanık vekilince de temyiz edilen hüküm, Yargıtay C. Başsavcılığı'nın bozma istekli 10.12.1999 gün ve 133807 sayılı tebliğnamesiyle, Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup, düşünüldü.
Ceza Genel Kurulu Kararı
Somut olayda, özel daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık, sanık hakkında TCY'nın takdiri indirime ilişkin 59'ncu maddesinin uygulanmasının gerekip gerekmediğine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamına göre;
Sanık Sami'nin oğluyla aynı işi yapan ve bir sohbet esnasında bazı kişilerden alacağı olduğunu öğrendiği Hüseyin'e karşı gasp suçunu işlemeye karar verdiği, kendisinin de aynı şahıslardan alacağı olduğunu söyleyerek, birlikte tahsil etmeyi önerdiği, 24.8.1997 günü maktülle buluşup kararlaştırdıkları yere gittikleri, maktül alacağının olduğu şahsı aramaya gittiğinde, daha önceden temin ettiği ve arabanın torpido gözüne koyduğu böcek ilacını maktülün inerken araçta bıraktığı biraya kattığı, bir süre sonra gelen maktulün yarım bıraktığı birayı içtiği, zehrin etkisini göstermeye başlaması üzerine sanığın, öleni aracın arka koltuğuna yatırarak rastgele şehir içinde dolaştırdıktan sonra 10-15 milyon lirasını alarak Ödemiş Zeytinlik Karayoluna bırakarak olay yerinden ayrıldığı, aynı gece saat 24.00 sularında ölenin cesedinin bulunduğu, ilk otopside ölümü kafa travmasına bağlı olarak beyin kanaması sonucu meydana geldiği belirtilerek, kimliğinin saptanması amacıyla cesedin çekilen fotoğraflarının tüm C. Savcılıklarına dağıtılmasına ve 10 gün süreyle hastane morguna kaldırılmasına karar verildiği, 5.9.1997 günü ölenin oğlu Kadir'in babasının kaybolduğunu belirterek C. Savcılığına başvurması üzerine, emniyetçe gösterilen resimlerden ölenin Hüseyin olduğunun saptandığı ve cesedin oğluna teslim edilerek defin işlemlerinin yapıldığı, ölenin eşinin 8.9.1997 tarihinde C. Savcılığına müracaat ederek eşinin Sami ve oğlu tarafından kahvehanenin önünden alınıp götürüldüğünü, üzerinde çok sayıda ziynet eşyası ve paranın olduğunu, bu şahısların daha önceden de Fikret'i öldürdüklerini bu nedenle kendilerinden şüphelendiğini belirtmesi üzerine, Sanık Sami ve oğlunun gözaltına alındığı, sanığın 8.9.1997 günü kollukta alınan beyanında suçlamaları reddettiği, C. Başsavcılığı'nca 9.9.1997 tarihinde fethi kabir işlemlerinin yapılarak cesedin zehir tahlili için Bornova Adli Tıp Grup Başkanlığına gönderilmesine karar verilmesi üzerine, sanık 11.11.1997 günü C. Savcılığı'nda müdafii hazır olduğu halde alınan beyanında Hüseyin'i zehirleyerek öldürdüğünü kabul ederek suçunu ikrar ettiği, morg ihtisas dairesince düzenlenen 10.11.1997 tarihli raporda da ölenin "bileşiminde organik fosfor bulunan bir insektisid (böcek öldürücü) entoksikasyonu sonucu öldüğü belirtildiği, sanığın ikrarı, Adli Tıp Kurumu raporu ve tanık Mustafa'nın yeminli anlatımları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın gasp amacıyla Hüseyin'i zehirleyerek öldürdüğü ve parasını gasp ettiği,
2.9.1997 tarihinde Fikret'in evinden ayrılarak bir daha dönmemesi üzerine, eşi tarafından C. Savcılığına 4.9.1997 tarihinde verilen dilekçe ile, ölenin Murat 124 marka bir araçla Çaybaşına araba satın almaya gittiğinin, yanında 7000 DM ve 200 dolar olmak üzere toplam 700 milyon ile çek defteri bulunduğunun, birlikte gittikleri şahsın isminin Sami olduğunun belirtilmesi üzerine, sanığın 5.9.1997 günü saat 11.30 sıralarında gözaltına alındığı, şifahi sorgulamasında öleni zehirli ilaçla zehirleyerek öldürdüğünü ve bir kuyuya attığını ikrar etmesi üzerine 4 günlük gözetim süresinin verildiği, sanığın aracında yapılan aramada arka koltuk kılıfı içerisinde 3200 DM, torpido gözünde yarı kullanılmış bir selobant ve çakı bıçağının bulunduğu, bu eşyaların zaptolunduğu, ölenin atıldığı kuyuya jandarma ve polis ekiplerinden oluşan bir ekiple gidilerek, cesedin kuyudan çıkartıldığı, otopsi sonucu, Morg İhtisas Dairesi'nce düzenlenen 7.11.1997 tarihli raporda Fikret'in bileşiminde organik fosfor bulunan bir tarım ilacı entoksikasyonu sonucu öldüğü ve sanık tarafından paralarının gasp edildiği anlaşılmaktadır.
Sanık kollukta; oto elektrikçisi olan maktül Fikret'i tanıdığını, kendisine borç para verdiğini, alacağını belirtilen sürede alamadığını, ölenin bir araba alacağını ve birlikte gitmelerini teklif etmesi üzerine, araba alınmazsa parasını alabileceğini düşündüğünü, aracına gerektiğinde kullanmak üzere Aldirim isimli böcek ilacını koyduğunu, birlikte Çaybaşına gittiklerini, arabayı satan şahsı bulamadıklarını, ölenin telefon etmeye gitmesi üzerine marketten iki adet meyve suyu alarak birinin içine zirai ilacın bir miktarını döktüğünü, ölen geldiğinde zehirli meyve suyunu ikram ettiğini, ölenin zehirli meyve suyunu içtiğini, bir müddet sonra zehrin etkisini hissettirmeye başladığını, öleni arabanın arka koltuğuna yatırdığını, bir müddet sonra hareketsiz olduğunu görünce öldüğünü anladığını, önce evlerinin önüne bırakmayı daha sonra cesedi bir kuyuya atmayı düşündüğünü, belirtilen kuyunun yanına aracıyla yaklaşarak, ölenin üzerinde bulunan 4000 DM ve 295 milyon lirayı aldıktan sonra cesedi kuyuya attığını, sonra yeğeni Mustafa'nın evine giderek daha önce araba aldığında keşide ettiği 200 milyon liralık çek karşılığı olarak 2000 DM ile 16 milyon TL verdiğini, ertesi gün tekrar yeğeninin dükkanına giderek 1000 DM'yi alıp karşılığında 92 milyon TL verdiğini, 4.9.1997 günü önceden tanıdığı hayat kadını Yazgül ile İzmir'e gittiklerini, birlikte gezip alışveriş yaptıklarını, bayanı ertesi gün çalıştığı yere bırakarak Ödemiş'e döndüğünü aynı gün polisler tarafından yakalandığını diğer maktül Hüseyin'i de aynı şekilde öldürmüş olduğunu beyan etmiş, yargılamanın diğer aşamalarında da benzer şekilde savunma yapmış, yargılama aşamasında şuurunun yerinde olmadığını ileri sürmesi üzerine müşahadeye tabii tutulmuş, düzenlenen raporda cezai ehliyetinin tam olduğu belirlenmiştir.
Sanığın ikrarları, Adli Tıp Kurumu raporu, yer gösterme tutanağı, aracında ele geçirilen para miktarı, tanıklar Kamil, Bayram ve Turgut'un ölenin en son Murat 124 marka bir arabaya binerek gittiği hususundaki beyanları, ayrıca Kamil'in ustasının Sami isimli biriyle gittiği şeklindeki beyanı tanık Mustafa'nın sanığın mali durumuyla ilgili beyanı, Hayat kadını Yazgül'ün anlatımları ve tüm dosya kapsamı ile, sanığın iki ayrı kişiyi 24.8.1997 ve 2.9.1997 tarihlerinde gasp amacıyla öldürdüğü ve paralarını gaspettiği, yerel mahkemece de olayın bu şekilde kabul edildiği anlaşılmaktadır.
Yerel mahkeme; sanığın gözlemlenen kişiliğine göre işlemiş olduğu suçlardan gerçek anlamda nedamet duymadığı, suçun işleniş biçimlerinden de açıkça anlaşılacağı üzere, insani değerlerden tamamen uzak bir kişilik yapısı sergilediği, iki insanın zehirlenerek öldürülmesi gibi tamamen maddi çıkar amacına yönelik eylemlerinden sonra dahi sanığın bu eylemlerden pişmanlık duyduğunu gösterir samimi bir hareketinin olmadığı mahkeme heyetini yanıltmaya yönelik dürüstlükten uzak hareketlerde bulunduğu, suç işlemeye eğilimli bir kişilik yapısına sahip olduğu, ikrarlarının tek başına suçun ortaya çıkarılmasında ve vasıflandırılmasında etken olmadığı, gerekçesiyle TCY'nin 59. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar vermiştir.
Türk Ceza Yasası, takdiri indirim nedenleri yönünden sınırlayıcı sistemi değil, serbest değerlendirme sistemini benimsemiştir. Bu sistemde takdiri azaltıcı nedenlerin bulunup bulunmadığının takdir yetkisi yargılamayı yapan hâkime bırakılmıştır. Hâkim bu yetkisini kullanırken yasal kurallarla çatışmamak, gerekçelerde çelişkiye düşmemek koşuluyla, olay nedenini, saiklerini, olay öncesi ve sonrası sanığın davranışlarını, suçun işlenmesindeki özellikleri, sanığın duruşmadaki tutum ve davranışları ile benzeri durumları değerlendirerek, bu hususta hak adalet ve nesafet kurallarına uygun bir değerlendirme ve uygulama yapmalıdır. Bu husustaki takdirde bir zaafiyet veya yanılgı bulunup bulunmadığının Yargıtay tarafından denetleneceği kuşkusuzdur.
İnceleme konusu somut olayda;
Yerel mahkemece, sanık hakkında TCY'nın 59. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilirken, yukarıda belirtilen ölçütlere uygun şekilde takdir hakkının gerekçesi gösterilmiştir. Bu gerekçenin dosyadaki bilgi ve belgelere uygun olduğu takdirde bir zaafiyet veya yanılgının bulunmadığı gerekçelerde çelişkiye düşülmediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla sair yönleri de usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım kurul üyeleri, özel daire ilamında belirtilen nedenlerle direnme hükmünün bozulması yönünde oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlere, Sanık Sami hakkındaki direnme hükmünün, isteme aykırı olarak ONANMASINA, dosyanın mahalline gönderilmek üzerek Yargıtay C. Başsavcılığı'na TEVDİİNE 28.12.1999 günü yasal çoğunlukla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy