(765 S. K. m. 46, 47, 51, 448) (1412 S. K. m. 135)
Dava: Sanık Murat Bulat'ın kasten adam öldürmek suçundan beraatine ilişkin Balıkesir Ağır Ceza Mahkemesince verilen 3.11.1999 gün ve 165/267 sayılı hüküm, o yer C. Savcısının temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 10.5.2000 gün ve 948/1431 sayı ile;
06.06.1997 tarihinde 04 sıralarında yapılan ihbar ile bir cesedin bulunduğunun bildirilmesi üzerine olaya el konulduğu, 06.06.1997 tarihli olay yeri inceleme ve ölü muayene otopsi tutanağında maktülün cesedine 3 metre uzaklıkta dibçiği kırılmış barut kokusu olan namlusunda 1 adet boş kovan bulunan çifte av tüfeği ele geçirildiği ve ölüm sebebinin av tüfeği ateşine bağlı olduğu 06.06.1997 tarihli olay yeri tesbit tutanağına göre cesedi ilk bulanın maktülün amcası oğlu Murat Bulat olduğu öğrenilerek köye evine gelirken sanıkla karşılaşıldığı, şüpheli davranışları görülerek sorulduğunda, sanığın suçu ikrar ederek olay yerini göstereceğini belirterek jandarmaya gösterdiği gerek bu zabıtta gerekse aynı günlü jandarmadaki ifadelerinde suçlamayı kabul ettiği, ikrarının maddi delillere uygun bulunduğu, C. Savcısı huzurunda susma hakkını kullandığı, jandarmadaki ifadelerini alan zabıt mümzileri ve hazurun olarak bulunan muhtar Selahattin Örs, Hüseyin Yıldız ve Zeynel Dere'nin ifade alındığı sırada sanığa cebir kullanılmadığı ve suçu ikrar ettiği yolundaki inandırıcı beyanları karşısında sanık Murat'ın TCK.nun 448, 51/1. maddeleri uygulanarak cezalandırılması gerekirken olay yerine yaya 1.5 saatlik mesafedeki yerde çalıştığı hususunda olay saatinin kesinlikle belli olmamasına rağmen S.S.Meyveli Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Memduh Cihangül ve müdaafa şahitlerinin kesinlik göstermeyen ifadelerine itibar edilerek yazılı şekilde beraat kararı verilmesi isabetsizliğinden, üyelerden S. Yetkin ve M. Erten'in hükmün onanması yönündeki karşı oylarıyla oyçokluğuyla bozulmuştur.
Yargıtay Başsavcılığı ise 26.6.2000 gün ve 59326 sayı ile;
İkrarın sanık aleyhine delil olabilmesi için, CMUK 135. maddesine uygun şekilde tesbit edilmesi, serbest irade mahsulü olması, soruşturma aşamalarında geri alınmaması, başka delillerle doğrulanması ve maddi olaylara ters düşmemesi gerekir,
Sanık jandarma tarafından cesedi bulan kişi olarak aranmış sabah 06 sıralarında yolda karşılaşıldığında şahısla yapılan görüşmeler sonucunda fail olduğu tesbit edilerek 6.6.1997 günlü olay yeri tesbit tutanağına anlatımları yazılmıştır. Bu tutanakta sanığın imzası dahi yoktur.
Bundan sonra derhal olay yerine getirilerek suç yeri gösterme ve olay yeri inceleme tesbit tutanağında yine ifadesi alınarak sanığa imzalattırılmıştır.
Bu iki safhada da sanığa CMUK. 135. maddesinde sayılan hakları hatırlatılmamış ve maddede uyulması zorunlu hususlara uyulmamıştır. Bu haliyle ikrarların hukuka uygunluğundan ve delil olarak kabul edilebilirliğinden söz edilemez.
Sanığın aynı gün Yağcılar jandarma Karakolunda alınan ve ikrarı içeren ifadesi şeklen CMUK. 135. maddesine uygun görünmekte ise de kanuni haklarının ifade tutanağında teksirden çekilmiş matbu olarak hazır bulunması ve 7.6.1997 günü Cumhuriyet Savcısı tarafından bu haklarının sanığa iki kez açıklanması üzerine susma hakkını kullanması karşısında kuşku ile karşılanmalıdır. Kaldı ki jandarmadaki bu ikrar başka delillerle doğrulanmamış ve maddi olaylara da uygunluk göstermemiştir,
Şöyle ki;
Sanık maktüle yamacın üzerinde ateş ettiğini, maktülün vurulması sonucu 50-55 derecelik meyli olan arazide 45 metre yuvarlanarak düştükten sonra düzlükte kaldığını söylemesine rağmen Cumhuriyet Savcısınca cesedin bulunduğu yerde altında toprak üzerinde saçma tanesi bulunmuştur.
Ayrıca tanıklar Şuri Can, Erdoğan Yıldız, Mustafa Özçelik, Hüsnü Bal ve Özcan Bostan, sanıkla birlikte olduklarını ormanda kesim işinde çalıştıklarını saat 18'de kendilerinin buradan ayrıldıklarında sanığın daha orada olduğunu bildirmişler.
Maktülün babası Mevlüt Bulat'da sanığın o gün orman kesim işinde çalıştığını, akşam 18.30 sıralarında eve döndüğünde maktülün hayvanlarının sahipsiz olarak eve döndüklerini, 15-20 dakika sonra sanığın evlerine geldiğini birlikte aramaya çıktıklarını söylemiştir.
Orman kesim yeri ile cesedin bulunduğu yerin arasının sekiz kilometre olduğu da keşfen tesbit edilmiştir.
Görüldüğü gibi 6.6.1997 günlü jandarma karakolunda alınan bu ikrarın 7.6.1997 günü sulh hakimi huzurunda geri alınması, ikrarın maddi bulgulara uygunluk göstermemesi, dinlenilen tanıkların anlatımlarında çelişkili bulunması nedeniyle hukuki değere haiz olmadığı, hükme mesnet yapılamayacağı gerekçesiyle itiraz ederek, Özel Daire kararının kaldırılıp, Yerel Mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesini istemiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Sanığın kasten adam öldürmek suçundan beraatine karar verilen olayda, Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık suçun sübutuna ilişkindir.
6.6.1997 günü saat 04.00 sıralarında Halil İbrahim Bulat'ın, hayvanlarını otlatırken, av tüfeği ile kendisini kazaen vurduğu ve öldüğünün eniştesi Kerim Bulat tarafından telefonla bildirilmesi üzerine saat 06.00 civarında güvenlik kuvvetlerince cesedin bulunduğu yere gidilmiş, battaniye üzerinde sırtüstü yatar durumda bulunan cesedin üzerindeki battaniye kaldırılıp bakıldığında, göğüs kısmında ateşli silah yarası, yüzüstü çevrildiğinde ise sağ arka yan tarafında 9 adet fişek kurşun çıkış deliği saptanmış, çıkış deliklerinin bulunduğu yerde 1 adet 5mm. çapında saçma tanesi, ölenin 2.70 m. uzaklığında bir adet 1091 seri nolu, dipçiği kırılmış, sağ namlu gözünde ateşlenmiş boş kovan, sol namlusu boş, emniyet ve tetik tertibatı çalışan her iki iğnesi de sağlam av tüfeği, tüfek ile ölenin cesedi arasında, üst taşıma kayıtları kopmuş bir adet deri kütüklük ve içerisinde 13 adet dolu 12 kalibrelik av fişeği elde edilmiştir. Olay yerinde yapılan incelemede ölenin bu olayı kendi kendine yapamayacağı kanaatine varılması üzerine, öleni ilk bulan kişi araştırılmış, amcasının oğlu Murat Bulat olduğunun ve olay yerinden bir km. uzaklıktaki evinde bulunduğunun bildirilmesi üzerine, sanığın evine hareket edilmiş, eve gelinmeden yolda sanık ile karşılaşılmış, konuşmasının, hal ve hareketlerinin şüphe çekici olması ve telaşlı görülmesi nedeniyle kendisiyle konuşulmuş, sanık öldürme olayını ikrar ederek, görevlileri olayın olduğu yere götürmüştür. Gösterdiği yerin cesedin bulunduğu yere 50-55 metre mesafede ve 50-60 derece eğimli olduğu saptanmış, sorulduğunda sanık, ölen ile geçinemediğini, ölenin kendisine saygı duymadığını, kendisine ve ailesine sürekli küfürler ettiğini, olay günü de küfür ettiğini, kendisini ikaz ettiğini, dinlememesi üzerine vuracağını söylediğini, ölenin kendisine inanmadığını, tüfekle bir el ateş ederek vurduğunu, ölenin yuvarlanarak dere içerisindeki yola düştüğünü beyan etmiş, buna ilişkin düzenlenen 6.6.1997 tarihli tutanak görevlilerce imzalanmıştır. Aynı tarihli suç yeri gösterme ve olay yeri inceleme tutanağında ise, sanık, görevliler ile köy muhtarı Selahattin Öz ve aynı köyden Zeynel Dere ve Hüseyin Yıldız'ın huzurunda, olayı benzer şekilde anlatarak, 4 metre mesafeden tüfeği ölene doğrultarak ateşlediğini, sol taraftakini ateşlemediği, olaydan sonra patlamamış fişeği çıkartarak ekmek torbasına attığını, tüfeği namludan tutup dipçiğini yere vurarak kırdığını ve kırık tüfeği olay mahallinde bırakarak kaçtığını, pişman olduğunu söylemiş, düzenlenen tutanak görevliler, sanık ve tanıklar tarafından imzalanmıştır.
6.6.1997 günlü olay yeri inceleme, ölü muayene ve otopsi tutanağında da diğer iki tutanağa benzer saptamalarda bulunularak, epigastrik bölgede sternumun 1 cm. altında 5-6 cm2. boyutunda giriş deliğinin bulunduğu, sırtta bulunan 9 adet yaranın çıkış deliği olduğu, midenin perfore, karaciğerin diyagrama bakan yüzeyinde ¾ kısmını içine alacak bölgede dokunun harap olduğu, normal görünümünü yitirdiği, karaciğer dokusunun içinde bir adet plastik fişek kafası ile iki adet küçük plastik bulunmuş, ölüm nedeninin silahla yaralama sonucu, karaciğer ve midede oluşan perfarasyona bağlı iç kanamadan kaynaklanan hipovolemik şok olduğu belirtilmiş, bilirkişi, olayda kullanılan fişeğin domuz avında kullanılan ve standart olarak 9 adet saçma tanesi içeren fişeklerden olduğunu beyan etmiştir.
Sanık aynı gün kollukta CYUY.nın 135. maddesindeki yasal hakları hatırlatılmak suretiyle alınan beyanında, tutanaklara benzer anlatımda bulunarak suçunu ikrar etmiş, C. Savcılığında susma hakkını kullanmış, Sulh Ceza Mahkemesinde suçlamaları kabul etmediğini, duruşmada ise olay günü ormana kesim işine gittiğini, jandarmanın kendisini bir yere kapatıp, ifadeyi kendi bildiği gibi yazıp imzalattığını savunmuştur.
Ölenin babası Mevlüt Bulat kollukta, ölen oğlu ile sanığın her gün birlikte araziye hayvan otlatmaya gittiklerini, olay günü de birlikte olduklarını, çift kırma ruhsatsız av tüfeğini Murat'ın taşıdığını, o gün de tüfeği Murat'ın yanında götürdüğünü, aynı gün akşam saatlerinde Murat'ın kendisine ait hayvanlarla döndüğünü, oğlunun dönmediğini görünce, merak edip sanığa sorduğunu, sanık Murat'ın kendisine, oğlunun arkadan ağır ağır geldiğini söylediğini, bir müddet beklediğini, gelmemesi üzerine tekrar Murat'ın yanına giderek birlikte aramaya çıktıklarını, saat 01.30-02.00 sıralarında Murat'ın koşarak yanına gelip oğlunu bulduğunu ancak durumunun iyi olmadığını söylediğini, gittiklerinde göğsünden vurulmuş bir şekilde gördüğünü bildirmiş,
C. Savcılığında, jandarmadaki ifadesinin doğru olduğunu söyledikten sonra, ormana çalışmaya gittiğini, bildiği kadarıyla sanık Murat'ın da ormanda çalışmaya gittiğini, ancak aynı yerde çalışmadıklarını, oğlunun hayvanları otlatmaya götürdüğünü, akşam hayvanlar sahipsiz bir şekilde dönünce eşi ile birlikte oğlunu aramaya gittiklerini, bir süre sonra eşinin eve döndüğünü, Murat'la aramaya devam ettiklerini, sonra damadının köyüne giderek onu da yanlarına aldıklarını, Murat'ın saat 00.30 sıralarında yanına gelerek traktör hazırlamasını, Halil'in öldüğünü söylediğini, bu olayı Murat'ın yapmadığını, ona bir ceza verilecekse kendisine verilmesini söylemiş, duruşmada ise cesedi damadı ile sanığın bulduğunu, oğlunun kendi kendini vurduğunu, savcılık ifadesinin genelde doğru olduğunu beyan etmiştir.
Ölenin annesi Hatice Bulat kollukta oğlunun hayvan otlatmaya gittiğini, hayvanların sahipsiz eve dönmesi üzerine aramaya çıktıklarını gece yarısına kadar aradıklarını en son Murat'ın gelerek Halili bulduğunu söylediğini açıklamış, C. Savcılığında da benzer beyanda bulunarak Murat'ın o gün ormana kesim işine gittiğini, duruşmada ise oğlunun ölüsünü damadı Kerim ile Murat'ın bulduğunu, sanığın ormanda işi olunca, oğlunun hem Murat'ın hem de kendilerinin hayvanlarını otlatmaya götürdüğünü söylemiştir.
Tutanak tanıkları Özcan Kaya, Zeynel Dere, Hüseyin Yıldız, Suat Öğütlü ve Ahmet Coşkun, tutulan tutanakların doğru olduğunu, sanığa herhangi bir baskı yapılmadığını, sanığın suçunu ikrar ettiğini beyan etmişler, tutanak tanığı köy muhtarı Selahattin Öz de duruşmada ve keşifte saptanan beyanlarında, sanığa komutan tarafından herhangi bir baskı yapılmadığını, ne söylediyse zapta geçirildiğini, sanık Murat'ın öleni kendisine sürekli hakaret ettiği ve dinlemediği için vurduğunu ikrar ederek, olay yerini gösterdiğini söylemiştir.
Savunma tanığı olarak bildirilen, Kamil Bulat (sanığın babası) Dursun Bulat, Şuri Can, Mehmet Bulat, Hüsnü Bal, Erdoğan Yıldız ve Özcan Bostan sanığın olay günü ormanda çalıştığını, Mustafa Bulat olay günü işçileri Mustafa Özçelik, Bayram Özçelik ve Arif ile birlikte odun sarmaya giderken sanığın da kamyona bindiğini, kesim yapılan Küçükayçatı mevkiinde indiğini beyan etmiş, tanık Mustafa Özçelik de bu beyana benzer anlatımda bulunmuştur.
Ölenin eniştesi tanık Kerim Bulat duruşmada, sanık Murat'la kayınpederi olan şikayetçinin köylerine gelerek, Halil İbrahim'in dönmediğini söylediklerini, birlikte aramaya çıktıklarını, üç saat sonra kayınpederinin yorulduğunu söyleyerek yanlarından ayrıldığını, sanıkla birlikte aramaya devam ettiklerini ve yol üzerinde öleni bulduklarını söylemiş, kooperatif başkanı Memduh Cangül'de sanığın kooperatif üyesi olduğunu, kesim işinde çalıştığını, suç tarihinde Bigadiç'te olduğunu, sanığın bu tarihte çalışıp çalışmadığını bilmediğini, puantaj tutulmadığını beyan etmiş, kooperatif başkanlığına yazılan yazıya verilen cevapta da bu beyandaki bilgiler yinelenerek, sanığın kooperatif üyesi olduğu, kesim, sürgü, yükleme ve nakliyat işinin üyelerce yapıldığı, şeflikçe bir puantaj listesi tutulmadığı, çalışmanın (posta) grup halinde yapıldığı, ödemelerin de bu şekilde gerçekleştirildiği, sanığın Kamil Bulat'ın posta başı olduğu grupta çalıştığı belirtilmiş ve bunlara ait belgeler gönderilmiştir.
Manisa Ruh Sağlığı Hastalıkları Hastanesi Sağlık Kurulunun 30.9.1997 ve Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulunun 10.2.1999 tarihli raporlarında sanığın cezai ehliyetinin tam olduğu, TCY.nın 46 ve 47. maddelerinin uygulanmasına gerek olmadığı bildirilmiştir.
Bu kanıtlar ışığında somut olay değerlendirildiğinde,
6.6.1997 günü saat 04.00 sıralarında yapılan bir ihbar üzerine olaya el konulduğu, başlangıçta intihar olarak bildirilen olayın, yapılan tespitlerde intihar olamayacağının belirlenmesi üzerine, cesedi ilk bulan kişinin araştırıldığı amcasının oğlu Murat Bulat olduğu ve olay yerinden bir km. uzaklıktaki evinde bulunduğu öğrenilerek evine hareket edildiği, yolda Murat Bulat'a rastlanıldığı, sanığın şüphe çekici davranışları nedeniyle kendisiyle görüşüldüğü, suçunu kabul ederek, güvenlik güçlerini olay yerine götürdüğü, sanığın kolluktaki, tanıklar huzurunda vukubulan detaylı açıklamalarının 6.6.1997 tarihli olay yeri tespit tutanağı ile diğer tutanaklardaki tüm bilgi ve bulgularla tam anlamıyla örtüştüğü, sanığın suç yeri gösterme ve olay yeri inceleme tutanağında da belirtildiği gibi tanıklar ile görevliler huzurunda suçunu kabul ederek düzenlenen tutanağı imzaladığı anlaşılmaktadır.
Ölenin babasının kollukta olayın hemen akabindeki, olay sabahı sanıkla ölenin birlikte hayvan otlatmağa gittiklerine ve suçta kullanılan tüfeğin sanık tarafından taşındığına ilişkin C. Savcılığında da doğru olduğunu söylediği beyanı karşısında savunma tanıklarının, C. Savcılığında susma hakkını da kullanmış olan sanığın, olay günü orman kesim işinde çalıştığına yönelen ve kendi aralarında çelişkili de bulunan açıklamalarına itibar edilemeyeceği kanaatine varılmıştır.
Bu itibarla Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım üyeler, itirazın haklı nedenlere dayandığı gerekçesiyle kabulü yönünde oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE 03.10.2000 günü oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy