(765 S. K. m. 522, 8, 491/4, 81/2, 87) (1632 S. K. m. 1, 132) (1412 S. K. m. 135, 251) (647 S. K. m. 4)
Dava: Hırsızlık suçundan sanık H'in TCY'nin 491/ilk, 522, 523/1 ve 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca 100.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Sarıgöl Sulh Ceza Mahkemesince 11.6.1997 gün ve 90/126 sayı ile verilen kararın Yerel C. Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay Onbirinci Ceza Dairesince 10.11.1997 gün ve 5697/5878 sayı ile;
"1- Hırsızlı bina vasfındaki dükkâna girilerek işlendiği halde TCK'nın 491. maddesinin 4. fıkrası yerine ilk fıkrası ile hüküm kurulması,
2- Rızai iade olmadığının gözetilmemesi,
3- ....."isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkemece 9.9.1998 gün ve 314/195 sayı bozmaya uyulmuş, sanığın bu kez TCY'nin 491/4, 81/2. maddeleri uyarınca 1 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Bu kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Onbirinci Ceza Dairesi'nce 24.12.1998 gün ve 8778/8060 sayı ile
"TCK'nun 87. maddesinin 3. bendine aykırı olarak, sanığın eski hükümlülüğünün sırf askeri cürümden olduğu gözetilmeden TCK'nun 81/2. maddesinin uygulanması suretiyle fazla ceza tayini" isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 3.3.1999 gün ve 16/58 sayı ile;
"Sanığın askerde işlemiş olduğu hırsızlık suçunun sırf askeri cürüm sayılamayacağı açıktır. Bu hususa ilişkin 20.6.6975 gün ve 6/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında "Askeri Ceza Kanununun 3. Bap ve 5. faslında yer alan (Askeri İtaat ve İnkiyadı Bozan Suçlar) başlığı altında düzenlenmiş bulunan askeri suçlarda askeri menfaat ve gereklerin, özellikle ve doğrudan doğruya korunması amacının güdüldüğü görülür. Bu nedenle unsurlarının tamamı veya bir kısmı TCK'nunda yer alsa bile askeri suçlardan askeri itaat ve inkiyadı bozan suçları (sırf askeri suç) niteliğinde kabul etmek gerekmektedir." denmektedir. 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun 3. Bap, 5 faslında yer alan suçlar 82 ve 107. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Olayımızda sanık Hasan Hüseyin'in askeri Ceza Kanununun 132. maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmiştir, bu karar "sırf askeri cürme" ilişkin bir karar değildir. Bu suçların dışında kalan askeri suçlar ki bunlara askeri suç benzerleri adı verilir, tekerrüre esas teşkil etmemesi için sebep yoktur. O halde sırf askeri suç niteliğinde olmayan, askerde iken arkadaşının parasını hırsızlamak eyleminin tekürrüre esas alınması gerekir" gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu kararın da sanık tarafından süresinde temyiz edilmesi üzerine, dosya Yargıtay C. Başsavcılığının "onama" istekli 27.5.1999 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Sanığın, TCY'nin 491/4, 81/2. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına ilişkin hüküm Özel dairece, sanığın önceki mahkûmiyetinin sırf askeri cürme ilişkin olması nedeniyle tekerrüre esas alınamayacağı gözetilmeden fazla ceza tayini isabetsizliğinden bozulmuştur. Bozmadan sonra yapılan yargılamada, son oturumda hazır bulunan sanığın CYUY'nin 135 maddesi uyarınca usulüne uygun sorgusunun yapılmadığı ve aynı Yasanın 251. maddesi uyarınca son söz verilmediği hususları, kurul üyelerinden H. Demirörs tarafından önsorun olarak ileri sürülmüştür. Bu hususlara hasren yapılan incelemede;
Daha önce usulüne uygun sorgusu yapılan sanığın, bozmadan sonra yapılan yargılamada yeniden sorgusunun yapılacağına ilişkin Yargılama Yasasında herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Öte yandan CYUY'nın 251. maddesinde, "... en son söz sanığındır." hükmü yer almaktadır. Bu hüküm gereğince duruşma, mutlaka sanığın son sözü ile bitecektir.
İncelenen dosya içeriğine göre;
3.3.1999 günü yapılan son oturumda, hazır bulunan sanığa bozmaya karşı diyecekleri sorulmuş olup sanık Özel Daire bozma ilamına uyulmasını talep etmiştir. Bilahare duruşmanın bittiği bildirilerek, önceki hükümde direnilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır. Buna göre, duruşmanın sanığın son sözü ile bitirildiği, daha sonra başkaca bir usuli işlem yapılmadığı nazara alınarak, Yerel Mahkemece bozmadan sonra yapılan usuli işlemlerin Yargılama Yasasına uygun olduğuna dair; bir kısım kurul üyelerinin "Bozmadan sonra yapılan yargılamada, Yerel Mahkemece hazır bulunan sanığın usulüne uygun savunmasının saptanmadığı ve Yargılama Yasasına uygun olarak sanığa son söz verilmediğinden hükmün sair yönleri incelenmeden öncelikle bu usuli nedenlerle bozulmasına karar verilmesi gerektiği" karşı oyları ile ve oyçokluğuyla karar verildikten sonra, uyuşmazlık konusu dosyanın esasının incelenmesinde;
Olay günü, hakkındaki mahkûmiyet hükmü kesinleşen sanık Veysel ile birlikte dolaşan sanık Hasan Hüseyin'in yakınan Nevzat'a ait dükkâna, kepengin sürgü direğini kaldırmak suretiyle girerek içeriden üç adet tahra ve bir adet kök baltasını aldığı, bunlardan bir adet tahrayı gözcülük yapan sanık Veysel'e verip diğerlerinin kendisinde kaldığı ve şüphe üzerine görevlilerce yakalandıklarında söz konusu eşyaları taşıma nedenlerini açıklayamamaları üzerine eşyalara el konulduğu bilahare, yakınanın karakola başvurması ile olayın ortaya çıktığı tüm dosya içeriğine göre sabittir.
Özel Daire ile Yerel mahkeme arasında yukarıda belirtilen oluş ve sübutta bir uyuşmazlık bulunmayıp, uyuşmazlık sanık Hasan Hüseyin hakkında Askeri Ceza Yasası'nın 132. maddesi uyarınca verilen önceki mahkûmiyet hükmünün, şimdiki mahkûmiyeti için tekerrüre esas alınıp alınamayacağına ilişkindir.
Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir çözüme ulaşabilmek için bu konudaki yasal düzenlemeleri, öğretide yer alan görüşleri ve yargısal kararları incelemekte yarar vardır.
1632 sayılı Askeri Ceza Yasası'nın "Askeri Cürüm ve Kabahat" başlığını taşıyan 1. maddesinde, "Türk Ceza Kanununa göre cürümler ve cezalar hakkında umumi suretle cari olan esaslar bu kanunda hilafı yazılı olmadıkça askeri cürümler ve cezalar hakkında da tatbik olunur.
1- Bu Kanunun ölüm, ağır hapis ve hapis cezalarıyla cezalandırdığı suçlar askeri cürümlerdir.
2- Bu Kanunun kısa hapis cezasıyla cezalandırdığı suçlar askeri kabahatlerdir." hükmü;
"Mafevkinin, arkadaşının, madununun bir şeyini çalanlar" başlığını taşıyan 132. maddesinde, "Bir mafevkin, bir arkadaşının, bir madunun veya misafir verildiği bir hane sahibinin veya mensuplarından birinin bir şeyini çalan beş seneye kadar hapsolunur." hükmü;
Türk Ceza Yasası'nın 87. maddesinin 3. bendinde, "Geçen maddelerin tatbikatında sırf askeri cürümler hakkında sadır olan hükümler; tekerrüre esas olamaz" hükmü yer almaktadır.
Bu hükümlerden anlaşılacağı üzere "sırf askeri cürümler" hakkındaki hükümler tekerrüre esas olamayacaktır. Ancak, gerek Askeri Ceza Kanununda, gerekse TCY'da "sırf askeri cürmün" ne olduğu konusunda açıklayıcı bir hüküm bulunmamaktadır. Keza 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Yasanın 4. maddesinin son fıkrasında da "sırf askeri suç" deyimine yer verilmiş ancak, ne olduğu açıklanmamıştır.
Bu konuda öğretide yer alan görüşlerde "sırf askeri suç" kavramının yasalarda tarifi yapılmamakla birlikte; sırf askeri suçtan söz edebilmek için "fiilin kısmen veya tamamen başka bir kanunda suç olarak öngörülmemiş olması" koşulunun gerçekleşmesi gerektiği belirtilmiştir (Sahir ERMAN, Askeri Ceza Hukuku, sh. 153 ve devamı; Ayhan ÖNDER, Ceza Hukuku Umumi Hükümler, Cilt: 3, sh. 154/155). Buna göre, İtalyan Askeri Ceza Yasası'nın 37. maddesinde belirtildiği üzere, kurucu unsurları itibariyle genel Ceza Yasası'nda yer alan uçlar arasında ne kısmen ne de tamamen öngörülmeyen, yalnızca suç" sayılacak, ancak Askeri Ceza Yasası'nda yer alan bir suçun kurucu unsurlarının hepsi veya bir kısmı genel Ceza Yasası'nda öngörülmüşse asker kişi tarafından işlenmiş olsa da "görünüşte askeri suç" olup "sırf askeri suç" sayılamayacaktır.
"Sırf askeri suç" kavramı konusu Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulu'nun 20.6.1975 gün ve 6/4 sayılı kararında incelenmiş olup, öğretiden farklı olarak unsurlarının tamamı ya da bir kısmı TCY'de yer alan askeri suçların bazılarının da "sırf askeri suç" olabileceği kabul edilmiştir. Bu kararda "sırf askeri suç"; "Unsurlarının tamamı veya bir kısmı TCK'da yer alan askeri suçlardan hangilerinin "sırf askeri suç" olabileceği konusuna gelince: Burada göz önünde tutulması icap eden ölçü, askeri menfaat ve gereklerin korunması olacaktır.
Bütün askeri suçlar bu hususu sağlamaya yönelik olmakla beraber, Askeri Ceza Kanunun 3. Bap 5. faslında yer alan ve "Askeri İtaat ve İnkiyadı bozan" suçlar başlığı altında düzenlenmiş bulunan askeri suçlarda, askeri menfaat ve gereklerin özellikle ve doğrudan doğruya korunması amacının güdüldüğü görülür. Bu nedenle unsurlarının tamamı veya bir kısmı TCK'da yer alsa bile askeri suçlardan askeri itaat ve inkiyadı bozan suçları "sırf askeri suç" niteliğinde kabul etmek gerekmektedir" şeklinde açıklanmıştır.
Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun bu tanımı Ceza Genel Kurulunca da benimsenmiş ve 1.6.1987 gün ve 211/337 sayılı kararda bu tanıma aynen yer verilmiştir. Öte yandan uyuşmazlığa konu olan Askeri Ceza Yasası'nın 132. maddesi de yargısal kararlara konu olmuş ve Yargıtay İkinci Ceza Dairesi'nin 20.4.1949 gün ve 4101/4153 sayılı kararında ve yine Askeri Yargıtay Daireler Kurulu'nun 21.3.1975 gün ve 9/8 sayılı kararında söz konusu maddenin "sırf askeri suç" niteliğinde bulunmadığı kabul edilmiştir.
O halde, Askeri Ceza Yasası'nın 132. maddesinde düzenlenen suçun konusu hırsızlık olduğuna göre, bu suçun kurucu unsurlarının Türk Ceza Yasası'nda düzenlenen hırsızlık suçundan alındığı keza, Askeri Ceza Yasası'nın 3. Bap 8. faslında yer alan bir suç olması itibariyle gerek öğretide, gerekse yargısal kararlardaki tanımlara göre "sırf askeri suç" sayılamayacağı açıkça anlaşılmaktadır. Bu nedenle Askeri Ceza Yasası'nın maddesi uyarınca verilmiş bir mahkûmiyet hükmü tekerrüre esas alınabilecektir. Çünkü, TCY'nin 87/3. maddesi uyarınca tekerrüre esas alınamayacak olan hüküm yukarıda da belirtildiği gibi "sırf askeri cürme" ilişkin olan hükümlerdir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Yerel Mahkemece tekerrüre esas alınan sanığın önceki mahkûmiyeti, Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nin 29.3.1995 gün ve 56/39 sayılı kararı ile Askeri Ceza Yasası'nın 132. maddesi uyarınca 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkindir. Bu hüküm uyarınca sanığın, cezasını 4.6.1995 tarihinde bihakkın çektiği ve 24.3.1996 tarihinde yargılama konusu suçu işlediğine göre sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu nedenle sair yönleri de usul ve yasaya uygun olan direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yerel Mahkeme direnme hükmünün ONANMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 22.06.1999 günü tebliğnamedeki isteme uygun olarak oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy