(765 S. K. m. 64/1, 65/3, 456)
Dava: Etkili eylem suçundan sanık Şükrü'nün TCK.'nun 64/1. maddesi delaletiyle 456/4 ve 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca 300.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına ve bu cezasının ertelenmesine ilişkin Yeşilhisar Asliye Ceza Mahkemesi'nce verilen 2.4.1998 gün ve 96/23 sayılı karar, sanığın temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nce 24.3.1999 gün ve 1841/3377 sayı ile;
Katılma biçimine göre sanık hakkında TCY.'nın 65/3. maddesinin uygulanmaması isabetsizliğinden, hükmün onanması gerektiğine ilişkin oya karşın oyçokluğu ile bozulmuştur.
Yargıtay C. Başsavcılığı ise 24.5.1999 gün ve 51113 sayı ile;
"Maddi olayda sanığın, mağduru ellerinden ve yakasından tuttuğu mahkemece, Başsavcılık tebliğnamesinde ve Dairece kabul edilmektedir.
Sanık mağduru kavrayıp zaptetmekle diğer sanığın vurması için en büyük kolaylğı göstermiş, önemli katkıda bulunmuştur. Mağdurun kaçarak veya karşı koyarak yapabileceği tüm aktif ve pasif savunmaları engellemiştir. Açıklanan bu oluşa, öğretideki görüşlere ve Yargıtayımızın benzer olaylarla ilgili uygulamalarına göre sanığın eylemi TCK.'nun 65. maddesine uygun bir iştirak niteliğinde görülmemiştir" biçimindeki gerekçe ile itiraz ederek Daire bozma kararının kaldırılıp Yerel Mahkeme hükmünün onanmasını istemiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: İncelenen dosyaya göre;
Tanık Recep ile katılan Nizam arasında arazi meselesi yüzünden çıkan tartışma esnasında, hakkındaki mahkumiyet hükmü onanarak kesinleşen Resul ve Sanık Şükrü'nün katılana etkili eylemde bulunmak suçundan TCK.'nun 64/1 ve 456/4. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilen olayda Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık; sanık Şükrü hakkında TCY'nın 64/1 ve 65/3. maddelerinden hangisinin uygulanması gerektiğine ilişkindir.
Bir tek kişi tarafından işlenebilen bir suçun, önceden yapılan işbirliği sonucu birden fazla kişi tarafından gerçekleştirilmesi halinde, failler arasında iştirakın varlığından sözedilir.
Türk Ceza Yasası'nda nisbi suçluluk sistemi ( Klasik Sistem ) kabul edilmiştir. Faillerin sorumluluğu suça katılmalarındaki oran ve derece ile belirlenmelidir. Bu sisteme göre failler, suça iştirakdeki derecelerine göre asli veya feri fail olarak ikiye ayrılırlar.
Faillerin bir suçu işleme hususunda, suçun işlenmesinden önce veya işlendiği sırada ortak bir irade ile hareket etmeleri ve suçun icrasında doğrudan doğruya müessir olan hareketleri ifa etmeleri halinde asli iştirak sözkonusudur.
Fer'i iştirak ise, suç işleme kararını teşvik etmek, kuvvetlendirmek veya suç işlendikten sonra yardım için söz vermek, suçun işlendiği sırada olay yerinde bulunup asli faile manevi destek sağlamak, gözcülük etmek suretiyle, suçun oluşması için zorunlu olmayan ve sadece suçun işlenmesini kolaylaştıran hareketleri yaparak fıile ikinci derecede katılmaktır.
İki veya daha fazla kişinin birlikte suç işlemeleri halinde, bunların suça katılma oranlarının saptanmasında; bu kişilerin eylemin bir safhasındaki durumları nazara almak gerçeği yansıtmayacağı için, verdikleri karar, kararın icrası sırasında yapılan ve sonuca varmaya yarayan düşünce ve eylemlerine topluca bakılmalıdır.
Sübutunda uyuşmazlık bulunmayan maddi olayda, hakkında ek takipsizlik kararı verilen tanık Recep ile müdahil Nizam, tarla sürme meselesi yüzünden tartıştıkları sırada, yakındaki nohut tarlasında çalışmakta olan sanık Şükrü ile Resul enişteleri Recebe arka çıkmak için olay yerine birlikte gitmişler, sanık Şükrü, müdahil Nizamı kımıldamıyacak şekilde yakasından tutmuş, hakkındaki mahkumiyet hükmü onanarak kesinleşen Resul de, başına taşla vurarak hayati tehlike oluşturmayacak ve 5 gün iş ve gücüne engel olacak şekilde müdahili yaralamıştır. Sanağın bu katkısı, mağdurun, diğer sanığa karşı kaçarak veya karşı koyarak yapabileceği tüm aktif ve pasif savunmaları engellemiştir. Bu olgu, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde, iki sanık arasındaki iştirak iradesinin varlığını ortaya koymaktadır. Aralarındaki anlaşma gereği, diğer sanık Resul'ün, fiili irtikap etmek suretiyle, sanık Şükrü'nün ise, doğrudan doğruya beraber işlemek suretiyle eyleme katıldıkları anlaşılmaktadır. Buna göre sanığın eylemi, her iki asli iştirak durumunda da faillerin, o iıile mahsus ceza ile cezalandırılmalarını öngören TCK'nun 64/1. maddesi kapsamında olup, eylem sırasında yüklendiği ve yerine getirdiği tutma görevini TCK.'nun 65/3. maddesinde düzenlenen ikinci derecede katılma (fer'i iştirak) olarak kabul etmek mümkün değildir.
Bu itibarla Başsavcılık itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk düşüncesine katılmayan Kurul Başkanı ve Üyeler itirazın reddi gerektiği doğrultusunda karşı görüş ileri sürmüşledir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yargıtay C. Savcılığı itirazının KABULÜNE, Özel Daire bozma kararının kaldırılarak Yerel Mahkemenin 2.4.1998 gün ve 96/23 sayılı kararının ONANMASINA, 8.6.1999 günü yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından 22.6.1999 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy