(765 S. K. m. 59, 81, 503, 522)
Dava: Dolandırıcılık suçundan sanık Ş'in TCY'nin 503/1, 522, 59 ve 81/1. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay 10 gün hapis 234.451.388 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, Eskişehir İkinci Asliye Ceza Mahkemesince 27.3.1998 gün ve 54/168 sayı ile verilen hükmün; sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen altıncı Ceza Dairesince 28.9.1998 gün ve 8168/8313 sayı ile;
"1- Sanığın, müdahile satmak istediği evin kime ait olduğu, kayınpederine ait ise, satıştan vazgeçip geçmediği hususu araştırılıp, saptandıktan sonra sanığın hukuki durumunun taktir ve tayini gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şeklide hüküm kurulması,
2- Kabule göre de;
Tekerrüre esas alınan önceki hükümlülükteki içtima çözülüp en ağır ceza dikkate alınarak, TCY'nin 81/1-3 maddesinin buna göre tatbiki yerine, yazılı şekilde uygulama yapılması suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayini" isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel mahkemece 3.12.1998 gün ve 974/909 sayı ile;
(2) nolu bozma nedenine uyulmuş; (1) nolu bozma nedenine karşı ise;
"Sanığın katılandan aldığı parayı vermediği; karşılığında araba vereceğini söyleyip birtakım işlemler yaparak, onu hataya düşürüp haksız çıkar sağladığı" gerekçesi ile önceki hükümde direnmiştir.
Bu kararında sanık tarafından temyizi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının "bozma" istekli 2.3.1999 günlü tebliğnemesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulu'nca okundu gereği konuşulup düşünüldü;
Karar: Sanığın dolandırıcılık suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda Özel daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık soruşturmanın genişletilmesine gerek bulunup bulunmadığına ilişkindir.
Katılan C aşamalarda; ev almak için emlakçılık yapan sanığa başvurduklarını, anlaşıp 180 milyon lira kapora verdiklerini, ertesi gün sanığın kendisini arayarak ev sahibinin vazgeçtiğini, evi veremeyeceğini, parayı da kullandığını, elinde temiz bir araba olduğunu onu verebileceğini, arabanın iki-üç gün sonra geleceğini söylediğini, verdikleri parayı kurtarmak için bu öneriyi kabul ettiklerini, Noterlikten resmi satış işlemlerinin yapıldığını, ancak aracın bir başka kişiye devrinin yapıldığının saptandığını, sanığın kendilerini dolandırdığını beyan etmiştir.
Sanık kollukta, katılana ev satış işini doğrulayarak, katılanın evin parasını ödeyemediğini, kapora olarak verdiği 180 milyon lirayı istediğini, zor durumda olduğu için parayı ödeyemediğini, borcuna karşılık L adına tescilli otoyu katılana satmaya karar verdiğini, otonun nerede olduğunu bilmediğini, ruhsatının da bulunmadığını, trafikten yeni ruhsat çıkararak satışı yaptığını, amacının zaman kazanmak olduğunu, aracı ikinci kez E isimli şahsa sattığını,
Sulh Ceza Mahkemesi'nde aracı katılana rehin olarak verdiğini, dolandırıcılık kastının olmadığını,
Duruşmada ise kolluktaki beyanına benzer şekilde savunma yaparak, katılanın evi almaktan vazgeçtiğini savunmuştur.
Tanık E; belirtilen otoyu, Ö..... oto Galeriden aldığını, resmi satış işleminin yapılmadığını, daha sonra sanık Ş tarafından aracın kendisine resmi olarak satıldığını, aynı aracın sanık tarafından aracın kendisine resmi olarak satıldığını, aynı aracın sanık tarafından bir başka kişiye daha satıldığını öğrendiğini beyan etmiş, tanıklar B ve M. A'de aracın satışıyla ilgili benzer bilgiler vermişlerdir.
Tanık L suça konu otoyu 3 yıl önce haricen sattığını, aracı bulamadığı için resmi satış işlemlerini yaptıramadığını, aracı bağlatmak için sanık Ş'e vekalet verdiğini, bu şahsın arabayı önce C isimli bayana sonra E'ye sattığını duyduğunu, vekaletnamenin işlerin halledilmesi için verildiğini söylemiştir.
Katılan tanığı E; sanık ile ev pazarlığını yaptıklarını, 185 milyon lira kapora verdiklerini, sanığın kendilerini 12.12.1996 tarihine kadar oyaladığını, 17 Aralık'ta kayınpederinin evi bir başkasına sattığını söylediğini, parayı istediklerinde harcadığını, elinde temiz bir araba olduğunu onu verebileceğini söylediğini, parayı kurtarmak için razı olduğunu, masraflar için 25 milyon lira verdiğini, aracın 27.12.1996 tarihinde eşine satıldığını, sanığın arabayı satarken aracın Eskişehir'de olduğunu, telefonla getirebileceğini söylediğini aracın 10 gün sonra ikinci kez Emre'ye satıldığını beyan etmiş, tanıklar İbrahim ve Levent'te aracın satışı ile ilgili benzer bilgiler vermişlerdir.
26...278 plakalı otonun 17.12.1996 tarihinde Cemile'ye yine aynı aracın 27.12.1996 günü Emre'ye satıldığı ve Emre adına tescil edildiği, her iki satış işleminin de sanık tarafından gerçekleştirildiği incelenen belgelerden anlaşılmıştır.
TCY'nin 503. maddesinde yazılı dolandırıcılık suçu, bir kimseyi kandırıcı nitelikteki hile ve desiselerle yanıltıp, kendisine veya başkasına çıkar sağlamakla oluşur:
İncelenen dosyada sanık ve katılan arasında 680.000.000 lira bedelle ev pazarlığı yapılmış, sanığa 180 milyon lira kapora verilmiştir. Katılan ve eşinin birbirleriyle uyumlu ve tutarlı anlatımlarında da belirtildiği gibi; sanık evin resmi işlemelerini yapmamak üzere mağduru sürekli oyalamış, ısrarlar üzerine ise evin satışını veremeyeceğini belirterek, alınan paraya karşılık başkasına ait aracı satmış, bu aracı da teslim etmeyerek 10 gün sonra bir başkasına ait aracı satmış, bu aracı da teslim etmeyerek 10 gün sonra bir başkasına satmıştır; esasen sanık sattığı aracı kendisi dahi görmemiştir. Mağdur tarafın beyanlarının tutarlı olmasına rağmen sanığın savunmaları çelişkilidir. Sanık kollukta, "mağdur evin parasını ödeyemeyince, ödediği kaporayı istedi", Sulh Ceza Mahkemesinde, "aracı rehin olarak verdiği" duruşmada ise "şikâyetçinin evi almaktan vazgeçtiğini" belirterek, dosya kapsamıyla bağdaşmayan beyanlarda bulunmuş olup savunmasına itibar edilmesi olanaksızdır; tüm bu olgular birlikte değerlendirildiğinde sanığın baştan beri mağduru dolandırmak kastıyla (eylem önceki kast) hareket ettiği, toplanan kanıtların hüküm vermeye yeterli olduğu, satılmak istenen evin kime ait olduğunun saptanmasına ve satıştan vazgeçip geçmediği konularının araştırılmasına gerek bulunmadığı, tutarlı iddia, tanık anlatımları, sanığın beyan ve savunmalarıyla olayın yeterli derecede aydınlandığı anlaşıldığından direnme kararı yerine olup, uyulan kısmın incelenmesi için dosyanın Özel Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Başkanı ve bir kısım üyeler;
"Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; sanığın mağduru kandıracak nitelikte söz ve davranışlarda bulunması gerekir. Suçun maddi unsuru olan bu tür söz ve davranışlar mağduru yanıltmalı, onu kendi mal varlığı aleyhine bir işlemde bulunmaya yöneltmeli, sanık bu işlem (kandırıcı nitelikli fiil hareketler) sonucu kendine veya başkalarına çıkar sağlamalı, başka bir anlatımla elde olunan menfaatlerle kullanılan hile ve sanialar arasında bir nedensellik bağı bulunmalı, mağdur menfaat temin edilmesinden önce yanıltılmalıdır. Bu itibarla esasen elde edilmiş bir menfaati meşrulaştırmak için hile ve sanialar kullanılması halinde dolandırıcılık suçu oluşmaz (S. Dönmezer, Mala Karşı Cürümler sh. 426; A.P. Gözübüyük, Türk Ceza Kanunu Şerhi sh. 627, F. Erem, TCK Şerhi Cilt 3. sh., 2435 vd., S. Selçuk, dolandırıcılık Cürmünün kimi suçlardan ayrımı, sh. 21 vd.).
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; birinci olay mağdura evin satılması ve daha sonra bu satıştan vazgeçilmesi; ikinci olay ise verilen kaporaya karşılık otonun önce şikâyetçiye daha sonra bir başka kişiye satılmasıdır; Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun (26.6.1995 gün ve 197/227, 7.12.1987 gün ve 495/587) sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, önceden doğmuş bir borçtan dolayı sanığın, mağdura karşı hile ve desiseler kullanıp yüklendiği edimini yerine getirmemesi, menfaatin daha önceden elde edilmesi nedeniyle dolandırıcılık suçunu oluşturmaz, dolandırıcılık suçu ancak ilk olayda, sanığın ev satışından önce mağduru kandıracak söz ve davranışlarda bulunmak suretiyle onu yanıltması ve bunun sonucunda haksız menfaat elde etmesi halinde söz konusu olabilir. Dosyada bu yöne ilişkin yeterli bilgi bulunmaktadır. Bu nedenlerden dolayı satılmak istenilen evin kime ait olduğu, sanığa evi satış yetkisinin verilip verilmediği, savunmada belirtildiği gibi bu evin kayınpederi tarafından bir başkasına satılıp satılmadığı araştırılmak suretiyle sanığın hukuki durumunun tayini gerekir" gerekçeleriyle Yerel Mahkeme kararının bozulması yönünde oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle; soruşturmanın genişletilmesine gerek bulunmadığına ilişkin direnme kararının isabetli olduğuna;
Sanık hakkında uyulan kısım ve hükmün sair yönleri incelenmek üzere dosyanın Altıncı Ceza dairesi'ne gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 13.4.1999 günü yapılan 1. müzakerede yasal çoğunluk sağlanmadığından, 27.04.1999 günü isteme aykırı olarak oy çokluğuyla karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy