(765 S. K. m. 59, 64, 65, 456)
Dava: Yaralama suçundan sanıklar O ile M'nın TCY'nin 456/3, 59. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 şer ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmalarına, 3'er yıl kamu hizmetlerinden yoksun bırakılmalarına ilişkin Kütahya Ağır Ceza Mahkemesince verilen 28.5.1998 gün ve 123/55 sayılı hükmün sanıklar vekili tarafından temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesi 11.5.1999 gün ve 4266/5299 sayı ile;
"Sanık O'ın, katılanı kollarından tutarak öbür sanık M'nın yaralama eylemine yardımcı olma eyleminin TCY'nin 65/3. madde ve fıkrasına uyduğunun gözetilmemesi" isabetsizliğinden bozulmasına, "sanık O'ın suça katılmasının TCY'nin 64/1. maddesine ve sanıkların eylemlerinin TCY'nin 456/2. maddesine uyduğu" karşı oyuyla ve oyçokluğuyla karar verilmiştir.
Yargıtay C. Başsavcılığı 17.6.1999 gün ve 79894 sayı ile;
"1- İki organdan oluşan görme duyusu tamamen kaybedilmemiştir. Görme fonksiyonu, kalan diğer göz tarafından sağlandığı için uzuv zaafı olup sanıkların eylemi TCY'nin 456/2. maddesine uygundur.
2- Sanık O, katılanı arkadan yakalamış, kollarından tutup kaçmasına imkân vermemiş, kolay ve savunmasız bir hedef haline getirmiştir. TCY'nin 64/1. maddesinde yer alan doğrudan doğruya beraber işleme söz konusudur" gerekçesiyle itiraz ederek hükmün bu nedenlerle bozulmasını talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Şikâyetçinin oğluna istediği kızı, sanık M da oğluna istemiş ve bu nedenle aralarında bir kırgınlık doğmuştur. Olay günü şikâyetçi, köyün dışında atından düşen ve oğluna istediği kızın babası olan A'a yardım etmeye giderken aralarında husumet bulunan sanıklar önüne çıkmışlardır. Sanık O katılanın arkasına geçerek kollarından sıkıca tutmuş, sanık M ise taşla gözüne vurmuştur. Yere düşünce sanıklardan O taşla kafasına ve kalçasına vurmuş, M'nın yeniden taşla vurmak istemesi üzerine "adam öldü, taş atma" demiş ve birlikte olay yerinden kaçmışlardır. Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu ve genel kurulunun raporlarında, katılanın sol gözündeki görme kaybının uzuv tatili niteliğinde olduğu belirtilmiştir.
Açıklanan olayda Özel Daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık;
1- Katılanın gözündeki arızanın uzuv tatili niteliğinde olup olmadığı,
2- Sanık O'ın suça asli maddi fail olarak katılıp katılmadığına ilişkindir.
1- Uzuv (organ), vücutta belli bir görevi yapan veya hareketi sağlayan kısımdır. Uzuv tatili, yapılan travma sonucu bir uzvun görevini yapamaz hale gelmesidir. Uzvun bütünü veya fonksiyonu tüm olarak ortadan kalkmakta veya ileri derecede azalmaktadır. O uzvun kullanılmasından yoksun kalınmakta ve genel beden gücünde eksilme olmaktadır.
Adli tıp uygulamasında uzuvlar, iç organ olabildiği gibi beş duyu denilen görme, işitme, tatma, hissetme ve koklama organları da olabilir. Ceza yasasının 456. maddesinde her iki el veya her iki ayağın fizyolojik çalışmalarındaki benzerliğe rağmen ayrı ayrı iş görme yeteneğinde olduğu, bu nedenle her birinin müstakil bir uzuv bulunduğu kabul edilmiştir. Bunun gibi vücutta çift olarak bulunan organlardan tek göz, tek böbrek, tek kulak gibi uzuvların da müstekil birer organ oldukları, adli ve tıbbı uygulamalar da belirtilmiştir.
Bir gözün görme yeteneğinin ziyaa uğraması, o gözün fizyolojik fonksiyonunu yapamaz hale gelmesidir. İki gözün birlikte görme görevini yerine getirmesi, gözlerin teker teker uzuv sayılmasına engel değildir. Gözlerden her biri anotomik yönden uzuv olup başlı başına görme fonksiyonu bulunmaktadır. Bu itibarla; gözlerden birinin fonksiyonu tamamen kaybetmesi uzuv tatili, fizyolojik görevlerinin devamlı zaafa uğraması ise uzuv zaafı niteliğindedir. Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu ile Ceza Genel Kurulu'nun süreklilik gösteren yerleşik kararları da bu doğrultudadır.
Somut olayda sanık O'ın tutması, sanık Mustafa'nın da taşla vurması sonucu katılanın sol göz görmesinin, tashihsiz 0.5 metreden, tashihli olarak da 2 metreden parmak sayma derecesine düştüğü, arızasının uzuv tatili niteliğinde olup tedaviyle düzelmesinin olanaklı olmadığı anlaşıldığından, mevcut durumun uzuv zaafı niteliğinde olduğuna ilişkin itirazın reddine karar verilmelidir.
2- Bir kişi tarafından işlenebilen tek failli suçun, yapılan işbirliği sonucunda birden fazla kişi tarafından gerçekleştirilmesi halinde suça iştirak mevcuttur.
Türk Ceza Yasası'nda; suça katılanları suçun meydana gelmesinde asli rol alanlar ve neticenin oluşmasında yardımcı rol oynayanlar olmak üzere iki gruba ayıran ikilik sistemi de denilen nispi suçluluk sistemi kabul edilmiştir. Failler, suça iştirakteki derecelerine göre asli veya fer'i fail olarak ikiye ayrılırlar.
Asli iştirak; faillerin bir suçu işleme hususunda, suçun işlenmesinden önce veya işlendiği sırada ortak bir irade ile hareket etmeleri ve suçun icrasında doğrudan doğruya etkili olan hareketleri ifa etmeleridir. Asli iştirak; asli manevi iştirak (azmettirme), ve asli maddi iştirak, asli maddi iştirak de fiili irtikap etmek ve doğrudan doğruya beraber işlemek şeklinde olmaktadır.
Fer'i iştirak ise suçun yapıcı davranışlarına (icra hareketlerine) doğrudan doğruya katılmamakla birlikte suçun işlenmesi için iş ve vasıta tedarik etmek, suçun işlenmesini kolaylaştıran davranışlarda bulunmak, suç işlenmeden önce suç işleme kararını teşvik etmek, kuvvetlendirmek, talimat vermek veya suç işlendikten sonra yardım için söz vermek, olay yerinde bulunup asli faile destek sağlamak suretiyle fiile ikinci derecede katılmaktır.
Suçun iştirak halinde işlenmesinde, faillerin suça katılma derecelerinin diğer bir deyişle asli fail mi yoksa fer'i fail mi olduklarının saptanması için eylemin bir evresindeki durumları değil, verilen karar, kararın icrası, olay öncesi ve olay sırasındaki davranışları dikkate alınmalıdır.
Somut olayda sanıklar; kıs isteme yüzünden aralarında husumet bulunan katılanı köyün dışında gördüklerinde dövmek amacıyla yanına gitmişlerdir. Sanık O, katılanın arkasına geçerek kollarından sıkıca tutmuş, yerel anlatımla kollarını kilitlemiş, katılanın serbest hareket etmesini ellerini kullanmasını, kaçıp kurtulmasını, ellerini kullanarak kendisini savunmasını engellemiştir. Bu durumdan yararlanan sanık M ise yerden aldığı taşla mağdurun gözüne vurmuş ve uzuv tatiline neden olacak şekilde katılanı yaralamıştır. Sanıkların olay yerine birlikte gelmeleri, sanık O'ın katılanı tutarak kaçmasını ve karşı koymasını engellerken diğer sanığın vurması mağdurun dövülmesine ilişkin iştirak iradelerini göstermektedir. Sanık O'ın; diğer sanık tarafından vurulmasını istemediği takdirde katılanı tutmasına gerek olmadığı açıktır. Sanık O bu hareketi ile diğer sanığın vurmasını sağlamış, onun taşla saldırdığını gördüğü halde katılanı serbest bırakmamış, fiile doğrudan doğruya katılmıştır. Diğer sanığın ne yapacağını bilmediği, taşla vurmanın tesadüfen olduğu söylenemez. Bu itibarla sanık O'ın eylemi, asli maddi iştirak niteliğinde olduğundan bu yöne ilişkin itirazın kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki üye, "sanık O'ın suçu diğer sanıkla doğrudan doğruya beraber işlediğine ilişkin itiraz nedeninin de reddi gerektiği" doğrultusunda oy kullanmışlardır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1- Katılanın gözündeki arızanın uzuv tatili olmayıp uzuv zaafı niteliğinde olduğuna ilişkin itirazın REDDİNE oybirliği ile ,
2- Yargıtay C. Başsavcılığı'nın, sanık O'ın suça asli maddi fail olarak katıldığına ilişkin itirazının kabulü ile Dördüncü Ceza Dairesi'nin 11.5.1999 gün ve 4266/5299 sayılı bozma kararının kaldırılmasına, sair yönleri de usul ve yasaya uygun bulunan yerel mahkeme hükmünün ONANMASINA, 02.11.1999 günü oyçokluğuyla karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy